Günlerden bir kez daha yine "6. MAYIS" olsa, yürekli insanlar nasıl bağırlarını dövmezler, nasıl acı çekip, inlemezler. Ah be güzel ülkem, ah be masum halkım, nedir bu çektiklerimiz ya.
O gece Sizler için, dilek diledim HIZIR(a:s) ile İLYAS(a:s)'dan;
Ey Deniz GEZMİŞ, Yusuf ASLAN, Hüseyin İNAN ve niceleriniz için.
Siz ki, Amerikan 6'ıncı Filosunu protesto ederken BAĞIMSIZ TÜRKİYE için çabalarken, hani size taş atan, bıçak çeken ülke sevgileri sorgulu birileri vardı ya;
O Amerikan uşakları, işte onlar, önce KOMÜNİZM İLE MÜCADELECİ oldular, sonra, "hoca" "efendi"ci dahil neler oldular neler, hatta gazeteci de, TV'ci de, hatta "yaz" "ar"sız bile oldular. İçlerinden PİŞMAN olanlar bile oldu.
Neyse.
Onlar bunu olur, bunu yaparken, bu ülkenin yurttaşlarının çoğu ne yaptı biliyor musunuz!..
BAĞIRLARINI DÖVDÜLER!..
Gerçi anadan, babadan, atadan duymuş, görmüşsünüzdür ama "Bağrını dövmek", bu toprakların kültüründe, edebiyatında derin bir acı, büyük bir çaresizlik veya yoğun pişmanlık göğse vurarak, yas tutarak, ağıt yakarak anlatılır, dillendirilir.
O yüzden sizin öykülerinizi, ülke için istediğiniz TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE mücadelenizi öğrenen herkes, iki kere bağrını dövüyor.
Size de anlatılmıştır ama benim çocukken güngörmüş, ermiş evliya gibi OSMANLI KADINI dedikleri Atike ve Gülsüm Ninemlerin vardı ve o anlatmıştı.
Dede Korkut ve Burla Hatun'un Uruz Bey adında bir oğulları vardır. Bir gün kâfirler, Uruz beyi kaçırırlar. Annesi Burla Hatun büyük bir çaresizlik içindedir, Oğlunun namusu ve hayatı için kaygılanır ve acıyla, "Kara bağrını döver, döver".
Artık Burla Hatunun acısı öyle şaha kalkar ki, Uruz'un kurtulması için saçlarını yolar, yüzünü parçalar ve acısını göğsüne vurarak, göğsüünü yaralar, kanatır.
Bu, sadece fiziksel bir acı değil, ruhun çaresizliğidir. Ciğeri dağlanan Ana, oğlunu kaçıranlara ilenir, CİĞERİMİ DAĞLADINIZ, CİĞERİNİZ DAĞLANSIN.
Çekilen acı ancak böyle anlatılır. Bazen cenaze törenlerinde ya da ağıtlarda, acıyı duyan, yaşayanların "bağırlarını döverek" yaşadıkları acının dışa vurumudur bu.
Hani İlyas (a.s) Peygamberin, İsrailoğullarından ayrılıp, Hızır (s.a)Peygamber ile buluştuğu gün var ya, yani hıdırellez (Hıdır-İlyas) günü, ben de SİZLER için, MİLLETİM, BÜTÜN İNSANLIK İÇİN dilekler diledim.
Özgürlük / Barış / Kardeşlik olsun;
Ölümler / Zulümler ve kan dursun;
Açlık/ Yoksulluk/ ve İnsanın insana kulluğu yok olsun DİYE!..
Hani "Ba'l " putu vardı ya hani, İsrailoğullarının taptığı ve Krallarının da, bu puta bağlı olduğu;
İste sevgili Deniz, İnan, Arslan gibi yürekli yiğitler bu günlerde de yok ediliyor yine, bu "Ba'l" putları uğruna, SİZLER gibi.
Doymadılar emdikleri kanlarımıza, verdiğimiz kurbanlarımıza, HEM DE BİR HIDIRELLEZ GÜNÜ verdiğimiz yiğitlerler ile bile.
Ne hikmetse, hala açlar, hala aç gözlüler be Deniz, İnan Aslan,
ellerinde kutsal kitabımız, dillerinde kutsal dualarımız, ama yürekleri yürek değil, yürekleri bize atar değiller.
Vallahi de değiller, billahi de değiller be DENİZ Allah sizi "İNAN"DIRSIN "ASLAN", hala "Ba'l"ın peşindeler.
Bizler de hala, HIZIR ve İLYAS'IN buluşması HIDIRELLEZDE, bahar gelsin, umut yeşersin diye;
Hani o gün sizi asıp öldürdüklerini düşünmüşlerdi ya, Aslan Deniz, İnan, biz de hala sizin o genç, o umutlu ve o aydınlık yolunuzda ÜLKEMİZE GÜZEL BİR BAHAR gelsin diye, koşturuyoruz.
Hem de Yurdun ve Dünyanın dört bir yanından, yakamızda kırmızı güller, karanfiller takarak, Sizlere de güzel duygularımızı gönlümüzden. kalbimizden, düşlerimiz, ideallerimiz için Umutlarımız ile; AYDINLIK BİR TÜRKİYE için yolluyoruz.
Sizleri, Nazım ustanın dediği gibi bir GÜNEŞE GÖMDÜK, İnan Aslan Deniz, bir de gönlümüze.
Aramızda kalsın ama Can Baba hala size acımıyor ve ne diyor biliyor musunuz.
"En uzun koşuysa elbet Türkiyede devrim,/ O, en güzel yüz metresini koştu/ En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak,...... /En hızlısıydı hepimizin,/ En önce göğüsledi ipi ... /Acıyorsam sana anam avradım olsun/ Ama aşk olsun sana aşk olsun" diyor,
Duyuyor musunuz!..