Anadolu'da her sözün ve olayın bir karşılığı vardır.
İşte buna da kültür diyorlar. O da öyle sıradan oluşmuyor, bir zaman ve süreç gerektiriyor.
Son zamanlarda Dünyada, Ülkede, bölgelerden öyle olaylar yaşanıyor ki, herkes işine geldiği, kendi çıkarına olduğu gibi kabullenmeyi ve yaşamayı tercih ediyor. Ne acı.
İlk başta 2000'li yıllara girerken kimin neresini sıkıyor ise "Cumhuriyet yüz yıllıktır" sözleri ulu orta dolaşmaya başladı. Kızıyordun.
Gel gör ki 2026'lara gelince, kafamdaki kuşkular bir bir karşıma hakikat olarak dikilmeye başladı.
Emperyalizm Dünyada her zaman parçala, böl, yönet taktiğini uygular ama bu sırasının bize geldiğini görmek;
Bu da yetmezmiş gibi ucu ve bucağı neresi olacağı belli olmayan, dahası kurum, kuruluş ve organlarına ne ve yöneticileri hangi ülkelerin emir eri olacağı belli olmayan yapılar ortaya çıkacakken, bunu bile bir ayrıcalık, kurtuluş sayan "aydınlar" ile yaşıyor olmak da pek insana huzur vermiyor.
Dünyanın emperyal Ülkelerinin yöneticileri kin ve nefretle bir şekilde büyüklüğünü kabul ettikleri, diğer tüm masum ülkelerin ise önder kabul ettiği Mustafa Kemal Atatürk, bu ulusal iki şeyi emanet ediyor.
İlki TÜRKİYE CUMHURİYETİ, diğeri de, ilkelerine kadar yazdığı CUMHURİYET HALK PARTİSİ.
Atatürk'ün bu emanetlerini korumak ve kollamak bu ülkenin yurtseverlerinin, aydınlarının ilk görevi olmalıdır.
Şaka gibi gelen tek adam resimi, uluslararası ilişkileri sayesinde Cumhuriyetin tüm değerlerini bir bir yok etmektedir. Bu bilinçsiz bir tavır da değildir.
İslamcı ideolojinin hedefi bellidir. Düşman ise, Atatürk'ün laik, demokratik Cumhuriyetidir. Buna da şaşmamak gerek, benim asıl şaşkınım ise, yıllarca Atatürk'ün partisi içinde yuvarlanmış, her türlü olanağı kullanmış kişi ve kitlelerin tavrına, kendini Atatürkçü sayanların tavır davranış ve hoş görüleridir.
Toplum adeta hipnoz olmuş vaziyette. Üç beş hak arayan dernek, sendika dışında herkes olanları tv'lerden huşu içinde izlemekte.
Dün tekerleri dönerken iktidarların yanında, hak arayanları yuhlayan, taşlayanlar bu gününün emeklileri, "keşke elim kırılsaydı " diyorlar ama zamanında görülmeyen, anlaşılmayan gerçekler gün geliyor, görmeyenlerin gözlerini oyuyor.
Hani o dizeler var ya, "henüz vakit varken gülüm, Paris yanıp yıkılmadan" diye, şarkı sözü gerçek olmadan uyansak mı!..