İbrahim Uysal
Köşe Yazarı
İbrahim Uysal
 

Hayali Bile Güzeldi O Devrim Günlerinin

Devrim yapılacak, herkes emeğinin hakkını alacak, insanlar arasında ki ekonomik, sosyal, siyasal, inançsal ve etnik köken ayrımcılığa son verilecekti.    Her yerde bir aydınlanma, okuma, birlik ve beraberlik havası esiyor; dostluklar, arkadaşlıklar kardeşliğe dönüşüyordu.     Hatta köyümüzde, ışıklar içinde uyusun Muhtar Bekir Gürler Amcamızın bize ücretsiz tahsil ettiği lokalde temizliğinden, çayına, kahvesine kadar her şeyi hep birlikte yapıyorduk. Tamam çay, çeker gibi şeyler Rahmetli Teyzemin dükkanından Annemler istedi diye alıyordum. Korkulacak bir şey yoktu, nasıl olsa ne alındı değil, "borcumuz ne? "diye sorulurdu, soru.      Hatta bir gün yakın köylerden da gelen çok kalabalık bir gruba seminer vermiştim. Herkesin o kadar çok hoşuna gitmişti ki, dinleyenlerin arasından bir akrabam, "Abi Devrim yapılınca, Dayımın(Babamın)  tarlalarını bize nasıl pay edeceksin" diye sormuştu.  Çocuksu o kafa ile soru pek hoşuma gitmemişti ama "onu devrimden sonra konuşuruz "demiştim.     Yine lise yıllarında, kendisi Aşağı pazar mahallesinde, ben ise Eski Antalya Caddesinde oturduğumuzdan, bazen okula birlikte gittiğimiz bir arkadaşım, bir akşam bekar evime geldi. Çay içip, meyve bir şeyler yedikten sonra, çantasından "Milli Görüş" ya da "Yeniden Milli Mücadele" dergisi ile "MİNYELİ AABDULLAH" kitabını çıkardı ve benden okumamı istedi.      Ben ki, okulun duvar gazetesini çıkartıyorum, elime nereden geçmiş ise Osman Nuri Koçtürk'ün SESSİZ SAVAŞ diye bir kitabını hem okuyor, hem de Okulun Duvar Gazetesi'nde bölüm bölüm yayınlıyorum.  Elbette, Din Dersi Öğretmenimin kuytu köşelerde sıkıştırıp attığı tokatları kimseye söylemeden.     Neyse Lise bitti ama vukuatlı yıllar başlamış da benim haberim yokmuş. Vukuatlı geçen Elazığ ve Antalya denemsinde sonra, bana "Sen en iyisi Hacettepe'ye git" dediler. Ben de gittim.      Meğer bizim İngilizce Hazırlık sınıfı Beytepede imiş. O zamanlar gelmesi-gitmesi bir dert, okuması ise bir başka alemdi.   Solcular ezici çoğunluğa sahipti ama, Ülkücüler de, Jandarma ve Sadettin Yüzbaşı sayesinde durumu dengeliyorlardı. İslamcı öğrenciler Akıncılar ise, bazen bizim ile bazen de ülkücüler ile olurlar ve servislere binerlerdi. Erbakan Hoca'nın Akıncı Gençliği ile hiç sorun yaşandığını anımsamıyorum.  Nedenini bilmiyorum ama, ülkücüler ile kapışınca, hemen bizim saflarda olurlardı.      Günler günleri, aylar ayları kovaladı. Bizim Devrim hayallerimiz sürüyordu ama, bazı şeyleri de sorgulamadan edemiyorduk.     Sendikalarda çalışmaya gidenler vardı. Bazı hareketlerini pek tutmadığım, küçük bir kapışmamızdan sonra, beni şikayet edilip, "sempatizan" tenzil-i rütbesini bile aldıran birisi vardı.       12 eylül, her şeyi iyot gibi ortaya çıkarmıştı. Birden bu Milli Görüşçü/Akıncı arkadaşlarımız darbeciler tarafından en önemli görevlere atandılar. Allah için haklarını da yememek gerek, çok iyi ders çalışır ve dinlerlerdi.       Akıncı gençliğin o günlerdeki mütevazılıklarını düşünüyorum. Bir de bu günleri. Bu konuda çok atasözü aklıma geliyor ama, bu olanlardan, yaşananlardan dolayı, olanlardan  şikayetçi, kabul etmeyen Akıncı arkadaşlarıma da haksızlık olmasın diye sustum.      Atatürk, İnönü, Bayar, Menderes, Demirel, Evren, ...... hepsi bu dünyaya kazık çakmadı be. Neler oluyor eyy muktedirler. Yapmayın bu kadar. Bu gün kapınızda olanlara, yarın verecek şeyleriniz azalınca, "alışmış, kudurmuştan beterdir" derler, ya kudururlarsa!..      Mehmet Akif'in  "Tarih tekerrür”; Tevfik Fikret'in "Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,/ Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!"; Namık Kemal'in "Zihin fukara olunca akıl ukala olurmuş." vb tarihimizden önemli sözler, SİZE HİÇ BİR ŞEY anımsatmıyor mu!       İktidar, muktedir olmanın sarhoşluğunu yaşarken, muhalefetse, kendilerini bu günlere taşıyan o DEVRİMCİ MÜCADELE ve KÖKLERİ UNUTMUŞ gibi..    Allah herkesin sonunu hayır getirsin.       Gözümüze görünecek bir şey var gibime geliyor.   BİZİM, bu ÜLKEDEN başka gidilecek başka  bir yerimiz yok!.. Kıtlıktan değil, olmadığından değil, Cem Karaca'nın dediği gibi, MEMLEKET SEVDASINDAN!..
Ekleme Tarihi: 10 Ocak 2026 -Cumartesi

Hayali Bile Güzeldi O Devrim Günlerinin

Devrim yapılacak, herkes emeğinin hakkını alacak, insanlar arasında ki ekonomik, sosyal, siyasal, inançsal ve etnik köken ayrımcılığa son verilecekti.
   Her yerde bir aydınlanma, okuma, birlik ve beraberlik havası esiyor; dostluklar, arkadaşlıklar kardeşliğe dönüşüyordu.
 
  Hatta köyümüzde, ışıklar içinde uyusun Muhtar Bekir Gürler Amcamızın bize ücretsiz tahsil ettiği lokalde temizliğinden, çayına, kahvesine kadar her şeyi hep birlikte yapıyorduk. Tamam çay, çeker gibi şeyler Rahmetli Teyzemin dükkanından Annemler istedi diye alıyordum. Korkulacak bir şey yoktu, nasıl olsa ne alındı değil, "borcumuz ne? "diye sorulurdu, soru.
 
   Hatta bir gün yakın köylerden da gelen çok kalabalık bir gruba seminer vermiştim. Herkesin o kadar çok hoşuna gitmişti ki, dinleyenlerin arasından bir akrabam, "Abi Devrim yapılınca, Dayımın(Babamın)  tarlalarını bize nasıl pay edeceksin" diye sormuştu.  Çocuksu o kafa ile soru pek hoşuma gitmemişti ama "onu devrimden sonra konuşuruz "demiştim.
 
  Yine lise yıllarında, kendisi Aşağı pazar mahallesinde, ben ise Eski Antalya Caddesinde oturduğumuzdan, bazen okula birlikte gittiğimiz bir arkadaşım, bir akşam bekar evime geldi. Çay içip, meyve bir şeyler yedikten sonra, çantasından "Milli Görüş" ya da "Yeniden Milli Mücadele" dergisi ile "MİNYELİ AABDULLAH" kitabını çıkardı ve benden okumamı istedi.
 
   Ben ki, okulun duvar gazetesini çıkartıyorum, elime nereden geçmiş ise Osman Nuri Koçtürk'ün SESSİZ SAVAŞ diye bir kitabını hem okuyor, hem de Okulun Duvar Gazetesi'nde bölüm bölüm yayınlıyorum.  Elbette, Din Dersi Öğretmenimin kuytu köşelerde sıkıştırıp attığı tokatları kimseye söylemeden.
 
  Neyse Lise bitti ama vukuatlı yıllar başlamış da benim haberim yokmuş. Vukuatlı geçen Elazığ ve Antalya denemsinde sonra, bana "Sen en iyisi Hacettepe'ye git" dediler. Ben de gittim.
 
   Meğer bizim İngilizce Hazırlık sınıfı Beytepede imiş. O zamanlar gelmesi-gitmesi bir dert, okuması ise bir başka alemdi.
  Solcular ezici çoğunluğa sahipti ama, Ülkücüler de, Jandarma ve Sadettin Yüzbaşı sayesinde durumu dengeliyorlardı. İslamcı öğrenciler Akıncılar ise, bazen bizim ile bazen de ülkücüler ile olurlar ve servislere binerlerdi. Erbakan Hoca'nın Akıncı Gençliği ile hiç sorun yaşandığını anımsamıyorum.  Nedenini bilmiyorum ama, ülkücüler ile kapışınca, hemen bizim saflarda olurlardı.
 
   Günler günleri, aylar ayları kovaladı. Bizim Devrim hayallerimiz sürüyordu ama, bazı şeyleri de sorgulamadan edemiyorduk. 
   Sendikalarda çalışmaya gidenler vardı. Bazı hareketlerini pek tutmadığım, küçük bir kapışmamızdan sonra, beni şikayet edilip, "sempatizan" tenzil-i rütbesini bile aldıran birisi vardı.
 
    12 eylül, her şeyi iyot gibi ortaya çıkarmıştı. Birden bu Milli Görüşçü/Akıncı arkadaşlarımız darbeciler tarafından en önemli görevlere atandılar. Allah için haklarını da yememek gerek, çok iyi ders çalışır ve dinlerlerdi. 
 
   Akıncı gençliğin o günlerdeki mütevazılıklarını düşünüyorum. Bir de bu günleri. Bu konuda çok atasözü aklıma geliyor ama, bu olanlardan, yaşananlardan dolayı, olanlardan  şikayetçi, kabul etmeyen Akıncı arkadaşlarıma da haksızlık olmasın diye sustum.
 
   Atatürk, İnönü, Bayar, Menderes, Demirel, Evren, ...... hepsi bu dünyaya kazık çakmadı be. Neler oluyor eyy muktedirler. Yapmayın bu kadar. Bu gün kapınızda olanlara, yarın verecek şeyleriniz azalınca, "alışmış, kudurmuştan beterdir" derler, ya kudururlarsa!..
 
   Mehmet Akif'in  "Tarih tekerrür”; Tevfik Fikret'in "Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,/ Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!"; Namık Kemal'in "Zihin fukara olunca akıl ukala olurmuş." vb tarihimizden önemli sözler, SİZE HİÇ BİR ŞEY anımsatmıyor mu!
 
    İktidar, muktedir olmanın sarhoşluğunu yaşarken, muhalefetse, kendilerini bu günlere taşıyan o DEVRİMCİ MÜCADELE ve KÖKLERİ UNUTMUŞ gibi..
   Allah herkesin sonunu hayır getirsin. 
 
   Gözümüze görünecek bir şey var gibime geliyor.
  BİZİM, bu ÜLKEDEN başka gidilecek başka  bir yerimiz yok!.. Kıtlıktan değil, olmadığından değil, Cem Karaca'nın dediği gibi, MEMLEKET SEVDASINDAN!..
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergalerisi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
startup ekosistemi, istanbul böcek ilaçlama, mide balonu, evden eve nakliyat