Her hayal kırıklığı kalp de kırar. Ümitle beklenilen her konun boşa çıkması bir parça incitir insanın içini.
Beklentide olmamak da mümkün mü yaşarken? İllaki bir beklentisi oluyor insanların.
Sadece dünyadan bekledikleriniz, insanlardan beklentiniz değil; kendinizden de vardır beklentiniz.
Bir amaca erişemediğinizde ya da beklenmeyen bir şey yaptığınızda insan kendine de kaderine de kırılmaz mı sanırsınız?
Dünyaya küsmeyiz belki bu kadar kırgınlık içinde ama kendi kabuğuna çekilir insan. Azaltır beklentisini herkesten ve her yerden.
Beklentiye girmek de ayrı efor ister, ayrı bir enerji emer bünyeden. Bir yerden sonra da beklememek gerekir ki içsel bir denge olabilsin. Neden enerjisini beklentilerine harcasın ki insan zaten.
Sırf hayal kırıklığına uğramamak için isteği, beklentisi yokmuş gibi yapanlar da bizden değil zaten. Sadece arada bir denge ve köprü kurabilmeli. Bir yerden sonra olmayacaklar için de vazgeçebilmeli insan sadece.
Dünyadan, toplumdan ve insanlardan beklenilene müdahale etme imkânımız olmasa da insan kendisinden beklenilenin sınırını bilir ve buna göre davranır.
Kendi sınırını bilmek de esasen aslında yapabileceklerini ve yapamayacaklarını bilmektir ve neyin beklenilmesi gerektiğinin ya da tersi beklenilmemesi gerektiğinin de net olması demektir.
İstekleriniz ya da beklentileriniz karşılanmazsa yoksunluk krizine girmek de muhtemeldir. Dış etkenlere bağlı olanlar için geçmiş olsun. İnsanın kendisine bağlı olanlarda ise kısa bir tasavvuru olmalı ve en azından neyi ne kadar bekleyeceğini bilmeli kendinden.
İnsan dış dünya ile ilgili ne kadar hayal kırıklığı yaşamış olursa olsun aslında muhasebesi kendisiyledir. Kendisinden beklenileni yerine getirmek veya getirmemiş olmak daha çok hırpalar kişiyi. Daha sonrasında ise vicdanının susmaması ve sürekli geriye yönelik sayıklaması da ondandır.
En iyisi mi ya sınırınızı bilip ona göre beklentiye sokaktır kendini ya da yapılanların sorumluluğunu alıp vicdan yapmamaktır.
Kısaca hayallerinizi kırmayın kırılmayın…