İnsan mayası gereği sosyal bir varlıktır. Sosyalliği artık medyada arasak da diğer insanlara ve toplumlara duyarsız da kalamayız.
Duyarlılık derken sosyal medyadaki klavye şövalyeliğinden bahsetmiyorum. Gerçek anlamada içinde yaşadığımız dünyaya karşı ve beraber yaşadığımız insanlara ve topluluklara karşı olan duyarlılıktan bahsediyorum.
Duyarlılıkta da hedef seçmek manasız olur. Belli bir hassasiyetimiz varken insan veya zümre ayırmak bir manada riyakarlık olarak görülmektedir.
“Nerede bir can ölse, oralı olur yüreğim. Olmalı zaten. Olmazsa insan olmaz yüreğim.” demiş, Şair Ahmed Arif.
O yüzden de zulüm neredeyse oralı olmalı yüreğimiz. Zulümlerde ayrımcılık yapmak da hiçbir düşünce ve inanca sığmaz.
Bir yerdeki zulmü görmeyip de diğerini daha fazla önemsemek, nedeni ne olursa olsun insanların iki yüzlülüğüdür.
Her insanın inanışı, düşüncesi ve icraatı farklı olsa da ortak payda; her zulme hassasiyet gösterilmesi olmalıdır.
Sırf aynı soydan olmayanla ya da sırf aynı inanışta olmayanla ortak nokta yok diye görmezden gelinmemeli hiçbir adaletsizlik.
Her toplumun kuralları ve kuramları farklı olsa da vicdani yükümlülükler aynı olmalı. İki kardeş arasında nasıl ayırım yapılmamaya çalışılıyorsa, farklı zümreler arasında da yapılmamalı.
Eğer bu ayırım yapılıyorsa da bilerek yapılan bir yönlendirme olduğunu söylemek işten bile değil. Önemli olan yapılan zalimlik değil de kime yapıldığının ilgilenilmesi olursa adaletsizlik burada başlar ve asıl kıyamet o zaman kopar.
İnsan olmanın şartı herkese adil davranmak ve herkese aynı duyarlılığı göstermekse vicdani yükümlülüklerimizi herkese karşı yerine getirmemiz gereklidir.
Duyarlılıkta bugün, diyerek hedef seçip riyakarlık yapamayız!