İbrahim Uysal
Köşe Yazarı
İbrahim Uysal
 

Yaşamımda Emel Doğramacı

Artık kış gelmişti, köyde de yapılacak iş kalmamıştı. Bir gün Liseden Fizik öğretmenim ile karşılaştım, o da Antalya'da yeni bir dershane açmıştı. Gel para falan verme bilgilerini taze tut deyince, aklıma yattı ve ondan habersiz Antalya'nın denizinin adı olan dershanesine paramı yatırıp, başladım.   O aralar ortalıkta bir de yeni okulun açılacağı söylentisi dolaşıyordu. Evet, Kasım'ın içinde Antalya İnşaat açıldı. Ona da kayıt yaptırdım ve başladım öğrenciliğe. Okul Topçularda, teknik resim derslerini de Konyaaltı Caddesi'ndeki Valiliğin karşısındaki Endüstri Meslek Lisesinin Laboratuvarlarında alıyoruz.   Çarşamba ve Perşembe günleri dersler var ve ben de perşembe günleri derse gidiyorum. Bir kaç hafta sonra Çarşamba grubu dersten çıktıktan sonra, yolda sağ-sol öğrenci kavgası oluyor.   Sınıftan bir öğrenci, ben dahil 11 öğrencinin adını veriyor ve Perşembe günü biz derste iken Jandarma kapıya dayanıyor ve bizi alıp dosdoğru karakol ve adliyeye götürüyor. Öğleden sonra mahkemede olayın olduğu saatte derste olduğumu söylesem de, artık bilmiyorum Hakim mi, Savcı mı bize, "Antalya'yı size terör yuvası yaptırmayacağım" diye bağırıyordu.   İfademi verdikten sonra polislere izin verin de gideyim deyince, Polis de haklı olarak biraz da alaylı şekilde, nereye gideceksin, tutuklandın, az sonra Cezaevine gidince gözün açılır deyince, şafak attı.   O günler bir partinin il başkanı da olan bir ağabeyimiz bizim avukatımız oldu, okulda derste olduğumuzun belgelerini sununca, bugün yerinde yeller esen Kadın Yarının kenarındaki Cezaevinden çıkmıştım.   Artık her şey burnumdan gelmişti Nereye okula gitsem vukuatlar beni buluyordu. Bu okulu da belgelerimi alıp bıraktım. Şimdi tek işim dershaneye gitmek ve Antalya'nın keyfini çıkarmaktı.   Derken, yine sınavlar başladı, sınava girdik ama ben etrafa soruyorum, ya adam gibi okuyacağım masum bir Üniversite yok mu diye; bana Hacettepe Üniversitesinde bir bölüm seç keyfini çıkar dediler. Sordum, soruşturdum, haklılardı.   Bu kez tercihlerin hepsini Hacettepe'den yaptım ve öyle de oldu. Üniversite açıldı, ben de önce İngilizce Hazırlık öğrencisi olarak başladım ama orada da olaylar bitmiyordu ki, her olaydan sonra Jandarma alıyor, önce Beytepe sırtlarındaki karakola, oradan da Ulus- Rüzgarlı'daki karakola gidip, birer masumiyet ifadesi verip akşam eve gidiyorduk.   Neyse, hazırlık vukuatsız bir şekilde bitti, Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesinin kapısından girdik.   Bahara doğru Öğrenci Temsilcisi seçilecek diye duyurular asıldı. Arkadaşlar da bana sen de aday ol dediler, pek istemesem de, ben de aday oldum Bir gün Dekanlıktan bir görevli, Fakülte Dekanı Prof Dr Emel Doğramacı senin ile görüşecek dedi ve birlikte gittik.   Emel Hanım, "hocaların ile konuştum, senin için iyi şeyler söylediler, senin öğrenci temsilciliği seçimlerde aday olmanı onaylıyorum" dedi. Pek bir şey anlamadım ama bu bizim Emel Doğramacı ile ilk tanışmamız ve sürecimiz oldu.   Derken, bazen fakültenin koridorlarda, bahçesinde karşılaşır isek, halimi hatrımı sorar, iki kelam ederdik. Fakülte bitti, askerlik derken birden ailenin o günler satın aldığı bazı şeyler sebebiyle, bana ticaret yapmam için ayıracakları sermaye şimdilik yok, istersen bir iki yıl bir yerde çalış, sonra Antalya'da sana beyaz eşya dükkanı açarız dediler ve bana da bir kez daha Anakara yolları göründü.   Petrol Ofisi, Bilgisayar Programcılığı, Orman Bakanlığı ve Kredi ve Yurtları Kurumunda (YURTKUR) memuriyet sınavlarını kazanmıştım (hadi hava olmasın ama ilk ikisini, birincilikle kazanmıştım, belgeleri dolabımda dosyada) ama ben Antalya'ya gitmek için YUTKUR'U tercih edip işe başladım.   İşe başladığımın üçüncü ayında, bir gün Kurumun Genel Müdürü asker kökenli Şahap AR, Müdürümüzün odasına geldi ve bizleri de odaya çağırdılar. Hal hatırdan sonra, Şahap Paşa bize, "Sizler gençlersiniz, bu Kurumu projeler ile büyütmeniz gerek" deyince, ben de "Efendim, büyük yurtlarda Yabancı dil laboratuvarları ve Kütüphaneler açalım" dedim. Büyük bir hevesle, tamam dedi ve beni müdürümden izin alarak makamına götürdü.   Ben de toy toy gittim. Bana "Artık sen bu projede, benim temsilcim olarak Koordinatörümsün" dediler. Tabi ben bir şey anlamadım; "Sen şimdi git bir proje hazırla ve fizibilite yap bana getir" deyince, beni aldı bir telaş.   Hemen Müdürümden izin alıp Beytepe yollarını tuttum ve dosdoğru Emel Doğramacı'nın kapısını çaldım. Ona olanları anlattım, ben telaşlı iken, o çok sevindi ve hemen sekreterini çağırıp, "İngiliz, Fransız ve Alman dili Bölüm başkanlarını çağır", dedi.   Bana ikram ettiği çayı içerken, bölüm başkanı hocalar geldi ve onlara olayı ve benim ile neler yapmaları gerektiği teker teker anlattı. Tabi ben şaşkın vaziyetteyim. Kuruma (YURTKUR) gelip Şahap Paşa'ya olanları anlatınca o da çok sevindi.   Sonra sıra bu yurtlarda yapılacak Kütüphane ve Laboratuvar konusuna sıra geldi. Yine Hacettepe'nin bu işleri yapan şirketi ve Endüstri Meslek Lisesinin oralarında yapılmasına karar verdiler.   Kurumun sınavı için bana bilgi veren ortaokul arkadaşım Akif de orada İnşaat Mühendisi olarak çalışıyordu. Bu teknik işler de onlara devredilince bana yurtlardan öğrenci başvurularını alıp, hocalar ile ders programı yapmak işi kalmıştı.   Emel Hanım dönem dönem beni çağırıyor ve konu hakkında bilgiler alıyordu. Derken laf lafı açıyor, ben de ona yeni yeni projelerden söz ediyorum. Bir gün konuştuğumuz bir proje için bana "Bak, bunu Kültür ve Turizm Bakanlığında Doktora öğrencim var, Bakanlıkta Müsteşar, şimdi ondan senin için randevu aldıracağım, ona git anlat" dediler.   Ben Müsteşar olan kişi gittim, önceden Hoca konudan söz ettiği için ayrıntılı bir görüşme yaptık ve bana "seni Bakanlığa alsak ya", dediler. Oooo hedefi Antalya'ya gitmek olan birisi için, muhteşem bir teklifti.   Bugünden bakınca, bir süreliğine geldiğim Ankara'da gittikçe bürokrasinin içine derin derin daldığımın farkında değilmişim..   Not: Sürecek
Ekleme Tarihi: 25 Nisan 2026 -Cumartesi

Yaşamımda Emel Doğramacı

Artık kış gelmişti, köyde de yapılacak iş kalmamıştı.
Bir gün Liseden Fizik öğretmenim ile karşılaştım, o da Antalya'da yeni bir dershane açmıştı. Gel para falan verme bilgilerini taze tut deyince, aklıma yattı ve ondan habersiz Antalya'nın denizinin adı olan dershanesine paramı yatırıp, başladım.
 
O aralar ortalıkta bir de yeni okulun açılacağı söylentisi dolaşıyordu. Evet, Kasım'ın içinde Antalya İnşaat açıldı. Ona da kayıt yaptırdım ve başladım öğrenciliğe. Okul Topçularda, teknik resim derslerini de Konyaaltı Caddesi'ndeki Valiliğin karşısındaki Endüstri Meslek Lisesinin Laboratuvarlarında alıyoruz.
 
Çarşamba ve Perşembe günleri dersler var ve ben de perşembe günleri derse gidiyorum.
Bir kaç hafta sonra Çarşamba grubu dersten çıktıktan sonra, yolda sağ-sol öğrenci kavgası oluyor.
 
Sınıftan bir öğrenci, ben dahil 11 öğrencinin adını veriyor ve Perşembe günü biz derste iken Jandarma kapıya dayanıyor ve bizi alıp dosdoğru karakol ve adliyeye götürüyor.
Öğleden sonra mahkemede olayın olduğu saatte derste olduğumu söylesem de, artık bilmiyorum Hakim mi, Savcı mı bize, "Antalya'yı size terör yuvası yaptırmayacağım" diye bağırıyordu.
 
İfademi verdikten sonra polislere izin verin de gideyim deyince, Polis de haklı olarak biraz da alaylı şekilde, nereye gideceksin, tutuklandın, az sonra Cezaevine gidince gözün açılır deyince, şafak attı.
 
O günler bir partinin il başkanı da olan bir ağabeyimiz bizim avukatımız oldu, okulda derste olduğumuzun belgelerini sununca, bugün yerinde yeller esen Kadın Yarının kenarındaki Cezaevinden çıkmıştım.
 
Artık her şey burnumdan gelmişti Nereye okula gitsem vukuatlar beni buluyordu. Bu okulu da belgelerimi alıp bıraktım. Şimdi tek işim dershaneye gitmek ve Antalya'nın keyfini çıkarmaktı.
 
Derken, yine sınavlar başladı, sınava girdik ama ben etrafa soruyorum, ya adam gibi okuyacağım masum bir Üniversite yok mu diye; bana Hacettepe Üniversitesinde bir bölüm seç keyfini çıkar dediler. Sordum, soruşturdum, haklılardı.
 
Bu kez tercihlerin hepsini Hacettepe'den yaptım ve öyle de oldu.
Üniversite açıldı, ben de önce İngilizce Hazırlık öğrencisi olarak başladım ama orada da olaylar bitmiyordu ki, her olaydan sonra Jandarma alıyor, önce Beytepe sırtlarındaki karakola, oradan da Ulus- Rüzgarlı'daki karakola gidip, birer masumiyet ifadesi verip akşam eve gidiyorduk.
 
Neyse, hazırlık vukuatsız bir şekilde bitti, Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesinin kapısından girdik.
 
Bahara doğru Öğrenci Temsilcisi seçilecek diye duyurular asıldı. Arkadaşlar da bana sen de aday ol dediler, pek istemesem de, ben de aday oldum
Bir gün Dekanlıktan bir görevli, Fakülte Dekanı Prof Dr Emel Doğramacı senin ile görüşecek dedi ve birlikte gittik.
 
Emel Hanım, "hocaların ile konuştum, senin için iyi şeyler söylediler, senin öğrenci temsilciliği seçimlerde aday olmanı onaylıyorum" dedi. Pek bir şey anlamadım ama bu bizim Emel Doğramacı ile ilk tanışmamız ve sürecimiz oldu.
 
Derken, bazen fakültenin koridorlarda, bahçesinde karşılaşır isek, halimi hatrımı sorar, iki kelam ederdik. Fakülte bitti, askerlik derken birden ailenin o günler satın aldığı bazı şeyler sebebiyle, bana ticaret yapmam için ayıracakları sermaye şimdilik yok, istersen bir iki yıl bir yerde çalış, sonra Antalya'da sana beyaz eşya dükkanı açarız dediler ve bana da bir kez daha Anakara yolları göründü.
 
Petrol Ofisi, Bilgisayar Programcılığı, Orman Bakanlığı ve Kredi ve Yurtları Kurumunda (YURTKUR) memuriyet sınavlarını kazanmıştım (hadi hava olmasın ama ilk ikisini, birincilikle kazanmıştım, belgeleri dolabımda dosyada) ama ben Antalya'ya gitmek için YUTKUR'U tercih edip işe başladım.
 
İşe başladığımın üçüncü ayında, bir gün Kurumun Genel Müdürü asker kökenli Şahap AR, Müdürümüzün odasına geldi ve bizleri de odaya çağırdılar.
Hal hatırdan sonra, Şahap Paşa bize, "Sizler gençlersiniz, bu Kurumu projeler ile büyütmeniz gerek" deyince, ben de "Efendim, büyük yurtlarda Yabancı dil laboratuvarları ve Kütüphaneler açalım" dedim. Büyük bir hevesle, tamam dedi ve beni müdürümden izin alarak makamına götürdü.
 
Ben de toy toy gittim. Bana "Artık sen bu projede, benim temsilcim olarak Koordinatörümsün" dediler. Tabi ben bir şey anlamadım; "Sen şimdi git bir proje hazırla ve fizibilite yap bana getir" deyince, beni aldı bir telaş.
 
Hemen Müdürümden izin alıp Beytepe yollarını tuttum ve dosdoğru Emel Doğramacı'nın kapısını çaldım. Ona olanları anlattım, ben telaşlı iken, o çok sevindi ve hemen sekreterini çağırıp, "İngiliz, Fransız ve Alman dili Bölüm başkanlarını çağır", dedi.
 
Bana ikram ettiği çayı içerken, bölüm başkanı hocalar geldi ve onlara olayı ve benim ile neler yapmaları gerektiği teker teker anlattı. Tabi ben şaşkın vaziyetteyim.
Kuruma (YURTKUR) gelip Şahap Paşa'ya olanları anlatınca o da çok sevindi.
 
Sonra sıra bu yurtlarda yapılacak Kütüphane ve Laboratuvar konusuna sıra geldi. Yine Hacettepe'nin bu işleri yapan şirketi ve Endüstri Meslek Lisesinin oralarında yapılmasına karar verdiler.
 
Kurumun sınavı için bana bilgi veren ortaokul arkadaşım Akif de orada İnşaat Mühendisi olarak çalışıyordu. Bu teknik işler de onlara devredilince bana yurtlardan öğrenci başvurularını alıp, hocalar ile ders programı yapmak işi kalmıştı.
 
Emel Hanım dönem dönem beni çağırıyor ve konu hakkında bilgiler alıyordu. Derken laf lafı açıyor, ben de ona yeni yeni projelerden söz ediyorum.
Bir gün konuştuğumuz bir proje için bana "Bak, bunu Kültür ve Turizm Bakanlığında Doktora öğrencim var, Bakanlıkta Müsteşar, şimdi ondan senin için randevu aldıracağım, ona git anlat" dediler.
 
Ben Müsteşar olan kişi gittim, önceden Hoca konudan söz ettiği için ayrıntılı bir görüşme yaptık ve bana "seni Bakanlığa alsak ya", dediler.
Oooo hedefi Antalya'ya gitmek olan birisi için, muhteşem bir teklifti.
 
Bugünden bakınca, bir süreliğine geldiğim Ankara'da gittikçe bürokrasinin içine derin derin daldığımın farkında değilmişim..
 
Not: Sürecek
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergalerisi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
startup ekosistemi, evden eve nakliyat