Yıllar, çağlar önce buharlı makineler henüz icad edilmiş, bunlar ile gemiler yapılmış ve tabiki denizaşırı ülkeler keşfedilip, önceleri gemicilik sonra da korsanlık yaşamın bir parçası olmuş.
Tabi bunu ilk fark edenler ise İspanyollar ve Portekizliler. Bir fırtına sonucu dalgalar gemiyi, bir kara parçasının kıyısına atar, yorgunluk ve açlıktan perişan gemiciler, günün aydınlanması ile suyun içinde yüzen balıkları ve karşılarında meyve ağaçlarını görünce, onca sıkıntıdan sonra yaşasın Cennete düştük derler.
İlk önce sudan balıklar tutulur, sonra kıyıdaki meyvelerden toplanır ve yenilir. Uzaklardan onları izleyen birileri vardır ama gemiciler kimseyi görmezler. Bir gün sonra uzaklardan bakanlar toplanırlar ve ellerinde mızrakları, okları ile sahile inerler; geminin içindekiler bu garip kılıklı ve tenli yaratıkları görünce, karşılıklı bağrış, çağrış
yaparlar, sesler, gürültüler arasında bir şey anlaşılmaz, dağılırlar.
Daha sonra gemidekiler gitsin diye mızrak fırlatırlar, ok atarlar ama gemidekilerin elinde silahları vardır. Onlar da ateş ile karşılık verirler ve bir kaç kişiyi oracıkta öldürürler. Bu tür ölüme ve kana alışık olmayan karaparçasındakiler panik ile cesetleri yüklenip, ormanın içine kaçarlar.
Gemiciler de bu durumdan cesaret alıp, onları ormanın içine kadar kovalarlar. Gittikleri taşlı, topraklı patikaların içinde parlayan garip garip parçacıklar bulurlar; bıçak, kama yaparız diye bu bulduklarını toplayıp, torbalarına doldururlar.
Bir süre sonra da, su, yiyecek doldurup geri dönüş için yola koyulurlar.
Zamanla başka gemiciler, denizciler de bu yolu keşfederler ve sık sık da oralara gitmeye başlarlar, dönüşlerinde getirdikleri taş, maden vb parçacıkları da memleketlerinde birlerine satarlar. Deniz ötesinden getirilen parçaların altın madeni olduğu anlaşılınca da, korsanların ilgisini çekerler.
Zamanla bu kara parçasının Güney Amerika ve bu insanların da Kızılderililer olduğu anlaşılır. Gemiciler de artık sık sık buralara gelmeye başlayınca, bir yaşlı Kızılderili reis ile anlaşırlar ve konuşmaya başlar, kendilerine oralarda dağda ovada rehberlik etmesini sağlarlar.
Gemiciler için buraları artık yeni bir ticaret yeri olur.
Ülkenin dört bir yanındaki korsanlar gemicilerin yaptıklarını görünce, ulan hepimiz toplanalım, oralarda ne var ne yok ise getirip, zengin olalım derler.
Korsanlar limanda toplanırlar ve bindikleri gemi ile de gece gündüz demeden yol alırlar ve bir sabah gemileri Güney Amerika sahillerine yaklaşırlar.
Gemicilerin sık sık gelmesiyle yaşlı Kızılderili Reisi, sahilde bir kulübe yapar ve gelenlere her türlü rehberlik hizmeti verir.
Korsanlar sırt çantalarını doldururlar ellerine aldıkları silahları ile de limana inerler ve dosdoğru yaşlı Kızılderili Reisi bulurlar. Gemiciler, onlardan önce gelen korsanlar düzlüklerde bir şey bırakmamışlardır, onlara ancak dağların zirvelerine götürebileceğini söyler yaşlı rehber. Korsanlar her türlü zorluğa hazırdırlar, yeter ki biran önce altınların olduğu zirveye çıksınlar.
Kızılderili rehber, beraberindekiler ile birlikte genellikle dağın yamacına yüz metre tırmanıp bir mola verip, dinlenip, soluklandıktan sonra yürüyüşe alışıktır.
Korsanlar, günlerdir süren gemi yolculuğunda, biran önce dağın tepesine varıp, torbalarına doldurdukları altınlar ile geri dönmeyi, zengin olmayı hayal etmektedir.
Her yüz metre tırmanırken yaşlı Deneyimli Kızılderili Rehber, dinlenme yerinde bir mola verip, dinlenmeyi istese de, korsanlar yürüyelim diye ısrar etmekte, yaşlı rehber de kırmayıp yola devam etmektedir.
Artık yolun yarısına gelinmiş ise de yaşlı rehber bir ağacın altına oturur ve etrafına toplanan korsanlara: Öyle hızlı tırmandık ki, ruhlarımız bizlerden yüzlerce metre
geride kaldı, artık oturup biraz dinlenip, ruhlarımızın bize yetişmesine olanak vermemiz gerekiyor, der.
Ülkemizde de, Dünyada da öyle şeyler oluyor ki, İran ile ABD arasında yaşanan Hürmüz Boğazı Savaşı denilen savaş, Rusya ile Ukrayna savaşı, Çin ile ABD'nin ekonomik sürtüşmeleri, bizim ülkemizin de güney sınırımızda Suriye gerginliği, Ege Denizi ve Akdeniz'de adalar ve Mavi Vatan gerginliği, yetmiyormuş gibi bir de iç siyasi iktidar sorunlarından dolayı yaşanılan Enflasyon, hayat pahalılığı sorunu.
Yukarıda yaşanan sorunlar, her şeye rağmen halkın gündeminden düştüğü için İktidar partisi ve destekçisi partiler (Cumhur İttifakı) için mutluluk kaynağı. Oysa iktidarı hedefleyen muhalefet partilerinin, özellikle Ana Muhalefet Partisi CHP'nin halkın ilk sıradaki gündemi olan bu sorunları, çözüm yolları ile birlikte halkın gündeminde tutulması gerekirken, CHP kendi iç iktidar sorunu ile uğraşıp bir de ülkenin ve halkın gündemi içine içine sokarak, her türlü medya aracılığı ile gündemi tutmuştur, bundan iktidar partilerinin ve CB'nin şikayetçi olduğunu düşünmek bile abuktur.
Siyaset, halk için yapılıyor ise, bunu çözmeyi vaat edensiyasilerin halkın refah içinde yaşaması için bir takım çözüm politikaları olması gerekir.
Yapılan anketlerde halk pahalılıktan, iktidardan her şeyden şikayetçi ama çözümü kimden ve nereden bekliyorsunuz denildiğinde bile muhalefet partileri ilk sıralarda çıkmıyor.
Bu bir umutsuzluktur. Sebebi ise, halka sosyal ve siyasal bir çözüm yolu paketi ve politikası sunulamamasıdır.
CHP'nin Genel Başkanı ve yöneticileri kim olur bilemem ama CHP'nin herkesin anlayacağı ve umut edeceği bir çözüm yolu siyaset belgesi sunması gerekmektedir.
Bu satırlarda sonra bile bir takım çıkar beklenticileri, olayın özünü anlamadan, laf olsun torba dolsun diye bir şeyler diyeceklerdir. Dün, Deniz gitsin, Kemal gelsin diye meydanları, sanal medyayı dolduranlar, bugünde Kemal gitsin Özgür gelsin diye meydanlardalar.
Tamam sosyal ve siyasal olarak Kemal ne vaat ediyor, Özgür ne vaat ediyor, cehaletimi hoş görün de ben pek bir şey göremedim.
İktidar, bir kısım CHP belediyelerini hedefine oturtmuş, başkanlarını tutuklatmış ve gündemi değiştirmiştir. İyi de muhalefetin bunun karşına koyduğu ve halkın gündemi olan sosyal ve siyasi yol haritası nedir?
Atalar der ki, Ağaca güvenip yaslanma devrilir, adam güvenip yaslanma ölür, derler. O partili, bu partili "deneyimli", her şeye bir çift lafı olan değerli dostlar, bir çoğunuzun tuzu kuru olabilir, hatta birileri bir yerlerde olursa sizin için de iyi olur, eyvallah ama unutmayın, kurban bayramı yeni geçti, o ünlü atasözünü bilmeyeniniz yoktur;
Bayramda köpek canlanmaz!..
Bakın Süleyman Demirel bir seçim gezisi için Anadolu'da bir kasabaya gider, meydanda toplanmışken, aralardan elinde CHP amblemli ve Bülent Ecevit'in resminin olduğu bir çocuk Demirel'in karşısına geçer, etraftakiler hemen tepki gösterirler ama Demirel Çocuğu elindeki fotoğraf ile çağırır ve gazetecilere öyle poz verir.
Çocuğun elinde Ecevit'in resmi vardır ama eve gidince tüm aileyi Demirel'e oy vermeye ikna eder. O yüzden az laf çok iş.
Gelin biraz oturup, sakinleşip, aklımızı başımıza alıp hem ruhlarımızın bize yetişmesi hem de sakin sakin karar vermek için, azıcık oturup, DÜŞÜNSEK Mİ!...