Dilara Pınar ARIÇ
Vatanım güzel ülkem…
Sensiz ne yaşar ne dillenem.
Sensiz toprağım bol olsun ülkem…
Seni daima seven ben…
Güzel ülkem…
Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl,
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl.
Sana kurban olayım ülkem…
Sensiz ne edem ülkem?
Toprağım kanımladır her dem.
Sensiz ne edem ülkem?
Asım’ın neslidir yaşayacak.
Ülkem bir asırdır yaşayacak.
Kanlarımız feda olsun ülkem…
“Âsım; asrımızın gelecek asırlara tahsis edilmiş bir hediyesi, bir heyecan selamıdır. Asım, bir ıstırap içinde kıvrana kıvrana can veren altı yüz senelik bir devrin, Akif’in dehasının yarattığı bir kuğu şarkısıdır…” (Süleyman Nazif)
“Sorarım kendime: gurbette mi, hayrette miyim?
Yoklarım taşları toprakları: izler kan izi;
Yurdumun kan kusuyor mosmor uzanmış denizi!
Tüter üç beş baca kalmış… O da seyrek seyrek…
Âşina bir yuva olsun seçebilsem, diyerek,
Bakınırken duyarım gözlerimiz yandığını:
Sarar afakımı binlerce sıcak kül yığını.
Ne o gömgök dereler var, ne o zümrüt dağlar;
Ne o çıldırmış ekinler, ne o coşkun bağlar.
Şimdi kızgın günün altında pinekler, bekler,
Sade yalçın kayalar, sade ıpıssız çöller.
Yurdu baştan başa viraneye dönmüş Türk’ün;
Dünkü, şen şâtır ocaklar yatıyor yerde bugün.” (s. 379)
Sözler uçar yazı kalır.
Mehmet Akif’ten bir deste söz kalır.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
Ülkem için kendini feda eden edene!