Dilara Pınar ARIÇ
Klasik Edebiyatta hikemi şiir mektebinin kurucusu olan Yusuf Nabi 1642 yılında Urfa’da doğdu. Asıl adının Yusuf olduğu Hayriye mesnevisinde şöyle geçer:
“Seni etdi kereminden i’ta
Pederin Yusuf-ı Nabi’ye Hüda”
Doğum yerinin Urfa olduğunu aynı mesnevide şu beyitten anlaşılmaktadır:
“Vatanum sehr-i dil-ara-yı Ruha
Vakt-ı tahrir makarrum Şehba”
Şair Urfa’nın köklü ailelerinden Hacı Gaffarzadelerdendir.
Musahip Mustafa Paşa, Nabi’yi divan katibi olarak alır. IV. Mehmed’in av gezilerine katılır. Kamaniçe’nin fethine tarih düşürme şiiri işlenir:
“Tarihini felekde melek yazdı Nabiya
Düşdi Kamançe hısnına nur-ı Muhammedi”
Nabi’nin Mustafa Paşa’nın ölümüne kadar İstanbul ve Edirne’de toplam 30 yıl kadar yaşadığı Hayriye’deki şu beyitten anlaşılmaktadır:
“Bir zaman Edrene vü İstanbul
Oldı si sal bana cay-ı nüzul”
Şair İstanbul’dan memnun kalmamış, Halep’e yerleşmiştir.
“Cezbe-yi ab u heva oldı sebep
Oldı aram-gehüm şehr-i Halep”
Oğlu Ebu’lhayr Mehmed Çelebi 1694 yılında dünyaya gelmiş, dört yıl sonra ikinci oğlu Mehmed Emin doğmuştur. Ebulhayr yedi yaşındayken Nabi nasihatname türündeki Hayriye adlı didaktik mesnevisini kaleme almıştır.
Nabi, Baltacı Mehmet Paşa ile İstanbul’a gelince Üsküdar’da konaklayarak şairlerin kendisini nasıl karşılayacaklarını tecrübe etmek ister. Bu davranışı bazılarınca yanlış anlaşılmış olmalı ki içlerinden aşağıdaki gibi oldukça sert bir beyit yazmıştır.
“Yazup taşvir-i papazı sezadur Nabiye virmek
Gerekdür kendüyi bilmezlere kendüyi bildürmek”
Eserleri:
1.Türkçe Divan
Ali Fuat Bilkan tenkitli metnini yayınlamıştır.
2.Farsça Divan
Eski harflerle basılmıştır.
3.Hayriye
1701’de Halep’te Ebulhayr Mehmed Çelebi için yazdığı nasihatname devlet kurumlarına tutulmuş bir ayna gibidir. İskender Pala tarafından günümüz Türkçesine çevrilişi yapılmıştır. Hayriye’nin doktora tezi olarak Mahmut Kaplan tarafından tenkitli metin olarak yayınlanmıştır.
4.Tercüme-i Hadis-i Erbain
Cami’nin aynı adlı eserinden kırk hadis olarak çevrilmiştir.
5.Hayrabad
Attar’ın İlahiname adlı eserinden alınmıştır. Halep’te 1705 yılında yazılmıştır. Konusu: Cürcan hükümdarı, Hurrem nedimi Cavid’i Fahr-i Cürcan’a bağışlar. Cavid’i yeraltı odasına saklar. Sabah olunca hükümdat yaptığınddan düşman olup Cavid’in sarayda olduğunu söyler. Hükümdar buna çok sevinir ve Cavid’in ağırlığınca altın vaad eder. Fahr, Cavid’i almaya gidince yeraltı odasına gidince bulamaz ve yandı zanneder. Hükümdar inzivaya çekilir. Cavid Çalak adlı bir adam tarafından kaçırılmıştır. Hükümdar Çalak’ın evinde Cavid’i bulur. Cavid hükümdarı görünce kaçar. Hurrem Cavid’i izler. Kuyudaki su yolunu takip ederek evin bahçesine çıkarlar. Tamtam adlı bir haydutun evin sahibi güzel bir kıza musallat olduğunu görürler. Tamtam’ın adamları ikisini bağlar. Çalak bir ilaçla adamları uyutarak Tamtam’ı öldürür, kızı, Cavid’i ve hükümdarı kurtarıp saraya birlikte dönerler. Hurem Kirman padişahı tarafından öldürülmek üzereyken Çalak yetişir, hükümdarı kurtarır. Hükümdar Cavid’le kurtardıkları kızı evlendirir. Nabi, eserini şu beyitle övmektedir:
“Saldı eserün cihana aşub
ÜSlub-ı kadimi itdi meslub”
6.Surname
IV. Mehmed’in oğulları için yapılan sünnet düğününü anlatmaktadır.
7.Fetih-name-yi Kamaniçe
IV. Mehmed’in 1671 yılında çıktığı Lehistan seferi anlatılmaktadır.
8.Tuhfetü’l Haremeyn
Şairin hac ziyaretinden sonra yazılmıştır. Menderes Coşkun tarafından yayınlanmıştır.
9.Zeyl-i Siyer-i Veysi
Veysi Siyer’inde Hz. Muhammed’in hayatını Bedir savaşına kadar anlatmış, Mekke’nin fethine kadar olan kısmı ilave etmiştir.
10.Münşeat-ı Nabi
Nabi’nin mektuplarını içerir. Dili sanatlıdır. Münşeat’ta Rami Mehmet Paşa’ya yazılmış mektuplar yer almaktadır.
17. yüzyılda divanının Mesneviler bölümünde IV. Mehmed’e sunduğu Gülşen-i Devlet adlı methiyesinde yazdığı şiirleri över.
“Nazmun arayiş-i zaman u zemin
Sühanün guşvar-i çarh-ı berin”
Nabi’ye aşırı övgülerin yanında haksız eleştiriler de yöneltilir. Nabi zamanında Tanzimat’a gelinceye kadar üstad kabul edilmiştir. Şeyh Galib hariçtir. Ziya Paşa Harabat adlı antolojisinde şöyle der:
“Nabi dahı söylemiş kasaid
Amma ki makule zevaid”
Ziya Paşa sadece Nabi’nin Na’t, Azliyye, Sulhiyye’yi beğenmiş, diğer nazımlarını değerli görmemiştir. Ziya Paşa dahil olarak Nabi’nin eleştirilmediği belirtilmiştir. Şeyh Galib’in Hayrabad ile ilgili eleştirileri dışında Divan şairleri Nabi’nin kaleminin güçlü olduğu inancındadırlar. Recaizade Ekrem, Nabi’nin her vadide eser vermesini eleştirir. İsrafta bulunduğunu söylemiştir. Süleyman Nazif, “Nabi’nin Farisi manzumeleri Türkçe şiirlerinin yanında pek sönük kalır” der. Muallin Naci’ye göre “Edasındaki selaset cihetiyle devrinde tektir. Abdulhalim Memduh, “Fuzuli ile Nef’i arasında Nabi gelmiştir. Fuzuli mukallitliği iddiasında bulunmuştur. Şehabettin Süleyman da Nabi’nin Fuzuli’yi taklit ettiğini belirtir. İbrahim Necmi Tarih-i Edebiyat-ı Osmaniye kitabında “Nabi eski edebiyat tarihinin mühim bir tekemmül merhalesidir.” der. Fuat Köprülü “Nabi’nin milli lisanı sevdiğini onu eslafı gibi sefil ve mukahhar görmediğini ispat ediyor.” Der. İbrahim Alaaddin Gövsa, “Nabi’nin şiirleri histen fazla fikre hitap eder.” Der. Zeki Eyüpoğlu Nabi’ye olumsuz bakar. Vasfi Mahir Kocatürk’e göre gazellerinde bariz bir çeşitlilik göze çarpar, der. Nihad Sami Banarlı’ya göre 17. Yüzyılda Divan şiirinde bir tefekkür edebiyatı çığırı açmıştır. Abdülkadir Karahan’a göre lirizmden fazla kendisine gelinceye kadar oldukça hakir kalmış denilebilecek olan fikir ve hikmete daha müsait olduğu için şiirlerinden ibret gözüyle bakış, bir nevi nasihate yönelmiştir. Mine Mengi’ye göre kendi adıyla çığır açmış bir şairdir. Meserret Diriöz’e göre Nabi, Nef’İ ve Naili ile Şeyh Galib arasında Sebk-i Hindi mektebinin köprüsüdür.
Gazel nazım şeklinin nasıl olması gerektiğini gazel redifli şiirinde şöyle der:
“Zahir ve batını ma’mur u metin olsa gazel
Surete yaver ü ma’naya mu’in olsa gazel.”
Nabi şiirlerinin darb-ı mesel olarak dilden dile dolaşmasını ister:
“Sözde darbü’l mesel iradına söz yok amma
Söz olur aleme senden kala bir darb-ı mesel”
Hüsn: Güzellik kısmında güzellik Allah’ın Rabbani kaleminin eseri olan ilahi bir süs biçiminde takdim eder:
“Hüsn arayiş-i Yezdanidir
Eser-i hame-i Rabbanidir.”
Güzel kadına ancak evlilik amacıyla bakabileceğini ve oğluna meşru daireden çıkmaması gerektiğini, fıtrata uygun olunmasının uygun olduğunu söyler:
“Lik gülzar-ı ruh-ı hubana
Nazar-ı pak ile ol pervane
Eyleme tohm-ı hayatı israf
Olma gümgeşte-i vadi-i hilaf”
Aşk kısmında,
“Bülend ü pest-i bilad-ı vücudı devr itdüm,
Diyar-ı ‘aşk kadar cay-ı afiyet yokdur.” Der.
“Allah güzeldir, güzeli sever.” Selamet aşktadır.
Maşuk/Sevgili kısmında güzelliği ile anılır.
“O şuhun lerziş-i endamını tahrire kasd etsem
Devatumda mürekkeb Nabiya sim-abdan kalmaz”
“Ma’ilüz bir güle Nabi ki tebessüm itse
Handeden gonca-i handanı peşiman buluruz.” Der.
Aşık kısmında,
“Bi bedel gerçi ki yok hüsn ile senden gayrı
Var mıdur hüsnüne de ayine benden gayrı”
Nabi’nin Renk Dünyası kısmında, renkler değerlendirilir.
Siyah renk, vahdet yani birlik alametidir. Gece siyahtır ve her şeyi örter. Tanrı’nın hakiki varlığı zuhur edince bütün mevhumlar örtülür, yok olur. Sevgilinin saçı siyahtır. Zülf-i siyah olarak geçer.
“Zülf-i siyahı salsa ‘izar üzre bi-nikab
Eylerdi alemi dil-i aşık gibi harab”
Benefşe rengi yani mor aşığın gözyaşları benefşe rengini alır.
Kırmızı rengin en çok arz-ı didar ettiği yer şarapla ilgili beyitlerdir. Mey-i gül fam gibi ifadeler kullanılır.
“Erbab-ı haratı komak kendi haline yeğdir
Tahrise sebebdür mey-i gül-fama yasaklar”
Beyaz rengini sim ve simin ile özdeşleştirmiştir.
“Degül zemine düşen berf hane-i çerhün
Beyaz-ı suret-i divarı pare pare düşer”
Sarı daha çok aşığın yüzüyle ilgili kullanımdadır. “zerrin, zerd” şeklinde kullanılır.
“Zerd hame ile mihr ider nakl beyaza
Her harf-ki piçide-i müsvedde-i şebdür”
Yeşil genellikle sebz ve zümürrüd ile ifade edilir.
“yazsalar ravzasınun namını ateş dana
Zir-i ateşde olur bir çemen-i sebz remad”
Mavi en az geçen renklerden biridir. Kebud ile ifade edilir.
“Hayal itdün gönül çeşm-i kebudun ol peri-ruyun
Kenar-ı nüsha-i ümmide nakş-ı laciverd itdün”
Nabi’nin Manisa güzellemesi kısmında, Manisa hakkında ne hoş ve ne güzel ifadeleri kullanılır:
“Zihi taravet-i fasl-ı bahar-ı Magnisa
Zihi mülayemet-i ruzgar-ı Magnisa”
Nabi’nin Sulhiyye kasidesinde Karlofça Antlaşmasını şair büyük sevinçle karşılamış, sadrazamı övmek için medhiyye yazmıştır.
“Nagehan cuşa gelüp lücce-yi ‘avn-i ezeli
Eyledi bendelerin tabe-gelu garka-i kam”
Nabi’nin Mizah Anlayışı kısmında mizahla ilgili bölümden bahseder:
“Ni’met husule geldüği suretde Nabiya
Rahat mı var müdafa’sından mekeslerin”
Hikmet kısmında Nabi’nin hikmet anlayışına değinir:
“Bu dershane-i alemde zümre-i insan
Bakılsa her biri bir nüsha-yi mücelleddir.”
Kitabın son bölümünde gazel şerhleri yer almaktadır.
Gazel, olmaz, Ümit Hüdhüdü, Rahmet tennuresi nazım yapıtları yer almaktadır.
Kitabın sonunda şiirlerinden seçmeler yer almaktadır.