<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
                 <rss version="2.0" 
                 xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
                 xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" 
                 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" 
                 xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
                 <channel><title>Haber, gündem, köşe yazıları için bizi takip edin!</title>
                      <link>https://www.habergalerisi.com/rss.xml</link>
                      <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.habergalerisi.com/rss.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                      <language>tr</language>
                      <description>Türkiye ve Dünyadan son dakika haberleri, medya sponsorluğu, marmara haberleri, trakya haberleri, köşe yazıları, güncel, teknoloji, siyaset, haber, gündem.
</description>
                      <category>News</category>
                      <lastBuildDate>Mon, 08 Jun 2026 02:42:38 +0000</lastBuildDate>
                      <ttl>1</ttl>
                      <generator>Haber, gündem, köşe yazıları için bizi takip edin! - Haberler</generator>
                      <copyright>Copyright - 2026 - Haber, gündem, köşe yazıları için bizi takip edin!</copyright><item><title><![CDATA[Yerel Tohumlar: Geçmişten Günümüze Doğal Mirasımız]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-yerel-tohumlar-gecmisten-gunumuze-dogal-mirasimiz-133724.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-yerel-tohumlar-gecmisten-gunumuze-dogal-mirasimiz-133724.html</link>
                    <description><![CDATA[Yerel tohumlar, insanlığın binlerce yıldır yetiştirdiği bitkilerin genetik mirasıdır. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bu tohumlar, bir bölgenin iklimi, toprak koşulları ve diğer çevresel faktörlere uyum sağlamış bitkilerin tohumlarıdır. Yerel tohumlar, modern tarımın gelişmesiyle yerlerini hibrit ve genetiği değiştirilmiş tohumlara bıraktı, ancak son yıllarda yerel tohumların önemi yeniden keşfedilmeye başlandı. İşte yerel tohumların ne olduğu, nerelerde kullanıldığı ve neden bu kadar önemli oldukları hakkında detaylı bir inceleme.

Yerel Tohum Nedir?


Yerel tohumlar, belli bir coğrafi bölgeye özgü olarak evrimleşmiş bitki türlerinin tohumlarıdır. Bu tohumlar, yüzlerce hatta binlerce yıldır insanlar tarafından kullanılan ve sürekli olarak yerel çevre koşullarına uyum sağlayarak evrimleşen bitkilerden elde edilir. Yerel tohumlar, aynı bölgeye özgü toprak, iklim ve hastalık koşullarına uyum sağlayan bitkilerin genetik özelliklerini taşır.

Yerel Tohumların Kullanım Alanları


Yerel tohumlar, tarım, bahçecilik ve doğal bitki yetiştirme gibi birçok farklı alanda kullanılır. İşte bazı ana kullanım alanları:

Gıda Üretimi: Yerel tohumlar, yerel mutfakların önemli bir parçasıdır. Bu tohumlar, yerel yemeklerin karakteristik lezzetini ve dokusunu korumada kritik bir rol oynar.

Biyoçeşitliliğin Korunması: Yerel tohumlar, biyoçeşitliliği korumak için önemlidir. Endemik bitki türlerinin ve çeşitlerin kaybolmasını engelleyerek biyoçeşitliliği zenginleştirirler.

İklim Değişikliği Uyumlaması: Yerel tohumlar, yerel iklim koşullarına daha iyi uyum sağlayabilirler. Bu, iklim değişikliği ile mücadelede ve çiftçilerin karşılaştığı zorluklara karşı daha dayanıklı bitkilerin yetiştirilmesinde kritik bir faktördür.

Kültürel Mirasın Sürdürülmesi: Yerel tohumlar, yerel kültürlerin ve geleneklerin bir parçasıdır. Bu tohumlar, geleneksel tarım uygulamalarının ve yerel bilgilerin aktarılmasında önemli bir rol oynar.

Yerel Tohumların Neden Önemli Olduğu


Yerel tohumların önemi, birçok açıdan vurgulanabilir:

Biyoçeşitliliği Koruma: Yerel tohumlar, nadir ve tehdit altındaki bitki türlerinin korunmasına yardımcı olur. Bu tohumlar, doğal çevrelerde bulunan bitkilerin genetik çeşitliliğini muhafaza eder.

Yerel İklim Koşullarına Uyumluluk: Yerel tohumlar, belirli bir bölgenin iklimi, toprak yapısı ve su koşulları gibi faktörlere mükemmel bir şekilde uyum sağlar. Bu, çiftçilerin daha sürdürülebilir bir tarım yapmalarına yardımcı olur.

Gıda Güvencesi: Yerel tohumlar, yerel topluluklara gıda güvencesi sağlar. Bu tohumlar, yerel yemek kültürünü ve geleneklerini sürdürmeye yardımcı olur.

Kimyasal Gübre ve İlaçlara Duyarlılık: Yerel tohumlar, kimyasal gübre ve ilaçlara daha az bağımlıdır. Bu da daha sürdürülebilir bir tarım uygulamasına olanak tanır.

Kültürel Bağlantı: Yerel tohumlar, yerel topluluklar için kültürel bir bağlantı sağlar. Bu tohumlar, yerel gelenekler, efsaneler ve hikayelerle sık sık ilişkilendirilir.

Uzun Vadeli Güvence: Yerel tohumlar, gelecek nesillere daha sağlam bir tarım mirası bırakmanın bir yolu olarak görülür. Hibrit ve genetiği değiştirilmiş tohumlara dayalı tarım uygulamaları daha geçici bir çözüm sunar.

Yerel Tohumların Korunması ve Yaygınlaştırılması


Yerel tohumların korunması ve yaygınlaştırılması, çeşitli kuruluşlar, çiftçiler ve topluluklar için bir öncelik haline gelmiştir. İşte bu amaçla atılabilecek bazı adımlar:

Tohum Bankaları: Tohum bankaları, yerel tohumların korunmasına ve depolanmasına yardımcı olur. Bu bankalar, gelecekte kullanılmak üzere yerel tohumların genetik materyallerini saklar.

Eğitim ve Farkındalık: Çiftçilere yerel tohumların kullanımı ve korunması konusunda eğitim verilmesi önemlidir. Aynı zamanda toplumların yerel tohumların değerini ve önemini anlamalarına yardımcı olacak farkındalık çalışmaları yapılmalıdır.

Yerel Pazarlar ve Destek Politikaları: Yerel tohumların kullanımını teşvik etmek için yerel pazarlara ve destek politikalarına odaklanılmalıdır. Bu, çiftçilere ve yerel tohum üreticilerine ekonomik teşvik sağlar.

Araştırma ve Geliştirme: Yerel tohumların tarım uygulamalarında daha etkili bir şekilde kullanılması için araştırma ve geliştirme çalışmalarına yatırım yapılmalıdır.

Sonuç


Yerel tohumlar, biyoçeşitliliği korumak, gıda güvencesi sağlamak ve yerel kültürleri sürdürmek için kritik bir role sahiptir. Bu tohumlar, sürdürülebilir tarım uygulamalarının temelini oluşturur. Yerel tohumların korunması ve yaygınlaştırılması, gelecek nesillere daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir dünya bırakma çabasının bir parçasıdır. Bu nedenle yerel tohumlara verilen değeri artırmak ve korumak, hepimizin sorumluluğudur.

Selçuk Softa
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Yerel Tohumlar: Geçmişten Günümüze Doğal Mirasımız - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 27 Oct 2023 20:06:36 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/yerel-tohumlar-gecmisten-gunumuze-dogal-mirasimiz-231017-20231027.jpeg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/yerel-tohumlar-gecmisten-gunumuze-dogal-mirasimiz-231017-20231027.jpeg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/yerel-tohumlar-gecmisten-gunumuze-dogal-mirasimiz-231017-20231027.jpeg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yok Artık Bu Kadarı da Olmaz Demeyin Olur Akp ile Her Şey Olur!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-yok-artik-bu-kadari-da-olmaz-demeyin-olur-akp-ile-her-sey-olur-131681.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-yok-artik-bu-kadari-da-olmaz-demeyin-olur-akp-ile-her-sey-olur-131681.html</link>
                    <description><![CDATA[Dünya tarihinde bir çok inanılmaz ve açıklanamayan olay var

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Mesela:

Nereden gelip nereye gittikleri halen daha açıklanamayan bir kavim var. Yunan yarım adasında birden bire ortaya çıkarak Anadolu'dan Mısır'a kadar önlerine çıkan her şeyi yok ederek ilerlemiş bir çok kavmi yok etmişler. İnsanlık medeniyetini 1000 yıl geriye götürdüğü söylenen bu topluluğa "Deniz Kavmi" denilmiş. İnanılmaz olan ise geldikleri şekilde hiçbir iz bırakmadan birden bire yok olmuşlar.

Mesela:

1901 yılında bir kazı sırasında çok ilginç bir düzenek bulundu.

2000 yıllık olduğu belirlenen bu düzenek birebir analog bir bilgisayarın özelliklerini taşıyordu. Bir ayakkabı kutusu büyüklüğünde ahşap bir kasa içinde yer alan bu düzeneği çalıştırmak için dünyanın en zeki bilim adamları bir araya geldiler. Tüm çabalara rağmen bu düzeneğin sırrı halen daha çözülemedi.

Mesela:

Şanlıurfa Göbeklitepe'de İnsanlık tarihinin yeniden yazılmasına sebep olan bir kazı yapıldı. 12 bin yıl önce yaşamış insanların inşa ettikleri kesinleşen tapınakların tabanı sıvı sızdırmaz bir şekilde yapılmış, günümüz mühendislik teknolojisini bile hayretler içinde bırakmıştı. Oysa 12 bin yıl önce insanlık henüz mağara devrini yaşamaktaydı.

&nbsp;

Bunların çok şaşırtıcı ve inanılmaz olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Eğer öyleyse üzülerek ifade ediyorum ki yanılıyorsunuz.

"Yok artık bu kadarı da olmaz" denilen imkansız olaylar günümüzde Türkiye'de yaşanıyor.

&nbsp;

7 gün önce geç müdahale sebebiyle enkaz altında ölen insanların yakınlarına&nbsp; "Bana hakkınızı helal edin" diyerek helalleşmek isteyen partili cumhurbaşkanımız 7 gün sonra "Türkiye bu felaketten yüzünün akı ile çıkmıştır" dedi.

Ve hiç kimse "Madem yüzünüzün akı ile çıktınız da 7 gün önce neden helallik istediniz" diye sormadı.

&nbsp;

15 gün önce büyük bir organizasyon ile 6 Milyar Dolar yardım toplayan AKP iktidarı'nın İçişleri bakanı 15 gün sonra kameralar karşısına geçerek halkın seferberlik anlayışı ile deprem bölgesine "Çay, şeker, kuru gıda maddeleri" göndermelerini talep etti.

Halktan yardım olarak toplanan 6 milyar Doların akibetini ise kimse bilmiyor.

&nbsp;

Türkiye'de ki asayişin teminatı olan, silahlı ve silah kullanmaya yetkili bir güç Jandarma teşkilatının en üst kademesindeki kuvvet komutanı, eli kanlı mafya tetikçileri ile birlikte makamında oturarak objektiflere samimi pozlar verdiler.

Bizleri kim kimden koruyacak sorusunun cevabı merak ediliyor.

&nbsp;

100 binden fazla çok ve tek katlı konutun enkaza döndüğü bir deprem felaketinde resmi ölüm sayısının 48 bin olarak açıklanması tüm dünya bilim adamlarını hayretler içinde bıraktı. Her enkaza yarım insan canı hesabı TÜİK e ait matematiksel bir devrim olarak kabul ediliyor.

&nbsp;

Yok artık bu kadar da olmaz demeyin

AKP iktidarı ile her şey mümkün

Hedef 2028'de hiç insansız Türkiye

Verin mehteri

Çalsın dombıra

&nbsp;

Temel Sağıroğlu
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Yok Artık Bu Kadarı da Olmaz Demeyin Olur Akp ile Her Şey Olur! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 14 Mar 2023 16:55:04 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/yok-artik-bu-kadari-da-olmaz-demeyin-olur-akp-ile-her-sey-olur-195839-20230314.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/yok-artik-bu-kadari-da-olmaz-demeyin-olur-akp-ile-her-sey-olur-195839-20230314.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/yok-artik-bu-kadari-da-olmaz-demeyin-olur-akp-ile-her-sey-olur-195839-20230314.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[5 Aralık 1934 / 2022 Ne Değişti?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-5-aralik-1934-2022-ne-degisti-130744.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-5-aralik-1934-2022-ne-degisti-130744.html</link>
                    <description><![CDATA[Ebru Oğuzhan Yeter köşe yazısı: 5 Aralık 1934 / 2022 Ne Değişti?]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 5 Aralık tarihi, takvim yapraklarında yer alan, sıradan bir tarih değildir.

&nbsp;

Türk kadınının Seçme ve seçilme haklarına kavuştuğu, birey olarak sayıldığı gündür.

&nbsp;

Türk kadınının, emeğinin, çabasının ve zekâsının fark edilerek, onun onurunu korumak için adım atılan, önemli bir gündür.

&nbsp;

Mustafa Kemal Atatürk’ün bize bu hakları vermek için, TBMM’de mücadele ettiği unsurlar, ne yazık ki bu haklarımızı yok saymak için bugün yine görevlerinin başında.

&nbsp;

5 Aralık 1934’te kadın haklarında büyük bir devrim gerçekleşti.

&nbsp;

‘’Cahil’’ diye tanımlanan, devrimin her aşamasında yer alan kadınlar o gün, verilen tüm haklarını benimseyip, bütün güçleriyle sahip çıktılar.

Bugün, kadın haklarını yok saymaya çalışanlara, kadını toplumdan koparmaya çalışanlara, eğitimde kadına uygulanan ayrımcılığa, kadın cinayetlerine, istismara, tecavüze karşı sadece kadınlar olarak değil, kadın erkek birlikte mücadele etmek zorundayız.

&nbsp;

&nbsp;

Aklı haktan, hukuktan, adaletten, eşitlikten ve insanlıktan yana olan herkes bu mücadeleye destek vermelidir.

&nbsp;

Öncelikle eğitim alanında, kadın-erkek tüm eğitimcilere büyük görevler düşmektedir.

&nbsp;

5 Aralık 1934 yılında biz Türk kadınları, sadece seçme ve seçilme hakkına sahip olmadık, bu önemli devrimle Batılı ülkelere de umut olduk, örnek olduk…

&nbsp;

Yaşadığımız bu dönemde, sokakta korkmadan yürüyen kadınları, İstediği mesleği özgürce seçebilen, şiddete, tacize uğramayan kadınları,

&nbsp;

Bilimle, sanatla uğraşan kadınları, Gelecek kaygısı olmayan kadınları,

&nbsp;

Hiç bir ayrıma tabi tutulmayan,&nbsp; sadece insan olarak görülen kadınları,

&nbsp;

Toprağını özgürce eken, emeğinin karşılığını alan kadınları,

&nbsp;

Çocuklarının geleceğine, ülkesinin geleceğine güvenle bakan kadınları,

&nbsp;

Çocuklarının eğitimini, beslenmesini, barınmasını hiç tasa etmeyen kadınları,

&nbsp;

Sadece sevgililer gününde, anneler gününde değil, her gün baş tacı edilip hatırlanan kadınları,

&nbsp;

Özgürce gülen, kahkaha atan, üreten, çalışan, mücadele eden kadınları anlatabilmeliydik,

&nbsp;

Ne yazık ki kadının toplumda ki yerini, yaşadığı zorlukları, yaşanan haksızlıkları hepimiz biliyoruz.

&nbsp;

Kadın erkek demeden, toplum olarak hep birlikte sahip olduğumuz haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

&nbsp;

Cumhuriyetle kazandığımız haklarımızı kısıtlayan zihniyete, birlikte karşı koymalıyız.

&nbsp;

Hangi görüşten, düşünceden, etnik kimlikten, kültürden olursa olsun toplumun her kesiminden kadınların Mecliste söz sahibi olmaları için mücadele etmeliyiz.

&nbsp;

Kadınların sosyal hayattan giderek uzaklaştırıldığı, haklarının yok sayıldığı, kadının bu toplumdaki rolünün sadece eş ve anne olduğunu dayatan zihniyetin hâkimiyetine karşı, her kadın ‘’haklarımı korumak için yeterince mücadele ediyor muyum? ‘’ sorusunu kendine sormalıdır.

&nbsp;

Kadına, giderek azınlık gözüyle bakan, son yirmi yıldır kadının toplumdan ayrıştırılma çabaları, kadınların uğradığı haksızlık ve zulüm, yine kadınların ve duyarlı erkeklerin çabalarıyla son bulacaktır.

&nbsp;

Bize kazandırdığı haklarla, birçok ülkeden önce var olduğumuzu dünyaya ilan eden başta, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, tüm devrimci kadınların anılarına saygıyla,

&nbsp;

Ebru Oğuzhan Yeter
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[5 Aralık 1934 / 2022 Ne Değişti? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 04 Dec 2022 12:24:34 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/5-aralik-1934-2022-ne-degisti-152908-20221204.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/5-aralik-1934-2022-ne-degisti-152908-20221204.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/5-aralik-1934-2022-ne-degisti-152908-20221204.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tesadüfen]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-tesadufen-122862.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-tesadufen-122862.html</link>
                    <description><![CDATA[Tesadüflere inanırız genelde. Peki ya tesadüf diye bir şey yoksa? ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Her şey tam olması gerektiği zamanda tam olması gerektiği gibiyse? Biraz tinsel bir konu da olsa tesadüflerin hem var olduğunu hem de olmadığını düşünmek mümkün.

Ayağımız taşa takıldığı zaman kader deriz; istediğimiz bir şey olduğunda da tam zamanında gelen güzellik olarak görürüz. Tesadüfe inanmakta başımıza gelen hadiselerle doğru orantılı olsa gerek.

Biraz da niyet önemli tabii ki. Kimse siz takılın diye yollara taş serpmemiştir emin olun. Bazı şeylerde vardır ki tesadüfe de sığmaz. Yani kendiliğinden gelen şeyler olduğunu düşünmekte zorlanırsınız. Göz göre göre gelen felaketler gibi bazı şeylerin de tesadüfle alakası yoktur. Ya da bile isteye geçtiğiniz yolların da bir suçu olamaz. Başarı da böyledir ki hiçbir başarı tesadüf olamaz.

Çalışmış ve emek vermişsinizdir; başarının size gelmemesi tezat olurdu. Bazıları da vermediği emeğin yemeğini tesadüfen yemeyi beklerler ki genelde sonu hayal kırıklığıdır. Zaman her şeyi çözer belki ama tesadüfen gelecekleri çözmeyebilir. Herhangi bir konuda etkinliğiniz ve yetkinliğiniz yoksa tesadüfen olmasını beklemek de boşa zaman kaybıdır. Hayat bir talih oyunu olmadığı gibi belli şartları da olgunlaştırmanızın gerektiği aşikârdır.

Tabii ki bu konuda da biraz şansa ihtiyacımız olduğu açıktır. Kimi zaman ne kadar da kabahati kadere ve şansa bağlasak da gülün bülbüle, karganın çöplüğe götüreceği de gün gibi ortada olmaktadır. Hayatta hangi yoldan geçeceğinizi; yolun nasıl olduğunu bilmiyor olsanız da biraz da kendiniz seçersiniz.

Her şey kaderle alakalı olabilir ama düşünmek, aklı kullanmak ve doğru kararı verebilme yetisine sahip olmak da sizin elinizde. O yüzdendir ki hiçbir şeyi tesadüfe bırakmamak gerekir.

Betül Fırat
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Tesadüfen - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 24 Oct 2022 14:00:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/tesadufen-695x400-1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/tesadufen-695x400-1.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/tesadufen-695x400-1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Olduğu Gibi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-oldugu-gibi-120145.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-oldugu-gibi-120145.html</link>
                    <description><![CDATA[Değiştirebileceklerimiz için güç, değiştiremeyeceklerimiz için de sabır gerekli bize ya da olduğu gibi kabul edebilmek için metanet gerekli. Hayatı ve toplumları anlamaya çalışmakla bir ömür tüketiriz. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Her zaman bir şeyleri değiştirmek isteriz. Bazen de olduğu gibi kabullenmek gerekir hayatı; özellikle de değiştiremedikleriniz için yapılacak bir şey kalmadıysa. İnsanları da olduğu gibi kabul etmeli; ısrarla değiştirilmeye çalışılmamalı.

Halbuki onları yaşamak ve kabullenmekle kendimize odaklanabiliriz. Bunlardan daha önemlisi de kendimizi de olduğumuz gibi kabul etmekte yatar. Tabii ki istemediğimiz özelliklerimizi imkanlar ölçüsünde değiştirmek mümkün ama değiştiremiyorsak da kabullenmek daha akılcı.

Bütün bir hayatı hayıflanarak geçirmektense geçmişi de olduğu gibi kabul etmek gerekli. Hayat bizim hayatımızsa; bu şekilde kabullenemeyenler için çok da fazla yapacak bir şey yok aslına bakarsanız. Kendimizi kabul ettirmeye çalışmak deveye hendek atlatmaktan daha zor bir eylem.

Bu aşamada da değerler ve diğerlerini ayırmak yeterince iyi bir çözüm olsa gerek. Sürekli değişime zorlanmanızdansa kangren olan yeri kesip atmak daha kolaydır. Karşınızdakiyle savaşmak yerine olduğu gibi kabullenebilecekleri tercih etmek de bir şeydir.

Sizin değerinizi hesap yöntemiyle yapanlar için zaten kabullenilmeyi beklemek bir hata olacaktır. Herkesin tartısına güven olmaz ve herkes kendi açısından değerlendirecektir. Bu çizgiyi kendimizin belirlemesi gerekmektedir; başkalarının gözüne göre değil.

Ufak bir tüyo; sizi olduğu gibi kabullenenler katlanabilirler ve katlanamayanlara bakarsanız sizi hiç benimsememişler diyebiliriz. Değişim elbette ki olmalı ama kimisi değişimleri de kabullenmez. Önemli olan ise olanı ve olmayanı bilip kabullenmekte yatar.

Yazar ve Şair Betül FIRAT @paradoks.okur.yazar
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Olduğu Gibi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 16 Oct 2022 20:14:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/oldugu-gibi-695x400-1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/oldugu-gibi-695x400-1.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/oldugu-gibi-695x400-1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Bu defada esnafa kredi tuzağı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-bu-defada-esnafa-kredi-tuzagi-118450.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-bu-defada-esnafa-kredi-tuzagi-118450.html</link>
                    <description><![CDATA[Temel Sağıroğlu köşe yazısı, kredi tuzağı]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Siz milleti aldatmaya çalıştıkça, bende sizi ifşa edeceğim. Partili Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan: "Esnafımız için Halkbank vasıtasıyla 60 ay vadeyle ve yüzde 7,5 faiz oranıyla istifade edebilecekleri 100 milyar liralık bir kredi kampanyası başlatıyoruz." dedi. Peki gerçek bu mu?

Önce bu kredinin gerçek faiz oranını açıklayıp sonrada esnafın bu krediyi nasıl ALMAYACAĞINI anlatacağım. Öncelikle bu kredi Halkbank tarafından Esnaf ve sanatkarlar kredi ve kefalet (EKK) kooperatifi aracılığı ile verilecektir. Öncelikle bilmemiz gereken bu kredinin faiz oranı %7,5 değil %15 dir. Kredi alan esnaf bunun yarısını, yani %7,5 nu öder kalan diğer yarısı hazine tarafından bankaya ödenir. Özetle esnaf kendisine gelecek olan fahiş vergilerle hazineye giden parası ile onu da ödemiş olur. Peki bu nasıl alınır. Aslında nasıl verilmez onu anlatayım.

EKK Aşamaları:

1- Esnaf Kredi Kefalet Kooperatifine üye olup giriş ve yıllık aidatları ödemeniz gerekir.

2- Kredi talebininizi işleme alınmasının ilk şartı bulunduğunuz ilin AKP il başkanı ve EKK kooperatif başkanına kayıtsız şartsız biat etmektir.

3- Eş muvafakatnamesi alarak evini, varsa tarla veya arsanızı yada işyerinizi ipotek vermek zorundasınız.

4- Bunların yanında en az 2 tanede sicili tertemiz kefil istemek bulunduğunuz ilin Esnaf Kredi Kefalet Başkanının keyfiyeti ile alakalı bir durumdur. Bunlar tamam mı? Yok yok... Öyle hemen krediyi alamıyorsunuz. Bunlar sadece ilk aşama Birde bankanın şartları var.

Banka aşamaları:

1- Takip veya icrada borcunuz varsa alamazsınız

2- Kredi Kayıt Bürosu(KKB) Puanınız yeterli değilse alamazsınız

3- Ödenmemiş çek yada protesto edilmiş senet varsa alamazsınız

4- İpotek verdiğiniz konut, arsa, tarlanın değeri kredi talep ettiniz tutarın %50 sinden fazla olmazsa alamazsınız. (100.000 Liralık krediye 150.000 TL)

5- Kefillerinizden herhangi biri bu şartlardan herhangi birine uymuyorsa alamazsınız. Özetle: Kılçıksız balık, kemiksiz et gibi değilseniz krediyi alamazsınız. Zaten eğer öyle iseniz krediye neden ihtiyaç duyarsınız o da ayrı bir muamma Diyelim ki bankayı da aşıp krediyi aldınız. Hayırlı uğurlu olsun.

Ama ödeme nasıl olacak birde ona bakalım. Kredi vadesi 36 ay. Yani 3 yıl Ama taksitler her ay değil 3 ayda bir ödeniyor. 36÷3= 12 taksit Şimdi gelin kediyi alırken tahsil edilen masraf, komisyon ve ile 3 taksit tutarına bakalım. Kredi tutarı 100.000 TL Kesintiler: Risk sermaye kesintisi (%1) 1.000 TL Kooperatif masraf kesintisi (1.25) 1.250 TL Kooperatif hissesi kesintisi (0,25) 250 TL Üst kuruluş hissesi kesintisi (0,25) 250.TL Toplam Kesinti: 2.750 TL 100.000- 2.750= 97.250 TL Net ödenecek tutar 1. Taksit: 10.470 TL Ana para: 8.333 Faiz ve banka komisyonu: 2.137 8.333+2137= 10.470 TL Kalan anapara borç: 91.667 TL 2.Taksit: 10.253 TL Ana para: 8.333 Faiz ve banka komisyonu: 1.920 8.333+1.920= 10.253 Kalan anapara borç: 83.334 TL 3.Taksit: 10.137 TL Ana para: 8.333 Faiz ve banka komisyonu: 1.784 8.333+1.720= 10.243 Kalan anapara borç: 75.001 TL Üçer aylık dönemlerde il 3 taksit ve masraf için ödediğiniz tutar: 33.610 TL Kalan borcunuz 75.001 TL İlk 3 taksit, Yani 9 ayda ödediğiniz faiz 8.610 TL.

Nasıl ucuz mu? Evet diyenler varsa ve alabilirseniz hayırlı olsun. Dün TOKİ Bugün Esnaf kredisi Bakalım yarın sırada ne var?

Temel Sağıroğlu
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Bu defada esnafa kredi tuzağı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 11 Oct 2022 16:30:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/bu-defada-esnafa-kredi-tuzagi-695x400-1.jpeg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/bu-defada-esnafa-kredi-tuzagi-695x400-1.jpeg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/bu-defada-esnafa-kredi-tuzagi-695x400-1.jpeg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Uzatma]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-uzatma-118016.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-uzatma-118016.html</link>
                    <description><![CDATA[“Hayat kısa, lafı uzatma.” diye bir motto dolaşıyor çok sevdiğimiz. Aslında hayatta hiçbir şeyi uzatmamak gerek belki de. Ne kırgınlıklar uzun sürmeli ne dertler sürmeli. Belki hayat bile uzun sürmek zorunda değildir. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Vadesini dolduran her canlı zaten bir gün unutulmaya mahkûmsa her şeyi unutmaya bugünden başlamak daha akılcı. Küslüklerin şimdiden unutulması içinizin acısını alır ve üzerinizdeki yükü hafifletir. Daha özgür hissedeceğiniz de kesin sonuçtur.

Taşımayın hiçbir yükü. Ne alaycı bakışlar kalsın hafızanızda ne de gereksiz minnetler kalsın üzerinizde. Hayatın akışı belli de siz mi ters yöndesiniz; hiç sanmam. Herkes kendi yolunda ilerler. Önemli olanın; herkes kendi istikametindeyken birbirinin yoluna engel olmaması ya da bu yolda çarpışmamak olması gerekir. Bırakın hayatınıza sizin yolunuzda eşlik etmek isteyenler girsin. Birinin sizin yolunuzu ters istikamete çevirmesine müsaadeniz olmasın.

Evet, hayat kısa hem de çok. Henüz buradayken hayallerinize sarılmanız, planlarınızı ve projelerinizi hayata geçirmeniz gerekli. İnsanların sizi oyalamasına da müsaade etmeyin; kimi insanlar sadece elinizi kolunuzu bağlamak için özellikle kafa karıştırıcı olabiliyorlar. Hayattaki başarınızın önündeki tek engel sizseniz başkalarının negatif düşüncelerine hayatınızda bir yer vermenin ve haddinden fazla anlam yüklemenin de bir gereği yoktur.

Bırakın insanlar kendi kendine söylenip dursun. Belki abartı gelebilir ama niyet okuyamadığımız için negatiflikleri hissetsek de konduramamaktayız. O yüzdendir ki insanların sözlerine takılmayı da uzatmamak gerek. Siz sizsiniz ve başkaları gibi olmak zorunda değilsiniz.

Kendi düşüncelerinizin önünde kimsenin durmasına müsaade etmeyin. Önemli olan sizin içiniz, başkalarının dışı değil. Hayatınızın ipleri sizin elinizdeyse başkalarına aldırmayı uzatmayın yani aldırmayın. Herkes sadece konuşur ama siz hayallerinizi gerçekleştirmiş olarak tarihe geçebilirsiniz. O yüzden düşlerinize engel olan her neyse uzatmayın; hala gerçekleştirme şansınız varken. &nbsp;

Yazar ve Şair Betül FIRAT @paradoks.okur.yazar
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Uzatma - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 10 Oct 2022 16:41:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/uzatma-695x400-1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/uzatma-695x400-1.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/uzatma-695x400-1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özşefkat ile Konfor Alanından Çıkmak]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-ozsefkat-ile-konfor-alanindan-cikmak-115898.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-ozsefkat-ile-konfor-alanindan-cikmak-115898.html</link>
                    <description><![CDATA[Ne güzel bir şeydir konforlu yaşamak ve konfor alanı değil mi? Son zamanlarda en sık kullanılan cümlelerden biride “konfor alanı” dır… Peki nedir bu alan? ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kısaca; insanın sıklıkla yaptığı alışkanlıklarının, rutinlerinin oluşturduğu ve aşina oldukları alandır. Sabah uyanınca yaptığı, her gün gittiği işi, arkadaşları, hobileri, yaptığı sporlar, yedikleri içtikleri, gittiği mekanlar, sevdiği müzikler kendini ifade ettiği ve ait hissettiği tüm alanları içermektedir.

Bu alandan çıkmak demek ise; tüm bu alanlardan uzaklaşma, vazgeçme durumudur. Kulağa basit gibi görünen ama belirsizliği , yeniliği &nbsp;ve korkuyu de içeren bir kavramdır. İnsanı en çok kaygılandıran durum belirsizliktir. Bir şeyi bilmemek merak uyandırır, aklına olumsuz düşünceleri getirir, bedende gerginlik yaratır. “Ya… olursa” içeren cümleler belirsizlik bitene kadar insan zihninde döner durur.

Tüm bu Belirsizlikle baş etmemek için insanlar alışkanlıktan vazgeçmez …… Peki neden vazgeçemeyiz alışkanlıklarımızdan ya da vazgeçmeli miyiz ? Hayatın gidişatı bazen zorlu bazen ise durağın olur insan belirsizliği sevmediği gibi belirlenmiş heyecanları da ister ancak bunun denetimini elinde tutarsa kaygılanmaz. Hayatının gidişatını sorgulamaya başlayan, kendini umutsuz ve huzursuz hisseden, süregiden durumlardan zorlandığını fark eden artık sıkıldığını ve dayanamayacağı söylemleri o alışkanlıkların insana iyi gelmediğini ve sadece konfor alanı olduğu için yaptığını gösteren seslerdir…

Bazen ise; her şey yolunda olduğunda ,anlam verilemeyen huzursuzluk, bir şeylerin eksik olduğu hissiyatı oluşur, insanın kendine&nbsp; yetmediğine ve sanki az kaldığı şeklinde sesler olarakda çıkabilir… İşte tüm bu sesler &nbsp;konfor alanından yani alışkanlıklardan, rutinlerden&nbsp; azar azar uzaklaşmak ya da değiştirmek gerektiğini göstermektedir. Bunu yapmak insanı korkutsa da bazen bir anda olabilir, ancak &nbsp;bunlar hatalara sebebiyet verebilir. İşte tam bu noktada insanın ihtiyaç duyduğu, korkusunu azaltmayı sağlayacak ve kapsayıcılığını arttıracak olan&nbsp; “özşefkat” tir. Özşefkat kavramı insanın kendine duyduğu şefkat, merhamet ve toleransıdır.

Başkasının başına geldiğinde duyduğu şefkati, ilgiyi anlayışı kendine göstermesi durumudur. Kendini sertçe eleştirmemesi, kabul etmesi ve yüzleşmesidir de. Konfor alanından uzaklaştığında; mesela işini değiştirdiğinde, ayrılmak istediğinde, karar alman ve vazgeçmek istediğinde;&nbsp; iç sesinin sana hissettirdiği suçluluk, değersizlik ve yetersizlik inançlarını azaltmak için çok önemlidir “Öz şefkat”.. Çok yorulduğunda, bir işi başardığında, biriyle bir şey paylaştığında, iyilik yaptığında, ilgiye ihtiyaç duyduğunda kendine verilen en büyük armağandır. Kendi sırtının sıvazlanması, kendine aferin demektir.

Başkasına sunulan cömert iltifatları kendine etmektir. Bu bizim kültürümüzde yabancı bir eylem olsa da zamanla artmaktadır. Öz şefkat göstermeye başlayan insan her ne olursa olsun bunu denemeye karar verdim, bunu deneyimlemek benim için yeni ve olabilecek her durumda bunun sorumluluğuna hazırım kabul ediyorum diyerek kendine acımasız olmaz ve şefkat gösterir. Konfor alanından çıkmak gelişimi ve öğrenmeyi de beraberinde getirir.

Bunu hatırlamak ve uygulamaya çalışmak konfor alanından çıkmak için küçük ama etkili bir adım olabilir.

Bunu yapmak için ne yapmalı?

Diyelim ki konfor alanından çıkmaya karar veren sesleri fark etti ve kararını verdi nerden başlayacak? *Öncelikle kendi yaşam yolculuğunda kendinin en iyi hissettiği anları, yapmaktan zevk aldığı ve kendi gibi olduğu alanları düşünmeye başlamalı korkuları kaygılarıyla yüzleşmelidir. *Bu iyi hissettiği alanları arttırmak için küçük ama önemli adımlar atarak başlamalı. Mesela işinden memnun değilse ne yapmak istediğini bulmalı önce o alanda eğitim alabilir, araştırma yapabilir sonra iş bakabilir, yanında mutlu olmadığı, onu eleştiren ve kendi gibi hissettirmeyen arkadaşlarının yanında nasıl bir yol izleyeceğini düşünmeli önce sözlü yüzleşmeli gerektiğinde enerjisini başka yerlere harcaması için yollar deneyebilir. *

Başarısız olsa dahi devam ettiği durumları düşünmeli, vazgeçmediği ve her sıkıldığında üzüldüğünde yaptığı şeyleri bulmalıdır. Bunlar sizi siz yapan şeylerdir. *Yapmak zorunda olduklarının dışında yapmak istediği şeyleri keşfetmeli bunun içinde enerjisini öncelikle kendine yöneltmelidir insan kendine yönelen insan öğrenir ve gelişir. Tüm bunlara rağmen adım atamadı mı korkuları, kaygıları ve alışkanlıkları baskın mı oldu?

O zaman da hazır olmadığını kabul edip bunun normal olduğunu ve buna da ihtiyacı olduğunu kendine söyleyip şefkat gösterecek ve hazır olduğu zaman adım atmaya başlamalıdır… “Bazen kendini keşfetmek için öncelikle kaybetmek gerekebilir”.

Ceyda İŞ VARDARLI Klinik Psikolog
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Özşefkat ile Konfor Alanından Çıkmak - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 05 Oct 2022 12:24:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/ozsefkat-ile-konfor-alanindan-cikmak-695x400-1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/ozsefkat-ile-konfor-alanindan-cikmak-695x400-1.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/ozsefkat-ile-konfor-alanindan-cikmak-695x400-1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[En Fazla Sorulan Sorular ve Cevapları]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-en-fazla-sorulan-sorular-ve-cevaplari-115334.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-en-fazla-sorulan-sorular-ve-cevaplari-115334.html</link>
                    <description><![CDATA[2023 Ocak ayı memur, emekli, işçi ve asgari ücretli zammı ne kadar olacak?]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Altılı masa dağılacak mı? Meral Akşener'in son açıklamaları kime hangi mesajları veriyor? Mecliste İYİ Parti milletvekilleri neden ayağa kalktı? 2023 Ocak ayı memur, emekli, işçi ve asgari ücretli zammı ne kadar olacak? TOKİ kuraları ne zaman çekilecek? Yunanistan ile bir sıcak savaş yaşanır mı? Sosyal medya yasası ile Türkiye'de neler değişecek?

En fazla sorulan soruların cevabını en sondaki sorudan başlayarak verelim.

Sosyal medya yasası ile Türkiye'de neler değişecek?  İster kabul edin, ister etmeyin. Gerçek şu ki, "günümüzdeki en etkili iletişim aracının isimi sosyal medyadır. Televizyon, gazete, radyo ve dergi gibi tek yönlü iletişim sağlayan geleneksel medya yaptırım gücünü ve önemini büyük ölçüde yitirmiş durumdadır.

Maliyeti çok yüksek, iletişimi tek yönlü olan bu medya tahtını sosyal medyaya terketmek zorunda kalmıştır. Sosyal medya adından da anlaşılacağı gibi "Toplumsal medya" demektir. Yani her sosyal medya kullanıcısı toplumu meydana getiren bir birey olmasının yanısıra aynı zamanda da bir medya mensubudur. Sorunlarını paylaşmanın en etkili yoludur. Sosyal medya yasası, toplumu hapis cezası ile korkutarak tehdit etmek, sindirmek, susturmak ve halkın anayasal hakkı olan ifade özgürlüğünü elinden almaktır.

Daha net bir ifade ile gayriresmi bir rejim modelinin resmiyete dökülmesinin hazırlık çalışmasıdır. Bu tür müdahalelere sadece ve sadece diktatörlük ile yönetilen ülkelerde rastlanır.

Yunanistan ile sıcak bir savaş yaşanır mı?  Yaşanmaz AKP'nin seçim sürecinde oynadığı ucuz oyunlardan biridir. Yunanistan ile sıcak bir savaşı göze almak, ABD ve Fransa ile de savaşmayı göze almak demektir. Saltanatı korumak uğruna böylesi bir çılgın girişim sonucunda kaybedilen sadece saltanat olmaz.

İktidardaki AKP ve MHP bunu gayet iyi bilmektedir.

TOKİ kuraları ne zaman çekilecek?  Bu sorudan önce cevaplanması gereken soru şu olmalıdır: "Ben kaç yıl hem kira hem TOKİ taksidi ödemek zorunda kalacağım" Çok açık ve net bir şekilde iddia ediyorum. Her şey normal seyrinde olsa bile 4,5 Yıl hem kira hemde TOKİ taksidi ödeyecek olacağınızdan şüpheniz olmasın. 2027 yılını ikinci yarısında yeni evlerinize taşınabilirsiniz.

2023 Ocak ayı memur, emekli, işçi ve asgari ücretli zammı ne kadar olacak? AKP iktidarının bugüne kadar verdiği en büyük zam oranı olacak. Seçimler bittikten sonra fazlasıyla elinizden alınacağı garantisi ile %50 ve üzerindeki bir zam oranına hazır olabilirsiniz.

Altılı masa dağılacak mı?  Kesinlikle dağılmayacak. Türkiye'nin 6 siyasi parti lideri bir araya gelmiş ve masaya 2 hedef koymuşlar. Bugün itibarıyla 50+1 çoğunluğa Türkiye'deki hiçbir siyasi parti ulaşamıyor ve Millet ittifakını oluşturan 6 siyasi partiden 4 tanesi tek başlarına seçime girdiğinde seçim barajını aşıp meclise giremiyor. Yani? Yani bu 6 siyasi parti birbirlerine tabandan zıt olsalar da göbekten sıkı sıkıya bağlı kalmak zorundadırlar.

Meral Akşener'in son açıklamaları kime hangi mesajları veriyor?  Öncelikle bilinmelidir ki: Türkiye'de kurnazım diyen tüm siyasileri bir araya getirecek olsanız dahi tamamının kurnazlığı Sayın Meral Akşener'in kurnazlığının sadakası kadar bile değildir. Meral Akşener kurnazlıkta Türk siyaset tarihinin Üstad-ı Azamıdır. Meral hanımın son çıkışlarının Kemal Kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı bir tepki olduğunu iddia eden kişiler ya siyaseti hiç okuyamayan, ya da okuyup işine geldiği şekilde kullanmaya çalışan art niyetli kişilerdir. AKP 2018 seçimlerinden sonra önemli bir seçmen kaybına uğradı. AKP'den kopan bu seçmenlerden aslan payını ise İYİ parti aldı. Meral hanım şimdi hem kendi partisinin milliyetçi taban seçmenini hem de AKP'den gelen muhafazakar seçmeni memnun etmek zorunda olan bir lider konumundadır. Çıkışlarının altındaki temel neden budur. Gerçekte Meral Akşener'in cumhurbaşkanı adayı o masada en iyi anlaştığı Kemal Kılıçdaroğlu'ndan başkası değildir.

Mecliste İYİ Parti milletvekilleri neden ayağa kalktı?  TBMM'nin yeni yasama yılı açılış programında İYİ partili milletvekillerinin partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ayakta karşılaması Meral Hanımın talimatı gereğince partisine yeni katılmış olan seçmenlerin kafasında soru işaretleri bırakmamak için yapılmış bir eylemdir. HDP milletvekilleri ile aynı eylemi gerçekleştirmenin faturası gereksiz yeni bir gündem oluşması ve seçmen kaybı olacaktı. Umarım yeterli olmuştur Sevgilerimle

Temel Sağıroğlu
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[En Fazla Sorulan Sorular ve Cevapları - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 03 Oct 2022 16:17:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/en-fazla-sorulan-sorular-ve-cevaplari-695x400-1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/en-fazla-sorulan-sorular-ve-cevaplari-695x400-1.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/en-fazla-sorulan-sorular-ve-cevaplari-695x400-1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Parmakla Gösterilenler]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-parmakla-gosterilenler-115331.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-parmakla-gosterilenler-115331.html</link>
                    <description><![CDATA[İnsanları ayıplarken de yüceltirken de parmakla gösterirsiniz. Aslında bir deyimdir ne kadar nahoş bir tabir olsa da. Kınadıklarınız var mesela; arkasından konuştuklarınız. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Birinin arkasından neden konuşulur anlamak mümkün değil. Demek ki sizden farklı yaptığı bir şeyler var ya da size uymayan, bilinmez.

İnsanlar sırf sizin zihniyetinize uymuyor, diye kınamak ne kadar doğru o da tartışılır. Yani doğru dediğimiz kavram kime doğru kime göre yanlış, bunun kıstasını siz mi belirlersiniz? Toplum değerlerine uyup uymamak farklıdır, toplumdan farklı bir yöne evrilmek farklıdır.

Tek örnek olup herkes aynı şeyleri yapıyor olsaydı ne çeşitlilik olurdu ne de yeni bir şey yapılırdı. Diğer yandan iyi bir şey yapanları da parmakla gösterirsiniz. İyi bir şey yapıyorsa neden parmak sallarsınız ki? Tezat gibi duruyor iyiyi de kötüyü de aynı şekilde ifade etmek.

Evet, kimilerinin yolu farklıdır; sizin gibi olmadıklarına şükredenler vardır belki de. Yoksa kimse kabuğunu kırıp yükselemezdi, istediği yerde olamazdı. İnsanların yaptıklarıyla bu kadar ilgilenmek de ayrı bir konu. Bunun yerine kendinizle ilgilenmenizin yani sıra kendi eksik ve fazlalıklarınızla alakadar olmanız daha akılcı duruyor. İnsanlar en çok kendini irdelemeli.

İnsan her zaman kendisiyle yarışmalı ve uğraşmalı. Dün nasıldınız mesela, bugün nasılsınız; var mı bir ilerleme? Yarın nasıl olmak istiyorsunuz, konusuyla daha fazla meşgul olmak lazım. Başkalarının hayatını irdeleyenler ve zamanını bununla geçirenler hayatı sadece izlerler.

Hayata katılmak için kendilerine bakmaları lazım. İstediğiniz yerde değilseniz bir şeyleri eksik yapıyorsunuz ya da yanlış yapıyorsunuz demektir. Demek ki birileri de sizi parmakla göstermekte. Bunu düşününce bir irkildiniz sanki. Başkalarının hataları ve yaptıklarıyla uğraşana kadar enerjinizi kendinize saklamanız sizi istediğiniz yere taşıyacaktır. Bu hayatta değerli olan sizseniz; kendinizle vakit geçirin.

Alın takkenizi önünüze bir düşünün bakalım. Hayat muhasebesinde artılarınızı, eksilerinizi ortaya koyun ki hangisi ağır basıyor, bir düşünün. İnsanları yargılamak en kolayıdır. Sıra kendinize geldiğinde diğerlerine gösterdiğiniz acımasızlığı kendinize göstermiyorsanız sizden bir şeyler olmamış daha. Gelişim sürecini bitirmemiş bir canlı, eksik bırakılmış bir proje gibi hissetmeniz mümkün. Parmakla gösterilen olsanız da oklarınızı kendinize çevirmenin zamanıdır şimdi. Bakın bakalım neyiniz var neyiniz yok; parmakla gösterilecek. &nbsp;

Yazar ve Şair Betül FIRAT  @paradoks.okur.yazar
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Parmakla Gösterilenler - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 03 Oct 2022 16:00:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/parmakla-gosterilenler-695x400-1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/parmakla-gosterilenler-695x400-1.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/parmakla-gosterilenler-695x400-1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Seçimler Yaklaşırken!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-secimler-yaklasirken-114945.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-secimler-yaklasirken-114945.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Neyi tartıştığımızı bilmek açısından.
Türkiye’de Seçme Yaşı Ne Zaman 18 Oldu?
Süreç, Osmanlı Devleti ile başlıyor ve Cumhuriyet ile sürüyor.

1-Kânûn-ı Esâsî’de Seçme Yaşı 25

“Temel kanun” yahut “Anayasa” anlamına gelen Kânûn-ı Esâsî, 23 Aralık 1876’da ilan edilir ve 1878’de II. Abdülhamit tarafından askıya alınır. ("Kânûn-ı Esâsî", Osmanlı’nın ilk ve son tek Anayasasıdır.)
Kânûn-ı Esâsî incelendiğinde seçme ve seçilme yaşının 25 olduğu ve yalnızca erkeklerin oy verebildiği görülecektir.

2-1924 Anayasası: Seçme Yaşını 18’e Düşürüyor

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonra 1924’te kabul edilen Anayasa incelendiğinde seçme yaşının 18’e düşürüldüğü, Seçilme yaşının ise 30 olduğu görülecektir.

3-1934'te yapılan değişiklik ile, Seçme Yaşı 22'ye yükseltilmiştir

***Bununla birlikte, Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkı tanınmıştır.

4-1961 Anayasası ile birlikte, Seçme Yaşı 21'e düşürülür.

5-1987 yılına ise, Seçme Yaşı 20’ye düşürülür.

6-1924 Anayasası ile 18 olarak belirlenmiştir Seçmen Yaşı, ileriki yıllarda değiştirilmiş olsa da, 1995 yılında yeniden, SEÇMEN YAŞI 18 olarak belirlenmiştir.

7-Seçme ve seçilme ile ilgili son düzenlemelerden birisi de, 3 Ekim 2006 tarihinde yapılmış ve bu kez SEÇİLME YAŞI 25’e indirilmiştir.

Şubat 2017 tarihinde T.C. Resmi Gazetede yayınlanan değişiklik ile MİLLETVEKİLİ ve diğer bütün seçim ile gelinen Kamu Görevleri için, SEÇİLME ve SEÇİLME YAŞI 18 OLARAK BELİRLENMİŞTİR.

Cumhurbaşkanı seçilmek için ise seçilme yaşı 40'tır.
SONUÇ:
A-Seçme Yaşı, tüm seçimlerde 18.
B-Seçilme Yaşı, Cumhurbaşkanlığı (40) dışında, bütün seçimlerde de 18'dir.
C-Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde seçmen (Oy kullanma) yaşı 18, seçilme (Aday olma) yaşı ise 40'tır.

Not: Bilgiler Anayasa Mahkemesi, TBMM ve benzer sayfalardan derlenmiştir.

&nbsp;

İbrahim Uysal ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Seçimler Yaklaşırken! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 30 Sep 2022 12:12:29 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/secimler-yaklasirken-695x400-1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/secimler-yaklasirken-695x400-1.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/secimler-yaklasirken-695x400-1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Dikkat Tepeüstü Yere Düşüyorlar]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-dikkat-tepeustu-yere-dusuyorlar-111878.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-dikkat-tepeustu-yere-dusuyorlar-111878.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Uçmayı çok seviyorlardı. Uçurmak ise en büyük hayalleriydi. Nihayetinde hem uçtu hemde uçurdular Yüksek irtifada yakıt ikmali yaparak 20 yıl boyunca krallar gibi yediler, içtiler, eğlendiler ve günlerini gün ettiler. Şimdi yere inme zamanı ama gelin görün ki motorlar ve iniş takımları çalışmıyor. Bu yüzden tepeüstü düşüşe geçtiler. Hal böyle olunca da büyük bir panik ve telaş içinde ne yapacaklarını bilmez bir duruma geldiler. Şaşkın ördek tersinden suya dalar misali hata üstüne hata yapmaya başladılar.

Umuyor ve diliyorum ki TOKİ projesine 4 değil 40 milyon başvuru yapılsın Çok ama çok ciddiyim Bu, AKP iktidarının kurduğu tuzağa kendilerinin düşmesi, tepe üstü çakılacakları zemine kendi elleriyle beton dökmeleri gibi olacaktır.

Bakın anlatayım Diyelim ki verilen süre içinde en az 10 milyon insan başvuruda bulundu. Bu aileleriyle birlikte minimum 30 milyon insan demek 81 ilde toplam yapılacak konut 250.000 Çekilecek kurada 250.000 kişinin ismi çıkacak ve 250.000 kişi mutlu olacak (Sonra ağıtlar yakarak ağlayacak olma garantisiyle) Bu 250.000 kura şanslısı insan ilk etapta mutlu olacak ve aileleriyle birlikte toplam 750.000 kişi gidip AKP'ye oy verecek.

AKP İktidarının perişan ve bitkisel hayattaki ekonomiye kaynak sağlama düşüncesinden sonraki amacı ve düşüncesi bu şekilde İyi de kurada adı çıkmayan 9.750.000, aileleriyle birlikte 29.250.000 kişi ne düşünecek? LGS, YKS sınavlarında bile hile yapan, kamu personeli seçme sınavında en yüksek puanları alan adayları sözlü mülakatta eleyerek onun yerine kendi adamlarını işe alan, bu eylemleri belge, delil ve mahkeme kararları ile ispatlanmış olan AKP iktidarının çektiği bu kuraların tarafsız, hilesiz, hurdasız yapıldığına inanacaklar mı? Veya... Gerçek enflasyon oranlarını gizleyerek AKP iktidarının verdiği rakamları yayınlayan bir TÜİK örneği varken TOKİ'nin bu işeri bağımsız, şeffaf ve tarafsız bir şekilde yaptığına ikna olacaklar mı?

Ya da... Yargıyı vesayet altına almış, merkez bankasını bitirmiş, hazinesini boşaltmış, borç batağında yüzen bir yönetim sisteminin "Biz sizlere 2 yılda o evleri yapıp teslim edeceğiz" sözüne itimat edecekler mi? Daha da önemlisi... Çekilecek kurada binde bir oranında yani 250 kişi olsa bile Suriye, Afganistan ve Pakistan uyruklu kişilerin ismi çıktığında bunun normal sürecin bir sonucu olduğu kanaatinde olacaklar mı?

Tanrı kimseyi bunların düşürdüğü duruma düşürmesin İşin özü sözün kısası, bunların korkuları öyle büyümüş ki akıl ve mantık silsilesini tamamen devreden çıkarmışlar. 250.000 aileyi garanti oy potansiyeli olarak hedef alırken geriye kalan 9.750.000 insan ve onların ailesinin kendilerinden iyice uzaklaşacğını hesap edemiyorlar.

Tek karlı olacakları taraf 250.000 insandan konut bedelinin %10'u tutarında alacakları peşinat. Bu tutar ortalama olarak 17 Milyar 500 Milyon Türk Lirası Yani 1 Milyar Amerikan dolarına yakın bir tutar.

Bu para ile yapmak istedikleri ise çok basit 2023 yılı Ocak ayında memur, emekli, asgari ücretli ve işçi maaşlarına en az %50 zam yapar 2 veya 3 ay içinde de seçime gideriz. Seçimi kazanır daha sonra verdiklerimizi iğneden ipliğe katmerli zamlar yaparak geri alırız.
Bir defa daha tarihe not düşüyorum. Lütfen kaydedin ve günü gelince bana hatırlatın
1- İktidar 2023 yılının Ocak ayında memur, emekli, asgari ücretli ve işçi maaşlarına çok astronomik bir zam yapacak.

2- Zam yaptıktan sonra 3 ay içinde yapılmak üzere seçim kararı alacaklar.

3- Bu süre içinde dövizi baskı altında tutup Türk Lirasının değer kaybını önlemeye çalışacaklar.
Seçimi kazanmaları halinde...
1- iğneden ipliğe cumhuriyet tarihinin en büyük zammını yapmak ilk icraatleri olacak

2- Döviz kurları üzerindeki baskıyı kaldırıp, kur korumalı mevduat uygulamasına son verecekler.

3- 2024 yılında teslim sözü verdikleri TOKİ konutlarını asla vaat ettikleri tarihte teslim edemeyecekler.

Elbette ki, seçimleri kazanacak olurlarsa Elbette ki bu toplum, tek başına tüm yetkilerle 20 yılda kendilerine yaşattığı rezaleti sineye çekmeyi kabul ettiği taktirde Yaşarsak göreceğiz Görürsek çekeceğiz.

Temel Sağıroğlu ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Dikkat Tepeüstü Yere Düşüyorlar - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 21 Sep 2022 10:03:28 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/dikkat-tepeustu-yere-dusuyorlar-695x400-1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/dikkat-tepeustu-yere-dusuyorlar-695x400-1.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/dikkat-tepeustu-yere-dusuyorlar-695x400-1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Elalem Ne Der?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-elalem-ne-der-111079.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-elalem-ne-der-111079.html</link>
                    <description><![CDATA[ Hayatını başkalarına göre ve başkaları için yaşayanları buraya davet edebiliriz; diyeceklerimiz var. Toplumun yapısına bakacak olursak; farklı olanı kabullenmeme hali söz konusu. İyi ve kötü bir icraatınız olsun başta bir dirençle karşılaşmak söz konusu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Büyük icat ve icraatlara bakıldığı zaman, topluma faydalı olduğu aşikâr olsa da öncesinde bu fikirlerin kabullenilmediği de görülmekte.

Düşünülecek olunursa toplumun bakış açısı sabit olduğu ve yeniliklerle değişimlere açık olunmadığı sonucuna varılacaktır. Sonuç olarak kimse aykırı olarak bir şeyler yapmasaydı herhangi bir ilerleme de kaydedilemezdi insanlık tarihinde. Örnek verilecek olunursa “Yazar mı oldunuz? Hobi olarak yapılabilir.” veya “Ressam mısınız? Güzel hobi.” veyahut da “Müzisyen misiniz? Bir süre hevesini alıp bırakılır.” sözlerini çok duymuş olmalısınız.

Nihayetinde hangi sanat dalı olursa olsun sonradan çok bilindik de olsanız işin en başında topluma karşı bir savaş verilmiş olması acı bir gerçek. “Gerçek sanatçılar yaşarken anlaşılmayanlardır.” diye bir kalıp oturmuş durumda nihayetinde bilindiği üzere. Şimdinin iyi olarak nitelendirilen ün yapmış sanatçıları zamanında ‘el alem’ ne der demiş olsalardı şimdi eserleriyle tanışamamış olacaktık.

Toplumu bu konuda anlamak zor çünkü sesli eserse mırıldanır, görsel eserse kültürü yettiği kadar yorumlar, yazılı eserse de bilgisine göre eleştirir ama yine de bir şekilde hoşuna gider ve kullanır. O yüzden de diğer insanların ne dediğini çok baz almadan insanların içlerindeki yetenekleri ve becerileri ortaya çıkarmaları önemlidir. Topluma başka bir boyut kazandırabilecek her şey için savaş vermek gerekse de yapılması büyük önem taşımaktadır.

İnsanlar genelde bir şeyler yaptıklarında daha çok yapamadıkları için pişman olurlar ya da zamanında yapılmayanlara. Oyuncuları bir düşünün mesela ne zamanlardan ve ne tür tepkiler alarak bugüne kadar ulaşabilmişlerdir. Zanaat dalları da öyle olsa gerek. Marangozluğu veya yöresel sanatları atadan devam ettirenlere daha iyi işler yapabilirsin diye çok akıl veren olmuştur mesela. Bırakın toplumun ne düşündüğünü. Toplumun yapı taşını oluşturan bireyler “Keşke şu olsa.” der ama kendileri cesaret edemezler.

Cesaret edemedikleri sürece de yerlerinde sayarlar. Toplumla beraber “El alem ne der?” diye gerilemek yerine; “Ben bunu yapmak istiyorum.” diye hayatı ertelemeyin de ıskalamayın da. Yapmadıklarınızdan dolayı kendiniz pişman olup kendiniz sorumlu olacaksınız, topu ‘el alem’e atamazsınız.

Hayallere ulaşıldıktan sonra ilk takdirin yine “Başkaları ne der?” denilenlerden geleceğine emin olmak lazım. Onları başkaları dedikten sonra zaten hayatınızdaki rolleri kısıtlı olacaktır. Hayaller gerçekleştirmek içindir. “El alem ne der?” demek için değildir.

Yazar ve Şair Betül FIRAT  @paradoks.okur.yazar 
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Elalem Ne Der? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 19 Sep 2022 13:47:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/elalem-ne-der-695x400-1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/elalem-ne-der-695x400-1.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/elalem-ne-der-695x400-1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kusursuzluk]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-kusursuzluk-108846.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-kusursuzluk-108846.html</link>
                    <description><![CDATA[Bir iksir olsaydı ve bizi kusursuz gösterecek olsaydı hepimiz isterdik sanırım. İnsanoğlu her zaman hep daha fazlasını istemeye programlı. Kim istemez ki mükemmel olmayı? Genelde mükemmeliyetçi bir tavır içerisindeyiz.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Tabii bunun için de gösterilen çabanın kat be kat fazlasını yapmamız gerekiyor. Genelde her zaman daha fazlasını yapmak için ya da daha fazlası olsun diye çabalarız. Mükemmellik kavramı gerçekten var mı yoksa bizim ütopyamız mı?

Her ne olursa olsun ne yapılırsa yapılsın ufak da olsa bir hata ya da kusur payı kalır. Kimse dört dörtlük olamaz, diye biliyoruz. Yine de kusursuzluk için çabalamaktan geri durmayız. Mükemmel olmasak da mükemmele yakın olmak için uğraşırız.

Mükemmelliği gören oldu mu bilinmez, dört yapraklı yoncayı göremediğimiz gibi. Yine de bir gün yakalayabiliriz, diye üstün çabalar gösteririz. Aslında biraz da neyi ne kadar yaptığımızdadır işin sırrı. Bir de üst sınırı bir belirlersek belki de ulaşmışızdır mükemmele. İyi, daha iyi, daha daha iyi diye uzatmak yerine mükemmel kavramını yerleştirmişizdir kelime haznemize. Biliriz ki iyinin daha iyisi her zaman olacaktır ve bunun bir sonu olmayacaktır.

Fabrikadan çıkan bir ürün bile tam manasıyla kusursuz olamıyorken bunu kendimizden beklemek de bir yerde hayal dünyasında olmaktan ileri gitmiyor. Yine de elimizden gelenin en iyisini yapmak gerektiğine inananlardanız. Çünkü başarabileceğimizin en iyisidir bizi mutlu edebilecek olan. Kusursuz veya mükemmel kelimelerine sığınmadan ya da kendimizi buna şartlamaya gerek olmadan en iyisini yapabiliyor olsak yeterlidir.

Bir yerde size ne kadar kusursuz görünürse görünsün başkaları tarafından aynı şekilde görülmeyecektir. Her zaman bir eksiklik bulunacaktır. O yüzden de mükemmeliyetçiliği yakalamaya çalışmaktansa kendimize yetecek kadarını veya yapılabileninin en iyisini yapmak yeterli gelecektir. Herkesin kusursuzluk dozunu kendine göre ayarlaması daha önemlidir. Hiçbir zaman ulaşılamayacak bir derece yerine elimizden gelenin en üst derecesine ulaşmak daha uygun olur.

Bunu yapmadığımız sürece ulaştığımız hiçbir şey bizi mutlu etmeyecektir. Biraz da elimizdekine tamah için kusursuzluktansa en az kusurluya yönelmek daha iyi bir seçenek belki de.

Mavinin Fecri ve Mihrinin Hicranı Yazarı  Yazar ve Şair Betül FIRAT @paradoks.okur.yazar&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Kusursuzluk - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 11 Sep 2022 19:54:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/kusursuzluk-695x400-1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/kusursuzluk-695x400-1.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/kusursuzluk-695x400-1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Bu Nesil Bizim]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-bu-nesil-bizim-108653.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-bu-nesil-bizim-108653.html</link>
                    <description><![CDATA[Her zaman geleceğimiz çocuklarımız, deriz. Beklentimiz çok fazla gelecek nesilden. Peki, geleceğimiz için yeterli hazırlıkları biz yapabiliyor muyuz? Neslimizi nasıl yetiştiriyoruz?]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Her zaman geleceğimiz çocuklarımız, deriz. Beklentimiz çok fazla gelecek nesilden. Peki, geleceğimiz için yeterli hazırlıkları biz yapabiliyor muyuz? Neslimizi nasıl yetiştiriyoruz? Öncelikle geleceğimiz çocuklarımızın elinde demeden önce bir dönüp kendimize sormamız gerekli; “Kendi neslimiz olarak biz ne yaptık?” ve “Ne gibi katkımız oldu hayata?” diye.

Öyle ya biz de önceki neslin geleceğiydik. “Ne olacak bu gençliğin hali?” diyenlere; siz neyseniz onlarında olacağı odur cevabını verebiliriz. Tabi ki bizden sonrakiler farklılaşarak ilerleyeceklerdir. O yüzden de ailede başlayan eğitim önemli ve bireyleri asıl şekillendiren kısım olmakta. Gelecek nesil derken iyi yetiştirmek önemli.

Çocuk yetiştirmenin incelikleri kısmını yine uzmanlara bırakmak gerekirse; bizim ilgileneceğimiz kısım ise bu nesli yetiştirirken neye göre ve nasıl yetiştirdiğimiz konusu olmalı. Kimse topluma zarar verecek bir birey yetiştirmek istemez tabi ki.

Herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışır tahminim edildiği gibi. İçinde bulunduğumuz dönemin yeni nesli bilişim ve teknolojinin içine doğmakta ve bunların avantajlarıyla birlikte dezavantajlarını da yaşamakta. Yeni neslin hem bunlara uyumlu olmalarını sağlarken hem de korumamız gereken ilk şeyde bu konuda olmakta.

Bir diğer konuda neslimizin bizim devamımızolduğu gerçeği ama biz de kendimizden öncekinin devamıydık; bunu unutmamak gerekli. Gelecek nesilden beklentilerimiz elbet de olacak ama bizim yapamadıklarımız yönünde olması da beklenemez ki hiçbir birey bir diğerinin hayalini gerçekleştirmek için dünyaya gelmiş olamaz.

Tabi ki bizden her anlamda ileri bir nesille karşı karşıya olduğumuz da söz konusu. Özellikle de yeni dünya düzeninde her zaman bir adım ileri olmak zorundalar. Neslimizi yetiştirirken en önemli konulardan biri birey olarak iyi olmasının yanında topluma yararlı ve milli değerlere sahip çıkabilecek bir nesil olmaları önemarz etmekte.

Bizim geleceğimiz diye; fazla ödev yüklediğimiz neslin çocuk olduğunu da unutuyoruz genelde. Onları çocukluklarını ve gençliklerini yaşayarak mutlu bireyler olabilecekken sürekli bir yarış halinde tuttuğumuzda; onların mutsuz bireyler dönüşmeleri de olası.

Öncelikle hayattan beklentisinin ne olduğunu bilebilecek ve doğru bilgiye nasıl ulaşabileceğini bilebilen bireyler olarak var olmalarının sağlanması gerekmekte. Başka bir mevzu da gelecek nesil dediğimiz çocuklar şimdiki nesli örnek alarak ve taklit ederek belli bir olgunluğa ulaşırlar.

Bu hususta gelecek nesli şekillendirmeye veya yönlendirmeye başlamadan önce kendimizi şekillendirmemiz gerektiğinin ve örnek teşkil etmemiz gerektiğinin altını çizmek gerekli. Geleceğimiz gördüğümüz bu nesle ödev yüklemeden önce durup bir hayattaki yaptıklarımıza bakmak gerekli. Bizim bir versiyon farklılaşmamız olan; Bu Nesil Bizim!

Betül Fırat
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Bu Nesil Bizim - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 09 Sep 2022 16:34:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/bu-nesil-bizim-695x400-1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/bu-nesil-bizim-695x400-1.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/bu-nesil-bizim-695x400-1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kürklü Venüs ve Kürk Mantolu Madonna]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-kurklu-venus-ve-kurk-mantolu-madonna-107125.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-kurklu-venus-ve-kurk-mantolu-madonna-107125.html</link>
                    <description><![CDATA[Sabahattin Ali ve romanın şöhretinden dolayı, onunla ve romanıyla ilgili bir tanıtım girişi  yapmayı, okurlarıma hakaret olarak görürüm.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bu iki roman, birbiri ile alakasız görünüyorsa da, ben Sabahattin Ali'nin, Leopold von Sancher Mazsoch'un Kürklü Venüs kitabını okumuş olduğunu ve ilham almış olduğunu söyleyebilirim. Sabahattin Ali ve romanın şöhretinden dolayı, onunla ve romanıyla ilgili bir tanıtım girişi&nbsp; yapmayı, okurlarıma hakaret olarak görürüm.

Bu yüzden Mazoşizm'e adını veren Mazscoh ve Kürklü Venüs'ünden bahsetmek gerekir. Avusturyalı yazar Masoch, bu romanı ve diğer eserleri ile, psikiyatrik bir hastalık olan mazoşizme adını vermiştir. Kısaca eziyet görmek ve aşağılanmaktan zevk, daha doğrusu cinsel zevk almak olarak adlandırılır bu psikolojik rahatsızlık. Fransız yazar Markiz dö Sade'den alan Sadizm hastalığının karşıtı gibidir. Bu hastalıkta eziyet etmek ve aşağılamaktan zevk, daha doğrusu cinsel zevk almak hastalığıdır.

Günümüzde her iki her iki hastalık da aynı patolojik süreçlerden geçtiği ve çok kere de birbirinin yerine geçtiği için aynı hastalık da sayılır (vikipedya). Mazsoch'un romanı ile, Sabahattin Ali'nin romanlarındaki arasındaki ilk benzerlik, her iki romanda da romanın kadın kahramanın bizzat yazar tarafından tanınmış olmasıdır. Sabahattin Ali, Almanya'da öğrenci ilken tanıdığı Maria Pııruder'in adını bile değiştirmeden romanına baş kahraman yaparken, Mazsoch ise kazabikalı (Kazabika, Slavlara özgü, kürkten bir kadın giysisidir) sevilisi Anna von Kottowit'i Wanda yapmıştır. Her iki romanda da, bolca aforizma (özlü söz) vardır. Her iki romanda umulandan çok kısadır.

Olaylar tüm hızı ile sürerken, ani bir olayla birden kesilir ve her iki roman ani bir sonla biter. Her iki romanda da olay, erkek kahramanın ağzından anlatılır ve erkek kahraman, yaşadıklarından ahlaki sonuçlar çıkarır. Kürklü Venüs, ilk olarak 1870'de, Avusturya-Macaristan imparatorluğunda basılmıştır ve muhtemelen Sabahattin Ali'nin babasından bile daha eski bu roman; basıldıktan yüz yıldan uzun bir zaman geçtikten sonra, 1974'de Türkçeye çevrilmiştir.

Sabahattin Ali bu romanı muhtemelen Almanya'da öğrenci iken okumuştur. Kürklü Venüs'te Roma tanrıçası Venüs'ün adı, cinsel hazları anlatan sıfat olarak kullanılmıştır. Kürk Mantolu Madonna ise adını bizzat Madonna yani Meryem Ana'dan almıştır&nbsp; (İtalyanca kadınım demek olan Madonna, İsa peygamberin annesi Meryem'in de adıdır.) ve romanda sevecenliği simgeler. Son olarak, her iki romanda da romanın anlatıcı kahramanı, sevgilisi olan kadından ayrılınca yoksulluk ve çile çeker ve sonsuz bir suçluluk-pişmanlık duygusu ile yaşar. Her ikisi de artık birer klasiktir.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Kürklü Venüs ve Kürk Mantolu Madonna - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 31 Dec 2021 12:43:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/kurklu-venus-ve-kurk-mantolu-madonna.jpeg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/kurklu-venus-ve-kurk-mantolu-madonna.jpeg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/kurklu-venus-ve-kurk-mantolu-madonna.jpeg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Ergenlik Güzeldir]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-ergenlik-guzeldir-105592.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-ergenlik-guzeldir-105592.html</link>
                    <description><![CDATA[Ülkece ergenliği çok aşağıladığımızı düşünerek, bu başlıkta bir yazı yazmaya karar verdim. Sinan Kemal]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ülkece ergenliği çok aşağıladığımızı düşünerek, bu başlıkta bir yazı yazmaya karar verdim. Ergence lafı, sık kullanılan bir aşağılama sözü oldu. Burada ilk çözmemiz gereken problem,&nbsp; neden çocukluk sevilir, yetişkinlik övülür, yaşlılık yüceltilirken, ergenlik böyle aşağılanmaktadır. İnsanların bir şekilde yaşadıkları bu kadar aşağılaması da bence çok yersiz. Hatta halen ergenlik çağında olanlar da birbirini ergenlikle suçluyor.

Ben, yılların lise öğretmeni, hele de son on yılın çoğunu da yatılı okullarda çalışan biri olunca, ergenliği daha iyi anlamaya başladım ya da kendimi öyle sanıyorum. Ergen, çocuğun boy atıp, kilo almışıdır, bir de içinde yeni ortaya çıkmış cinsel arzular olan . Bu açıdan ergen, çocuk gibi maceracı, atılgan; yetişkin gibi de boylu-poslu ve kuvvetlidir. Çocuğu kandırır, zapt edebilirsiniz, ergende bunu yapamazsınız.

Ergen sizi kandırır ve ergene güç yetiremezsiniz. Ergen, yapmak istediğini aptallığı gene yapar, bir gözünüz üzerinde olmalıdır. Ergenlerin sürekli iri yarı olarak düşünülmesinin iki sebebi vardır. Biri ergenin ara ara bazı dönemlerde aniden boy atması, diğeri de lise filmleri ya da edebiyatında hep iri yarı oyuncuların oynamasıdır. Onedio, bir sürü lise konulu klip derlemiş, hepsinde de atletik ve iri yarı.

Oysa ergenlerin çoğu, hele de spor yapmıyorsa, özellikle erken zamanlarında (11-14 yaş), boy ve kilo artışı paralel olmadığından biçimsizdir. Gene o meşhur lise filmlerinde, ergenlik sivilceleri falan da görülmez. Ergene iş ya da sorumluluk verilirken, daima gözetip altında tutulmalı, çünkü kendisi sizin zerre kadar anlamadığınız matematik ya da fizik-kimya problemini çözebilse de, beyni tam gelişmemiştir ve 17-19 yaşlarına kadar bu gelişme tamamlanmayacaktır.

Beyninde eksik olan şey, ödül-ceza algı mekanizmasıdır ve bu yüzden sorumluluk duygusu zayıftır. Mesela aşk-meşk ilişkilerine bakışı, küçük çocukların şekerleme-çikolata gibi yiyeceklere bakışı gibidir. Sevgilisi ile küçük bir bakışma, kısa bir sohbet bile ona büyük zevk verebilir ( Kültüre göre değişebilir. Her kültürde kadın-erkek ilişkileri aynı değildir) ve bu zevkten mahrum kaldığında çok ıstırap duyabilir.&nbsp; Çocukların aksine bu ıstırap uzun süreli olup, intihara götürebilir (Romeo ve Jülyet'in orijinal hikayesinde Romeo 17, Jülyet 16 yaşındadır.). Gene aynı ödül-ceza mekanizmasının ve dolayısı ile sorumluluk duygusunun zayıf olması, dürtülerine hakim olmasına da engel olur. Sonradan çok pişman olabileceği ya da hayatta hiç yapmayacağı bir şeyi o an için yapabilir.

Mesela tanıdığım böyle bir liseli var, şu an son sınıfta. Birinci sınıftayken bir akşam, okul pansiyonunda etüt saatinden sonra, bir sebepten, okul duvarına tekme atıp, duvarı deliyor (Duvar, kartonpiyermiş. Ailesi gayet yüklü parayla sağlam bir duvar ördürdü). Şu an son sınıfta. Bu olaydan önce ve sonra, hem öğretmenliğini yaptım, hem de pansiyonda o varken nöbet tuttum.

Değil birini dövmek (duvara tekme atma sebebi de kavga değildi) ,kava etmek, küfretmek, birisine sinirlenip, sesini yükselttiğini, birine diklendiğini bile görmek bir yana duymadım bile. Ergenlikte dürtü kontrol problemleri de olabilir ve böyle sonradan çok pişman olunacak ve kendi kişiliği ile alakasız işler yapabilir. Sonuçta bu ergenlik de, çocukluk gibi, güzel geçip,&nbsp; geçmeyeceği, yetişkinlerin tavrına bağlıdır.

Ergeni zapt etmek zor olduğu için,&nbsp; ergen ana-babalığı bir başka zordur. Diğer yandan bu çağ, cinsellikten, siyasete pek çok şeyi ilk defa tanıma ve hayattaki pek çok şeyin tadına ilk defa bakma çağıdır. Kendince pek çok güzellikler barındırır. Sadece daha fazla tahammül ve beceri gerektiriyor. Bunun için de ergenliği sevmemiz ve kabullenmemiz gerekiyor.

Sinan Kemal &nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Ergenlik Güzeldir - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 23 Dec 2021 09:37:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/ergenlik-guzeldir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/ergenlik-guzeldir.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/ergenlik-guzeldir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Saç Taramanın Gerekliliği]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-sac-taramanin-gerekliligi-102962.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-sac-taramanin-gerekliligi-102962.html</link>
                    <description><![CDATA[Sinan Kemal köşe yazısı]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Köy yanarken saç taramakla ilgili malum atasözü - deyimi eminim herkes biliyordur. Bir de ara ara sosyal medyada çok dillendirilmeye başlandı. Ben bu sözlere karşı çıkacağım, hem de tarihten örnekler vererek. En başta filozof ve matematikçi Descartes, gördüğü rüyalar (ya da hayaller) üzerine, otuz yıl savaşlarının tam ortasında ordudan ayrıldı ve kendisini bilime ve felsefeye verdi.

Albert Camus, Yabancı romanını yazarken, Fransa, Almanya işgali altındaydı. İkinci dünya savaşının tam ortasındaydı. Pek çok sanatsal şaheser, kıyametin koptuğu zamanlarda&nbsp; yapıldı. Ne olursa olsun insan yaşamak zorundadır. İnsanca yaşamak içinde kendisini geliştirmek zorundadır.

Bu kendini geliştirmek,&nbsp; yabancı dil öğrenmek kadar,&nbsp; bağlama-gitar çalmak, başka bir şehri-ülkeyi görmekte ihtiyaçtır. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın dediği gibi, Türk gençliğine kendi ile ilgilenmesine izin verilmedi. Benim kuşağım, yani yetmişlerde ve seksenlerin başında doğmuş olan kuşak (bu nesil Z ise, biz de x yada ü kuşağı oluyoruz) özellikle apolitik olmak için uğraştı. Bu uğurda önce futbola, sonra da pop müziğe sığındı.

Sonra her ikisi de politikaya bulaşıp, gençleri de politikaya sürüklemeye çalıştı. Z kuşağı ise garibim, dolar kuru ne olacak diye para politikasını kurulunu takip eden liselilerden oluşuyor, nasıl apolitik olabilsin? Biz yaşını başını alanlar şunu bilmelidir ki, apolitik olmak da haktır, iktidardan yana olmak da, muhalif olmakta.

Bir gencin ilk işi, kendi yönünü seçmek ve bu yön için kendini geliştirmektir. Genç ya da yaşlı, biz de, kendi kendimizin değerini bilelim. Bize hep kendimizi kurban etmemizi, kendimizi feda etmemizi istenilir. Oysa koyunların bile kurban olması için en azında&nbsp; üç yaşını doldurması, biraz etlenmesi beklenir.

Biz de en azından biraz büyüyelim, yetişelim, kaliteli insanlar olalım. İnsanların kendisi için bir şeyler istemesi, daha mutlu, huzurlu, müreffeh olmayı istemesi ayıp değildir. Her şeyin internetten ve hatta cep uygulamalarından olduğu bu devirde iyi bir cep telefonu lüks değildir ve çıkar telefonunu diyenin ağzına telefon tıkmak farzdır.

Bizim politikacılarımız, üst düzey bürokratlarımız ve hatta özel sektörde işverenlerimiz,&nbsp; gelişmiş ülkelerdeki işverenlerden daha düşük yaşam şartlarında çalışıyorlar mı ki bizden daha düşük yaşam standartlarını kabul edelim? Bize diyorlar ki, beğenmiyorsun, çek git.

Biz de yurt dışına gidince ya da aniden başka bir yere tayin isteyince ya da iş değiştirince bize neden hain diyorlar? Sayın okurlarım, tamam köy yanıyor ve artık hangi şerefsiz yaktıysa, o söndürsün, yok mu buralarda bir itfaiyeci. Sürekli her leyden sorumlu olmak sizi bunaltmıyor mu?

Twitter'a giriyorsun, herifin biri, bir kadını açıkça tehdit ediyor, tutuklansın diye tweet atıyorsun, oy veriyorsun,&nbsp; oy veriyorsun, çalınmasın diye sabah kadar bekliyorsun. Bir de yoksulluğa mı karşı biz fedakarlık yapacağız? En azından kendimizi fakirlikten koruyalım. Bu fakirlik, fedakarlık kültürünü ret edelim. Bencil olmak sadece zenginlerin hakkı değildir.

Sinan Kemal
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Saç Taramanın Gerekliliği - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 12 Dec 2021 18:04:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/sac-taramanin-gerekliligi-223336-20221117.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/sac-taramanin-gerekliligi-223336-20221117.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/sac-taramanin-gerekliligi-223336-20221117.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çalıkuşu'nu Feministçe Okumak]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-calikusunu-feministce-okumak-101081.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-calikusunu-feministce-okumak-101081.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu romanı, seksenli yıllarda bir kaç defa televizyon dizisi yapıldığından (hatta Aydan Şener, bir kaç defa Feride rolünde oynadığı için, bir adı da Feride olmuştu), seksenli yıllarda çocuk ve genç olanların iyi bildiği bir romandır. Öte yandan Atatürk'ün, Sakarya savaşı sırasında okuduğu ve beğendiği roman olması, onu daha da önemli yapıyor.

Bense bu romanın feminist yanını ele alacağım. Romanın bu yönünün görülmemesinin iki ana sebebi var. Birincisi roman kamuoyuna idealist öğretmen romanı ile sunulup, öyle tanıtıldı. İkincisi de Güntekin ve Milli Edebiyatçıların, edebiyatı bir eğitim aracı olarak görüp, sınıfta öğretmenin küfürlü ve argo konuşmaması gereğine inancı, roman ve hikayelerine de yansıtmalarıdır.

Aslında bu tavır, Osmanlı yazı kültürünün  kökeninde, yazıda hele de yazılı edebiyatta argo ve küfrü kullanmama alışkanlığı vardır. Şair Eşref, Neyzen Tevfik gibi Melami şairleri saymazsak, yazılı kültüre argoyu getirenler, Köy Enstitülü yazarlardır. (Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Yusuf Ziya Bahadınlı, Mehmet Başaran, Dursun Akçam, Ümit Kaftancıoğlu, Ali Yüce, Adnan Binyazar, Samir Gürel, Osman Bolulu, Osman Şahin, Hasan Kıyafet vs) Yaşar Kemal'in de dediği gibi küfür ve argo köyde günlük konuşmadır ve şehirliler gibi kadınların yanında ya da çocukların yanına küfürlü konuşmama gibi hassasiyetler, kırsalda pek az vardır ya da vardı. Radyo, televizyon ve internet gibi kitle iletişim araçları, şehir-köy kültürü farkını azalttı.

Diğer yandan ülkemizin eskisine göre çok daha az erkek egemen olması da, romanın asıl içeriğinin anlaşılmasını zorlaştıran başka bir unsur.

Hikayede bolca spolier vereceğim. Yayımlanalı yüz yılı geçmiş, defalarca film ve dizi yapılmış bir roman için böyle şeyler normal olmalı.

Olayı en başından değil de, Feride'nin Kamuran'ı ve İstanbul'u terk etmeye karar verme anından başlayarak inceleyelim romanı. Feride nişanlısını sadece kaçamak yaptığı için terk etmez. Kamuran genel anlamda zamparadır ve evlenince de durum değişmeyecektir. Kendisi erkek egemenliğin tüm haklarını kullanacak, evliliği boyunca da keyfine bakacaktır. Hatta Feride ile flört ya da ona benzer bir durumdan sonra evlenmesini de, ona bir silah olarak kullanıp, onu suçlayarak zeytinyağı gibi su üstüne çıkacaktır. Belki de otel bulamadığı zaman, o kadınları eve getirecektir.

Sonra birden bire diplomasını görür ve onu çözüm yolunu kendince bulur, bir kız okuluna öğretmen olacaktır. Artık İstanbul'da duramaz. Çünkü o zamanları İstanbul'u hem çok büyük değildir, hem de bürokrasiyi oluşturan aileler birbirlerini tanıyordur.

Sonuçta Bursa ile Feride'nin Anadolu macerası başlar. Daha ilk adımda, il merkezinde bir okula tayini çıkmışken kumpasa uğrar ve bir köye gitmek zorunda kalır. Köyde ise Anadolu softalığının zorbalığını görür. Pek çok şey yaşar ve bu arada fuhşa zorlanan bir kadının, kız çocuğunu evlat edinir.

Anadolu'da yalnız yaşayan bir kadına bakış açısını görürüz roman boyunca. Kadınlar hep baskı altındadır oysa erkekler rahattır. Evli bile olsalar, umarsızca ona kur yapar, teklif götürürler. Bizzat karısını haberci yapıp, kuma yapmak isterler. Ret edilince kadın bile şaşırır, o kadar altın takıya rağmen, kumalığı ret ettiği için. İlden ile dolaşır, hatta bu arada İstanbul'dan bir arkadaşı ile karşılaşıp, onunla Fransızca konuştuğu için, il merkezindeki kız lisesine Fransızca öğretmeni olur. Fuhşa zorlanan bir kadının kız çocuğunu evlat edinir. Oradan oraya sürüklenir.

Bir yerde il eğitim müdürü, ona makyajını yıkamasını söyler, oysa makyajsızdır. Makyajlı zannedilmesinin nedeni, yüzünün genç ve parlak olmadı değil, yalnız bir kadın olmasıdır. Bir başka yerde ona gülbeşeker adını takarlar. Bu adı almasının sebebi de, güzel olmasından çok, yalnız bir kadın olarak hedefte olmasıdır. O okula atanınca, kızını bizzat almaya gelen baba, abi, dayı vesaire çoğalır.

En sonunda bu erkek egemenliğin tuzaklarından birine düşmekten son anda kurtulur., evlatlığı onun da annesi gibi olmasından korkmaktadır. Gene de adı çıkmıştır ve bu durumdan, babası, hatta dedesi yaşta biri ile evlenerek kurtulur. Romanın bu bölümü, Türk toplumunun ahlakının iki yüzlülüğünü, erkeğin elinin kınası, kadının yüzünün karası durumunu çok iyi anlatır.

Kitabın bundan sonrası Güntekin'in kitabı genç kızlara okutma çabası ile zoraki bir mutlu sondur. Ferdide, evlendiği erkek ile cinsel ilişkiye girmez zira dönemin erkekleri, hele de beyzadeleri, bakire olmayan kızla evlenmez. Güntekin gene bu amaçla acımasızca evlatlık kızı da verem (ya da öyle bir ateşli hastalık) sebebi ile öldürüp, onlarca yıl sonra Feride ve Kamuran'ı evlendirir. Güntekin de bilir ki kızlar mutlu son sever ve kitabın hedefinde kızlar vardır. Romanı toplumsal gerçekçi bir yazar yazsaydı muhtemelen Feride, Kamuran'ı acımasızca ret edecekti.

Son olarak diyeceğim o ki, Çalıkuşu, her nesle okutulması gereken bir kitap.

Sinan Kemal ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Çalıkuşu'nu Feministçe Okumak - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 04 Dec 2021 17:18:36 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/calikusunu-feministce-okumak.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/calikusunu-feministce-okumak.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/calikusunu-feministce-okumak.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Cumhuriyetin Adam Olmak Olması Ne Demektir?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-cumhuriyetin-adam-olmak-olmasi-ne-demektir-97273.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-cumhuriyetin-adam-olmak-olmasi-ne-demektir-97273.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır Sapare Aude! “Aklını kullanma cesaretini göster!” Sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır. Doğa, insanları yabancı bir yönlendirilmeye bağlı kalmaktan çoktan kurtarmış olmasına karşın (naturaliter maiorennes) , tembellik ve korkaklık nedeniyledir ki, insanların çoğu bütün yaşamları boyunca kendi rızalarıyla erginleşmemiş olarak kalırlar, ve aynı nedenlerledir ki bu insanların başına gözetici ya da yönetici olarak gelmek başkaları için de çok kolay olmaktadır. Ergin olmama durumu çok rahattır çünkü. Benim yerime düşünen bir kitabım, vicdanımın yerini tutan bir din adamım, perhizim ile ilgilenerek sağlığım için karar veren bir doktorum oldu mu, zahmete katlanmama hiç gerek kalmaz artık. Para harcayabildiğîm sürece düşünüp düşünmemem de pek o kadar önemli değildir; bu sıkıcı ve yorucu işten başkaları beni kurtaracaktır çünkü. Başkalarının denetim ve yönetim işlerini lütfen üzerlerine almış bulunan gözeticiler [vasiler.] insanların çoğunun, bu arada bütün latif cinsin ergin olmaya doğru bir adım atmayı sıkıntılı ve hatta tehlikeli bulmaları için , gerekeni yapmaktan geri kalmazlar. Önlerine kattıkları hayvanlarını önce sersemleştirip aptallaştırdıktan sonra, bu sessiz yaratıkların kapatıldıkları yerden dışarıya çıkmalarını kesinlikle yasaklarlar; sonra da onlara, kendi kendilerine yürümeye kalkışırlarsa başlarına ne gibi tehlikelerin geleceğini bir bir gösterirler. Oysa onların kendi başlarına hareket etmelerinden doğabilecek böyle bir tehlike gerçekten büyük sayılmaz; çünkü bir kaç düşüşten sonra bunu göze alanlar sonunda yürümeyi öğreneceklerdir, ne var ki bu türden bir örnek insanı ürkütüverir ve bundan böyle de yeni denemelere kalkışmaktan alıkoyar.

İmanuel Kant bu yazısında (Immanuel Kant, Felsefe Yazıları Türkçesi: Nejat Bozkurt, Remzi Yayınları) aydınlanma kavramını böyle çok güzel özetlemiş.

Bazı büyük adamları anlamak için, başka büyük adamlardan destek almak gerekir. İbni Sina, kendi yazdığına göre Aristo'nun Metafizik (aslında İlk Felsefe) kitabını defalarca okumasına rağmen anlayamamış. Derken bir gün Buhara'nın kitap pazarına birisi, parasız kaldığını söyleyip (Buhara emirinin özel hekimliğini yapan İbni Sina'nın en zengin olduğu zamanlardır bu dönem), Farabi'nin kitabını ona zorla satmış. Satın almışken okuduğu bu kitap sayesinde, Aristo'nun metafiziğini anlayıp, kendi metafizik felsefesini geliştirmiş.

Ben de bu yazıma görsel olarak Kant'ın bir resmini koyuyorum. Zira ben, Atatürk'ün, neden cumhuriyet demek adam olmak demektir sözünü, Kant'ın yukarıdaki sözlerini yıllar sonra tekrar okuyunca anladım. Zira artık anladım ki adam olmak, yetişkin olmaktan, yetişkin olmakta artık kendi kararlarını kendin vermekten geçiyor.

Bunun içinde kendimiz, kendi kendimize baba olmak, kendimize bir baba aramaktan vaz geçmemiz gerekiyor. Sigmun Freund, insanlardaki tanrı arayışının, baba arayışı olduğunu söyler. Hristiyanların, Tanrı için, Göklerdeki Babamız demesi, İslam'da Allah'ın bir cinsiyeti olmadığı ısrarla vurgulanmasına rağmen, çocukların Allah baba demesi, bunun doğruluğunun ispatı gibidir.

Pek çok makama babalık denmesi de, pek çok insanın sürekli bir baba otoritesi aradığının işaretidir. Papa ve patrik kelimeleri, doğrudan baba anlamına gelir. Hatta Türkçedeki baba kelimesinin de kökeni bu kelimedir. Azerbaycan ve Orta Asya-Sibirya Türkleri, ATA kelimesini kullanır. Mafya lider ve yöneticilerine doğrudan baba denir.

Atatürk, kendisine bu ön adı seçse de, hiç bir zaman kendisine ulusun babası demediği gibi, dedirtmemiştir de. Türk toplumunu hep olgun bir insan gibi tasvir etmiştir.

Oysa toplumumuz Süleyman Demirel gibi politikacılara, Müslüm Gürses, Erkin Koray gibi politikacılara, Hakkı Yeten gibi futbolculara ve pek çok şahsa baba unvanı vermiş ve vermekte. Benim anladığım kadarı ile, bir baba arayışında ve kendi kararlarının sorumluluğunu almak istememekte.

Bu sadece Türk toplumunun derdi değildir. Demokrasiye ulaşamayan ya da ulaşma yolunda pek çok ulusunda da derdidir. Bence Herakleitos'dan beri demokrasilerin her bunalım döneminde bir diktatör üretmesinin altında da bir baba arayışı vardır. Kendi arasında anlaşamayan halk, otoritesini kabul edeceği bir baba figürünü aramıştır. Tarih boyunca tüm tiranların ve diktatörlerin erkek olması da bunu göstermektedir. Toplumumuzun darbelere karşı direnmemesinin, yanlış politikalara rağmen,  aynı politikacılara oy verip durmasının da arkasında, Kant'ın dediği gibi bu yapay ergenlik vardır.

Babam anlatmıştı. Yıllar önce gurbette tek başına çalışıp, oda kirası ödeyip,  bir de para biriktirince arkadaşı ona, sen kendi kendine babalık yapmışsın demiş.

Toplum olarak kendi kendimize babalık yapmamız ve bizi yöneten politikacıları, yüksek bürokratları (general, vali vesaire) baba makamına koymamız, onlara yanlışlarını söylememiz ve yanlış politikalarının hesabını onlardan sormamız gerekir.

Adam olmamız için  önce kendimizi adamdan saymamız gerekir. Bunun içinde baba arayışını bırakmamız gerekir.

Sinan Kemal ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Cumhuriyetin Adam Olmak Olması Ne Demektir? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 18 Nov 2021 10:00:06 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/cumhuriyetin-adam-olmak-olmasi-ne-demektir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/cumhuriyetin-adam-olmak-olmasi-ne-demektir.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/cumhuriyetin-adam-olmak-olmasi-ne-demektir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tanıtım Yazısı Nedir, Faydaları Nelerdir?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-tanitim-yazisi-nedir-faydalari-nelerdir-96331.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-tanitim-yazisi-nedir-faydalari-nelerdir-96331.html</link>
                    <description><![CDATA[Tanıtım yazıları web sitelerinin arama sonuçlarında yükselişe geçmesi için gerekli olan en önemli çalışmalar arasında yer almaktadır. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Peki, tanıtım yazısı nedir, tanıtım yazısı almanın faydaları nelerdir? Alacağınız her tanıtım yazısı fayda sağlamayacağı için, bu soruların cevabına hâkim olmak ve çalışmalarınızı bu bilgiler ışığında yapmanız önem taşır.

Tanıtım Yazısı Nedir?

Herhangi bir sitenin normal içeriğinden, herhangi bir kelime veya kelimeler üzerinden sizin sitenize link çıkılması tanıtım yazısı yolu ile rahatça gerçekleştirilebilir. Doğru şekilde alınan tanıtım yazılarının, web sitenizin yükselişi için hayati öneme sahip olduğunu hemen belirtelim. Tanıtım yazılarının içerisinden sitenize çıkılan linkler, link çıkılan kelimeler için o sitenin size referans olması anlamına gelmektedir. Nasıl ki normal yaşamda bol referansa sahip olan bir işletme veya uzman kişi daha fazla ilgi görüyor ve değerli kabul ediliyorsa, sanal dünyada da bu aynen geçerlidir. Ancak önemli olan, tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi kaliteli kişilerin yani sitelerin sizi referans göstermesidir. Bu yüzden mutlaka otoriter sitelerden tanıtım yazısı almaya özen göstermeli, link çıkışının ise dofollow olmasına dikkat edilmelidir.

Kaliteli Tanıtım Yazısı Nasıl Olmalıdır?

Tanıtım yazısı paketleri alırken bu paketlerin veya tekil alımların kaliteli olması için, aşağıdaki şartları mümkün olduğu kadar sağlıyor olması gerekir. Aksine link çöplüğüne dönmüş, kendisine dahi hayrı olmayan sitelerden alınacak tanıtım yazılarının sitenize faydası olmayacağı gibi zarar verme ihtimalleri de vardır. Site güncelliği: Tanıtım alacağınız sitenin kabul edilebilir düzeyde güncel olması önemlidir. Neredeyse tanıtım yazıları ile güncellenen sitelerden link almamaya özen gösterin. Site değerleri: Link alacağınız sitenin Alexa, DA/PA değerleri, günlük hit sayısı gibi değerlerinin yerinde olması önemlidir. Site otoritesi: Backlink alınacak sitenin genel otoritesi büyük önem taşır. Bu yüzden mutlaka otoriter sitelerden tanıtım yazısı almaya gayret etmek gerekir. Aynı Kategori: Sizin sitenizle alakalı konularda yayın yapan sitelerden tanıtım yazısı almanız, daha etkilidir. Ancak sitenin gerçekten otoriter olması durumunda, bu kuralı dikkate almayabilirsiniz. Zira hem otoriter hem de aynı sektörde yayın yapan bir siteden backlink paketi almak, sonuçların mükemmel olmasına neden olur.

Tanıtım Yazısı Almanın Faydaları Nelerdir?

Otoriter sitelerden tanıtım yazısı almanın faydaları şunlardır;


	Çalışma yaptığınız anahtar kelimeniz, Google arama sonuçlarında daha üst sıralarda yer alır. Çalışmayı yukarıdaki şartlara bağlı kalarak sürdürmeniz, rekabete de bağlı olarak ilk sayfaya gelmenizi sağlayabilir.
	Google birçok kaliteli referansa sahip olan sitenize daha fazla değer verir. Bu sayede siteniz daha otoriter bir konuma erişir.
	İçeriklerinizin indeks hızı ciddi manada artar.
	Sitenizi daha fazla insan ziyaret eder. Bu sayede site otoriteniz artmış olur.
	Alexa, DA/PA değerleri başta olmak üzere, tüm değerlerinizde ciddi bir artış söz konusu olur.
	Web siteniz üzerinden hedeflerinize daha çabuk ulaşırsınız. Bir e-ticaret sitesiyseniz artan ziyaretçi sayısı nedeniyle satışlarınızda artar. Reklam ya da diğer gelir modellerini kullanan bir siteniz varsa, reklam tıklamaları, reklam ve tanıtım yazısı satışlarınız artar ve bu satışlar genellikle daha pahalıdır.


Selçuk Softa
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Tanıtım Yazısı Nedir, Faydaları Nelerdir? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 13 Nov 2021 20:36:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/tanitim-yazisi-nedir-faydalari-nelerdir.jpeg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/tanitim-yazisi-nedir-faydalari-nelerdir.jpeg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/tanitim-yazisi-nedir-faydalari-nelerdir.jpeg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Nofollow Link Nedir? Faydaları Nelerdir?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-nofollow-link-nedir-faydalari-nelerdir-96328.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-nofollow-link-nedir-faydalari-nelerdir-96328.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Web sitelerinin arama sonuçlarında daha iyi sıralama alması için yapılan çalışmalarda sıklıkla duyulan nofollow link nedir? Nofollow linklerin faydaları nelerdir? Gibi sorulara, SEO çalışmalarının başındaysanız sıklıkla cevap aramanız mümkündür. Zira SEO çalışmaları için gerekli olan backlink inşası için bu terimler işin temelini oluşturmaktadır.
Nofollow Link Nedir?
Tanıtım yazısı, footer link veya diğer link çeşitlerinde iki tür link çıkışı vardır. Bunlardan birisi nofollow link çıkışlarıdır.

Nofollow link: Sizin sitenizin linkini paylaşan ilgili sitenin, paylaşmış olduğu makale üzerinden sizin sitenize referans yani kefil olmaması demektir. Yani site linkinizi paylaşmış olsa da “benim gücümden yararlanmasını istemiyorum” dediği gibi bir anlam çıkarılabilir. Bu linkler arama motorları tarafından takip edilemez.

Dofollow link çıkışları ise bunun tam tersidir ve karşı site size tam manasıyla referans olmuş demektir.
Nofollow Linklerin Faydaları Nelerdir?
Nofollow linklerin faydalarının olmadığını düşünen birçok insan olmasına karşın, aslında bu tip çıkışların da faydaları bulunmaktadır. Özellikle otoriter sitelerden tanıtım yazısı alıyorsanız, nofollow olsa dahi fayda sağlayacaktır.

Bugün özellikle önde gelen haber veya teknoloji sitelerinin önemli bir kısmı, link çıkışlarını nofollow şeklinde yaparlar. Otoriter bir siteden alınacak nofollow linkler dahi, otoriter olmayan sitelerden alınacak dofollow linklere göre fayda sağlayabilir.

Diğer taraftan link çeşitliliği bakımından da faydalı olur. Sürekli dofollow linkler almanız, Google tarafından anormal karşılanır ve şüphe çeker. Bu nedenle link çeşitliliği sağlarken link çıkışlarının da farklı türlerde olması gerekir.

En azından 10 tane dofollow link alıyorsanız, 2-3 tanede nofollow alınması Google’a daha doğal gözükmek açısından faydalıdır.
Tanıtım Yazısı Paketlerinin Kalite Ortalaması Önemlidir
Bazı mecralarda yoğun şekilde satılan tanıtım yazısı paketleri alırken mutlaka dikkat etmeniz gerekir. Çok ucuza satılan ve yoğun şekilde satış yapılmış tanıtım yazısı paketleri, sitenize uzun vadede ciddi zararlar verecektir.

Eskiden basit link çıkışları dahi fayda sağlarken, Google tarafından geliştirilen yeni algoritmalar nedeniyle kaliteli link alımı önem kazanmıştır. Bu nedenle çok ucuz fiyatlara satılan, tamamen tanıtım yazısı satmak amacıyla açılmış sitelerden alacağınız linkler sitenizin çöp haline gelmesine sebep olabilir. Bu yüzden bu paketlerden mümkün olduğunca uzak durmanız gerekir.

Nofollow link almayı planlıyorsanız, alacağınız sitenin özellikle yüksek DA/PA değerlerine sahip olmasına önem göstermeniz gerekir. Günlük ziyaretçi sayısı ve Alexa gibi değerlerde yine dikkate alınmalıdır. Bu şekilde doğru planlama yaparak doğru siteleri tercih etmeniz, uzun vadede sitenizin otoriter olmasına yardımcı olacaktır.

Selçuk Softa ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Nofollow Link Nedir? Faydaları Nelerdir? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 13 Nov 2021 20:28:24 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/nofollow-link-nedir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/nofollow-link-nedir.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/nofollow-link-nedir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Dofollow Link Nedir? Faydaları Nelerdir?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-dofollow-link-nedir-faydalari-nelerdir-96325.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-dofollow-link-nedir-faydalari-nelerdir-96325.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Web sitenize alacağınız dofollow linkler doğru yerlerden alınması halinde, sitenizin yükselmesi için büyük faydaları sağlar. Peki, dofollow link nedir? Ve dofollow linklerin faydaları nelerdir? Öncelikle bu soruların cevaplarını bilmek, alacağınız linklerin daha kaliteli olması için size yol gösterici olacaktır.
Dofollow Link Nedir?
Herhangi bir sitenin sizin sitenize link çıkılan kelimeler üzerinden kefil yani referans olmasıdır diyerek, dofollow link nedir? Sorusunu cevaplandırabiliriz.

Başka bir sitelerin herhangi bir kısmından (yorum, yazı içerisi, footer) sizin sitenizin linkinin paylaşılması ve bu paylaşımın nofollow etiketi kullanılmadan yapılması, dofollow link anlamına gelir. Bu linkler son derece değerlidir çünkü arama motoru botları tarafından takip edilebilirler. 

Genellikle tanıtım yazısı ve footer link çıkışı şeklinde alınan bu backlink türü, doğru alındığında sitenize fayda sağlayacaktır.

Başka sitelerden alacağınız her backlink faydalı değildir. Özellikle son Google algoritmaları nedeniyle alınacak linklerin kalitesi ciddi önem taşımaya başlamıştır.
Kaliteli Dofollow Link Nasıl Alınır?
Faydalarına geçmeden önce nasıl kaliteli bir şekilde dofollow link alınacağını bilmeniz gerekir. Bu kalite yönergelerini taşıyan yerlerden link alınması durumunda, yazının devamın vereceğimiz faydaları görmeniz mümkün olacaktır. Aksi halde bu faydalardan yararlanmanız pek mümkün olmayacaktır.

Güncel siteler: Link alacağınız sitenin mutlaka her gün ve sıklıkla güncel tutulduğuna dikkat edin. Tanıtım yazısı paketleri satılan birçok site, neredeyse sadece tanıtım yazıları ile güncellenmektedir. Bu yanlış olup sitenize zarar verir.

Benzer kategorideki siteler: Sizin site içeriğinizle benzer kategorileri bulunan sitelerden alınan backlinkler çok daha faydalı olacaktır. Aynı sektörde olan kişilerin rakiplerini referans göstermesi kadar etkili bir referans olamayacağı unutulmamalıdır.

Link çöplüğü olmamalı: Bu tip çalışmalar yapılan bazı backlink paketleri, adeta link çöplüğüne dönmüş vaziyettedir. Tamamen backlink paketi satmak için açılan bu siteler, haftada hatta günde birçok link çıkışı yaptığı için “link çöplüğü” olarak tanımlanır. Bu nedenle etkileri de temiz sitelere göre daha azdır.

Hitli siteler:Backlink inşanız için kullanacağınız sitelerin mümkün olduğunca günlük hit sayısının belirli düzeyde olmasına dikkat etmeniz gerekir.

Otoriter siteler: Her şeyden önce otoriter sitelerden tanıtım yazısı veya diğer türlerde backlinkler almak önemlidir. Alınan bu backlinklerin nofollow değil dofollow olması büyük önem taşır.
Dofollow Linklerin Faydaları
Yukarıda yazılan kriterleri göz önüne alarak temin edeceğiniz dofollow linkler, sitenize şu faydaları sağlayabilirler;

 	Anahtar kelimelerinizde ciddi yükseliş sağlar.
 	Ziyaretçi sayınız artar.
 	Google ve insanlar gözünde siteniz daha otoriter olur.
 	Sitenizden gelire dayalı hedeflerinize daha hızlı ulaşırsınız.
 	Reklam, tanıtım yazısı ve ürün satışlarınız fazla olacağı gibi, değerli bir siteye sahip olduğunuz için daha pahalı olur.

Selçuk Softa ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Dofollow Link Nedir? Faydaları Nelerdir? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 13 Nov 2021 20:10:22 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/dofollow-link-nedir.jpeg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/dofollow-link-nedir.jpeg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/dofollow-link-nedir.jpeg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Vurgunculuk Zihniyeti Sorunumuz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-vurgunculuk-zihniyeti-sorunumuz-91965.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-vurgunculuk-zihniyeti-sorunumuz-91965.html</link>
                    <description><![CDATA[Yirmi yıldan uzun süre önceydi ve öğretmenliğimin ilk yıllarıydı. Çalıştığım ve kendisinden başka her yere uzak, harbiden de dağ başı ilçemizde polis teşkilatı kurulacaktı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;Vurgunculuk Zihniyeti Sorunumuz yazmaya karar verdim. Bu ilçe, sokağa çıkma yasaklı nüfus sayımlarında ölüyü-diriye ekleyerek beş bin görünen ama söylenenlere göre bin iki yüz olmayan, tek köyü olan,&nbsp; şu günlerde de wikipediya'ya göre nüfusu iki binin biraz altında bir ilçedir. İlçedeki evlerin yarıdan fazlası da, yazlık, hatta yılda en fazla yirmi günlüğüne kullanılan gurbetçi evleriydi o zamanlar. İlçeye polis teşkilatını kurmaya yedi (rakamla 7) polis atandı. Ardından da ilçe halkı, ev kiralarına fahiş zam yaptı, polisler çok maaş alıyor, biraz da bize versin diye düşünerek. Lakin ilçe halkının bu hevesi, kursağında kaldı. Aynı yıllarda devler, en küçük ilçelerde bile, başta jandarma olmak üzere, askeri için bolca lojman yapmıştı. Bu lojmanlar fazlası ile büyük yapıldığı için,&nbsp; içlerinde bolca boş daire bulunuyordu. (En azından o zamanlar için, aradan zaman geçti.)Jandarma komutanı da, ilçe lojmanını polislere açarak, açgözlü ilçe halkının avcunun yalamasını sağladı. Sonra bu durumun hemen her ilçede olduğunu ve bu yeni polis teşkilatı kurulan ilçelerde yaşandığını öğrendim. Hemen hepsinde de bu kira krizi, askeri lojmanların, polislere açılması ile çözülmüştü. (Tabi o zamanlar, aradan yirmi yıldan fazla zaman geçti.) Bir il veya ilçeye, meslek yüksek okulu, fakülte veya herhangi bir kamu kurumu (özellikle askeri birlikler) açıldığında, ev sahipleri anında kiraya zam yapıyordu.

Vurgunculuk Zihniyeti Sorunumuz

Yıllar geçtikçe halkımızın bu vurgunculuk merakının genel bir alışkanlık olduğunu öğrendim ve pek çok kişi de bunu biliyordu artık. Mesela Yılmaz Erdoğan'ın bir zamanlar ünlü olan şiirinde dediği gibi,&nbsp; sadece bilmek zorunda kalanların bildiği yol üstü lokantaları ya da konaklama tesislerini ele alalım. Bu tesisler hep çok pahalıdır ve oralardaki yemekleri pek yiyen olmaz, hele kısa mesafeyse. altı-yedi saatlik bir yolculuksa, bir şey yiyip, içmemeye çalışır.

Oysa belki de uygun fiyatlı olsalar, daha çok para kazanacaklar.&nbsp; Hayır, hayır, bu olamaz. Türk esnaf zihniyetine göre sizden alışverişe muhtaç insanları iyice kazıklamanız gerekir, gelenek böyledir. Öyle ki bir taşra şehir ya da kasabasına gittiğimde, burası turistlik bir yer bile olsa, yerel esnafla alış-veriş yapmama alışkanlığı kazandım ve benim gibi çok insanın da bu alışkanlığı kazandığını fark ettim. Ülkede seyahat eden hemen her insanın,&nbsp; gittiği taşta şehrinde kazıklanma anısı vardı. Bu yüzden öncelikle, artık her yerde yaygınlaşan zincir marketlerden alış-verişi tercih etmekteydi.

Anladığım kadarı ile Türk halkı, köyüne-kasabasına bir gelen, bir daha gelmesin istiyor ve özellikle esnafı bunun için çalışıyor. Birisinin neden kazıkladıklarını sorduğunuzda, nasıl olsa bir daha gelemeyecek, diyor. Bu vurgunculuk zihniyeti sadece politikacılarda ya da esnafta yok. Bir ara vurgunculuğa, hortumculuk deniliyordu. Rahmetli, Üstün Dökmen'de, ülkemizde sadece büyük hortumcular yok, küçük pipetçiler de var demişti.

Mesela bir ara okul bahçelerinin, spor salonlarının kiralanıp, okullara gelir ediniliyordu. Sonra okul müdürlüklerinden çok fazla yolsuzluk haberleri gelince bu uygulama büyük ölçüde kalktı. Bu vurgunculuk zihniyeti, her şeyimize zarar veriyor. Geleceğimize, halkamıza, doğamıza ve her şeye. Definecilik ve inşaatçılıkta bu vurgunculuk zihniyetinin ürünleri. Altın ya da değerli tarihi eser bulayım da, zengin olayım diye tarihi ören yerleri, kaleler ve bir zamanlar gayrimüslimlere ait ne kadar yer varsa, köstebek yuvasına çevrilmiş durumda. Memleketimin çiftçileri tarımla değil, imara açılma ve kat çıkılması ile, tek inşaatla zengin olma derdinde. Bu vurgunculuk, kısa süreli zengin olma merakı, sadece para anlamında da yok. Ülkemizde erkekler, zorda kalan kadınlardan faydalanmaya da pek hevesli. Bunu da not düşmeli.

Vurgunculuk merakı, dolandırılmaların da sebebi. Meşhur, hatta efsanevi dolandırıcı Sülün Osman'ın, çok bilinen lafı var ya, ben sadece beni dolandırmak isteyenleri dolandırdım, hah, işte o sorun hemen her büyük çaplı dolandırılma vakasında vardır. Mağdurlar, çoğu kez çok para kazanma hedefi ile tüm paralarını kaybederler. Mesela hastasına para lazım olan birinin altın bileziklerini ucuza almaya çalışırlar ya da benzeri şekilde bir şeyleri ucuza kapmaya çalışır. Ponzi denen organizasyonlara girenlerin çoğunun da hedefi, parasını son anda çekmektir. Bunu da çoğu kez yapamazsınız.

Bu vurgunculuk zihniyeti, tüm toplumumuza, belli ölçülerde sinmiş ve konaklama tesisleri misali pek çok alanda genel kural olmuş. Bunun sonucu sadece tüketiciye güvensizlik değil, yöre halkına da güvensizlik. İnsanımız sanıyor ki, bir şehirdeki üniversite, lise, askeri birlik veya turistlik tesis, ören yerinin en büyük kazancı, gelen-gidenin harcamalarıdır. Oysa asıl servet, zorunlu ya da bilinçli olarak orayı tercih edenlerin, o bölgeyi sevmesi, o bölgeden mutlu ayrılmasıdır. Sonra oraya geri dönmek istemesi, orayı anılarında, ürettiği sanat eserlerinde anlatması, oraya yatırımlarını yapmasıdır.

Yaşadığım şehir Ankara'nın, komşusu olan iki büyük şehir ile örnek vereyim. Ankara'nın komşusu iller arasında ikisi büyük şehir'dir. Bunlardan Eskişehir'e ait herhangi bir reklama rastlayamazsınız. Gene de Eskişehir'e düzenli turlar yapılır. Şehrin reklamını en iyi, üniversiteyi Eskişehir'de okuyanlar yapar.&nbsp; Oysa güney komşumuz Konya'nın bilim merkezi ve yapay (yok bir de doğal olsaydı) kelebek bahçesi ve bir çok şeyinin reklamı, Ankara'mızda bol bol görüldüğü halde, Konya'ya o kadar çok günübirlik gezi yoktur. Üstelik Konya, Anadolu Selçuklu başkenti olduğu ve Mevlana'nın şehri olduğu halde daha muhteşem bir tarihi vardır ve üniversitesi de Eskişehir'den eskidir.

Lakin Selçuk üniversitesi mezunları Konya ile ilgili iyi şeyler anlatmaz. Benzer şekilde ülkemiz de bir kere gelen turistlerin, çoğu kez bir daha gelmemesi sorunu yaşıyoruz. İnşaat vurgunu sebebi ile verimsizleşen topraklarımızın acısını yaşıyoruz. Bu vurgunculuk zihniyetinden ülkece sıyrılmamız lazım.

Sinan Kemal
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Vurgunculuk Zihniyeti Sorunumuz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 24 Oct 2021 15:11:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/vurgunculuk-zihniyeti-sorunumuz-231750-20240227.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/vurgunculuk-zihniyeti-sorunumuz-231750-20240227.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/vurgunculuk-zihniyeti-sorunumuz-231750-20240227.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[90'lar Pop Müziğinin Gizli Tarihi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-90lar-pop-muziginin-gizli-tarihi-88798.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-90lar-pop-muziginin-gizli-tarihi-88798.html</link>
                    <description><![CDATA[Sinan Kemal köşe yazısı: 90'lar]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Doksanlar pop müziği ile ilgili olarak pek çok kişi konuştu belki ama dinleyicileri konuşmadı. Gençler, benim yaş 47 ve gelin şu amcanız size 90'lar popunun ya da aslında 90'lar müziğinin ne olduğu, hatırladığı kadarı ile ve anıları ile anlatsın. En başta söylemeyim ki, doksanlar müziği hep pop ile anılsa da, sadece pop değildi. Özgün müziğin de çağıydı. Ahmet Kaya, Grup Yorum ve Grup Kızılırmak gibi özgün sanatçı ve grupların, çıkış yaptıkları ya da çok sattığı bir dönemdi.

Türk Sanat Müziğinin de ikinci altın çağıydı. Coşkun Sabah'ın 1990 tarihi Beni Unutma-Aşığım Sana albümü, Türkiye'de,&nbsp; fiziksel nesne olarak (plak-kaset-cd vs) en çok satan albüm oldu. Muazzez Ersoy, doksanların çok satan Türk Sanat Müziği sanatçılarından sadece birisiydi. Arabesk müziğin de zirvesiydi. Müslüm Gürses bile, altı ayda bir albüm-kaset yapıyordu. Haluk Levent başta olmak üzere, rock müziğin pek çok önemli şarkıcısı-grubu da doksanlarda çıkış yaptı.

Gene de doksanlar müziği denilince akla gelen ana tema pop müziktir. Seksenler, daha çok da polis radyosunun sayesinde arabesk müziğin yıllarıydı. Özel televizyonların ve radyoların açılması&nbsp; ile, pop müzik yaygınlaşmaya başladı. 1990'da, ilk özel televizyon kanalı, anayasaya aykırı olmasına rağmen (12 Eylül anayasası ile radyo ve televizyon yayımı yapmak, kamu kuruluşlarının tekelindeydi.&nbsp;

1993 Ağustosta değişti bu durum), Uzan ailesinin, dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın oğlu, Ahmet Özal ile ortak olarak, uydudan yaptığı yayımlar ile başladı. Sonra özel kanallar arka arkaya açılmaya başladı, hem radyo, hem de televizyon olarak. Gene de pop patlamasını doğrudan özel kanallara bağlamayı yanlış buluyorum. Doksanlar popunun patlama noktası olan, Aşkın Nur Yengi'nin ilk albümü 1990'da patlama yaptığında, özel radyo ve televizyonlar henüz o kadar da etkin değildi. Doğrusu TRT'nin kendine özgü, tuhaf bir müzik anlayışı ve ona göre müzisyenleri vardı.

Bu yüzden de genç müzisyenler kolay kolay kendilerini halka duyuramaz, yeni yetenekler de kolay kolay ünlü olamazdı. Ben, seksenler boyunca Mazhar-Fuat-Özkan grubu haricinde ünlü olmuş, sonra da bu şöhretini doksanlar boyunca korumuş birilerini hatırlamıyorum. İşin doğrusu Eurovision'da Türkiye'yi temsil eden ya da TRT'nin canlı yayımladığı Kuşadası, Altın Güvercin Şarkı yarışmasında dereceye girenlerden bazıları haricinde de ünlü olan şarkıcı-müzisyen pek olmadı. Eurovision'da, Şebnem Paker ve Sertap Erener hariç, hiç bir şarkıcıya fayda sağlamadı. Hatta Ajda Pekkan'a ve başka bir kaç şarkıcının kariyerine zarar verdi.

Seksenlerin TRT ünlüleri, sessizce sıradan TRT memuruna dönüştü. Özel radyo ve televizyonlar, bu genelde müzik, özelde pop patlamasının ateşini coşturdu. Bunun bence iki sebebi vardır. Birincisi gençlik daha umutlu ve olumlu olarak dünyaya bakmak istiyordu. Doksanların başlarında arabesk şarkılar, daha bir kahır içerir, batsın bu dünya der, insana sürekli bir umutsuzluk&nbsp; verirdi. Doksanların başında, Hakkı Bulut'un albümleri ile, acısız arabesk dönemi başladı.

Müzik pek değişmemişti ama sözler eskisi kadar kahır içermiyordu. Diğeri de gençliğin apolitik olma çabasıydı. Bizim kuşağın ebeveynleri, sakın siyasete karışmayın diye öğütlemişti. Hayat bizi siyasi&nbsp; olmaya zorluyordu. Sivas katliamı olmuştu, PKK terörü doruktaydı, üniversite yurtları, Ülkücülerin elindeydi, Ülkücülerin şerrinden gençler eve çıkıyor ya da üniversite sınavlarına tekrar hazırlanıyordu. Buna rağmen 1995 seçimlerinde, seçme yaşının 21'den 18'e düşmesi nedeni ile seçmen sayısı aniden 8 milyon artmıştı ve bu seçmenlerin, il nüfus müdürlüklerine giderek, seçmen kütüklerine kayıt olmaları gerekiyordu. Bunu yapan genç sayısı 1 milyonun altındaydı ve yapanlar da, 1995 seçimlerinde muhteşem bir çıkış yapan, siyasal İslamcı Refah partisinin gençleriydi.

O zamanlar, televizyonların deyimi ile karşıt görüşlü öğrenci çatışması ve siyasal gruplaşmalar daha fazlaydı ama o zamanın gençleri, oy vermeye üşenirken, şimdiki gençler sabaha kadar sandıkları bekliyor. Doksanlar müziğinin ana motoru Kral tv ve Uzan ailesine ait yayın organlarıydı. Kral TV yayın hayatına 1994'de,'' onu bekliyorum, onu istiyorum''lu&nbsp; reklamları akılda kalan Teleon kanalının gündüz yayımı olarak 1994'de yayım hayatında başladı.

1995'de Teleon'un şifreli hayata geçmesi ile gün 24 saat Kral TV oldu. Uzan ailesi, Kral tv ve bu aileye ait kanallar ve yayımlar hakkında çok şey yazabilirim ama halen çok uzamış yazıyı daha da uzatacaktır. Şunu net olarak söyleyebilirim ki, Hakan Uzan başta olmak üzere tüm aile bu medya gücünü sonuna kadar kullandı,&nbsp; özellikle de kötüye kullandı. Dönemin kraliçesi Sezen Aksu'ydu. H er şarkısı veya bestesi, o zamanlar hit dediğimiz, çok satılan olduğu gibi, her dokunduğu da yıldız oluyordu.

Dönemin pek çok ünlü şarkıcısını piyasaya Sezen Aksu çıkarmıştır. Hatta Sezen Aksu ile Tarkan'ın arası bozulduğu zaman, Tarkan şimdi bitti, kim ona söz-beste verecek dediler ama Tarkan, Nazan Öncel'den söz ve beste alarak yoluna devam etti. Dönemin diğer bir kralı da Tarkan'dı. Sadece çok satması değildi onu kral yapan. Kimse ona ambargo koyamıyor, onu ödülsüz bırakamıyordu. Uzanlar ile arasında açıkça kavga vardı ama gene de yıllarca Kral TV en iyi erkek şarkıcı ödülünü aldı, yıllarca ödülü almaya bile gitmedi, ödül ile ilgili kuru bir teşekkür açıklaması bile yapmadı. Ortaya çıkan bazı fotoğraflarından dolayı basın üzerine gidince, ülkeyi terk ederim açıklaması yaptı, basın da resmen gitmesin diye özür bir yana, rica minnet etti.

Şimdi asıl konuya gelelim, bu müzik ve pop müzik cenneti nasıl bitti?

Pek çok kişinin buna cevabı, MP3 ve ADSL olacaktır. Bu kısmen doğrudur. ADSL'den önce, 150-200 kadar şarkıyı içeren ful albüm MP3 CD'leri, kaset satışlarını sarsmaya başlamıştı. Tam 2007'de bir anda pop müzikte,&nbsp; türkü yorumlamaları çoğaldı. Meğer kaset satışları aniden düşünce, besteciler ve söz yazarları da ücretlerinde indirim yapmayınca, türkülere dönülmüş. Sonra 2003'de ADSL ile sınırsız ve hızlı internet başlayınca, insanlar seri halde müzik indirmeye başladı.

2005'de ADSL ilk büyük yayılmasını yaptı ve İbrahim Tatlıses'in şimdi adını hatırlayamadığım bir kaseti, son bir milyon üzeri satan albüm oldu. Sonra albüm satışları o kadar düştü ki, pek çok sanatçı, CD bile olsa fiziksel materyal albüm çıkarmamaya karar verdi ve pek çok müzik market kapandı. Müzikte gerileme, sadece albüm satışları ile olan bir şey değildi. Konserlere gidenlerin oranı da azalmıştı. Bunun bir sebebi ekonomik kriz, bir sebebi de pop müziğin artık o kadar da apolitik olmamasıydı.

Bazı popçular yavaş yavaş Tansu Çiller'in etrafında toplanmış, pop müziğin TRT'sine dönüşen Uzan radyo-tv kanalları da ailesi de yavaş yavaş siyasete atılmaya hazırlandı. Asıl kopuş ise, 1999'da,&nbsp; Ahmet Kaya'ya meşhur çatal atma olayının olduğu 1999'da oldu. Bu olaydan Ahmet Kaya kadar, bu kadar agresif tepki veren pop-arabesk topluluğuna da zarar verdi. Önce Ahmet Kaya hayranları, sonra da kendi hayranları yavaş yavaş onları terk etti. Zira bir popçu, siyaset yapacaksa bile, bu kadar agresif olmamalıydı. 2002 seçimlerinden sonra Uzan ailesi, zaten tüm ülkenin nefretini (Kendisine oy veren&nbsp; % 7.2 hariç belki) kazanmıştı ve seçimden sonrasında da yok edildi.

Ailenin mal varlığı, batan bankaları (İmar bankası ve Adabank) yüzünden&nbsp; TMSF'na (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu) devredildi ve parça parça, canlı yayınlarda satıldı. 2010 Yetmez Ama referandumundan sonra, özellikle Sezen Aksu'nun tavırları hayırcıları sadece Sezen Aksu'dan değil, onun müzik piyasasına sunduğu popçulardan da uzaklaştırdı. Evetçi muhafazakarlar da, pop müziğe karşı her zaman mesafeliydi. Ayrıca politik müzik dinlenecekse sağcıların kendi müzisyenleri de vardı, Ozan Arif ve Mustafa Yıldızdoğan gibi. Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk gencine kendisinden başka bir şeyle meşgul olmasına izin verilmiyor demiş.

Ülke gençliği olarak&nbsp; sadece bizim nesil gençliğinde apolitik olmak istedi. Bunun için pop müziğe sarıldık ama pop müzik de bizi iktidar partilerine sattı. Bizim nesil, yani X kuşağı, apolitik olmak istedi çünkü 12 Eylül rejimi, ana-babamız olan nesli politika yapmakla suçladı. Şimdiki nesle de taraf olmazsan, bertaraf olursun deniliyor. Bilgisayar almak için, dolar ne olacak diye, para piyasası kurulunun kararını merak eden nesil, nasıl apolitik olabilir?

Müziğe son darbeyi de kulaklık vurdu. Eskiden de kulaklık hep vardı ama bu kadar yaygın değildi. İnsanlar genelde hoparlörden ve yüksek sesle dinlerdi. Bazı kişiler sokaklarda devasa müzik setlerini omuzlayarak dolaşırdı. Minibüs ve taksilere bindiğimizde hep müzik de dinlemiş olurduk. Bu da, az şöhretli bir şarkıcıyı bile, herkesin tanımasını sağlardı. O zamanlar müzik dinlemek, sigara içmek gibi etrafınıza da bulaştırdığınız bir şeydi. Kulaklık yaygınlaşınca insanlar başkalarının müziğine ya da sesine katlanmaz oldu. Müzik setleri zaten çöpe gitti, arabalar, taksiler ve&nbsp; minibüsler de seslerini kıstılar.

Eskiden şoförün dinlediği radyoyu ya da müziği en arkadaki bile dinlerdi, şimdi en öndeki bile zor dinliyor. Lokanta ve kafelerde de müzik ya da TV yerine wi-fi bağlantısı var. Bu da bir şarkıcının dinleyeni çok olsa bile, pek çok kişinin onu hiç tanımamasına ya da şarkılarını bilmemesine sebep oluyor. Şarkıcılığa yeni başlayanların ünlü olmasının da yavaşlamasına yol açıyor. Önceden bir TV yayını ile bir gün ya da bir kaç ayda ünlü olunurken, şimdilerde genelde bir kaç yılı bulabiliyor. Ek olarak, doksanlar müziğinin önemli bir kısmı da arajmandır, hatta arajman oranı yetmişlerden daha fazladır.

Sinan Kemal
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[90'lar Pop Müziğinin Gizli Tarihi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 09 Oct 2021 15:36:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/90lar-pop-muziginin-gizli-tarihi-225423-20221117.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/90lar-pop-muziginin-gizli-tarihi-225423-20221117.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/90lar-pop-muziginin-gizli-tarihi-225423-20221117.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Dijital Devrim]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-dijital-devrim-87198.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-dijital-devrim-87198.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ ProManage Cloud ile Dijital Devrim bu zirvede.

Küresel arenada 300’den fazla fabrikanın dijital dönüşümünü gerçekleştiren Doruk, Endüstri 4.0 ile ilgili yatırımların uygulama örneklerini ele alarak üreticilere rehber olmayı hedefleyen Endüstri 4.0 Uygulamaları Zirvesi ve Sergisi’ne katılacak. 5-7 Ekim tarihleri arasında Tuzla Viaport Marina Expo Center’da gerçekleşecek zirvede Doruk; yapay zekâ ile veri toplamada devrim niteliğindeki ‘Kamera Görüntülerinin Dijital Veriye Dönüştürülmesi Teknolojisi’ olan Computer Vision’ı ve KOBİ’lerin dijitalleşmesine öncülük eden devrim niteliğindeki ProManage Cloud teknolojisini tanıtacak.

&nbsp;

Sanayicilerin üretimlerini daha hızlı, çevik, kaliteli ve verimli yönetmeleri için 23 yıldır yenilikçi yazılım ve donanım araçları geliştiren teknoloji şirketi Doruk, 5-7 Ekim 2021 tarihlerinde Endüstri 4.0 Uygulamaları Zirvesi ve Sergisi’nde inovatif ürün ve çözümlerini tanıtmaya hazırlanıyor. Tuzla Viaport Marina Expo Center’da fiziki olarak gerçekleşirken gerçek zamanlı canlı yayınlarla dijital ikiz konsepti de hayata geçirilecek zirvede Doruk, dijital ve akıllı fabrika yatırımı yapmak isteyen sanayicilerin zihinlerini meşgul eden pek çok soruya da yanıt verecek. Zirve kapsamında 6 Ekim Çarşamba günü saat 13.20-13.40 saatleri arasında Doruk Yönetim Kurulu Üyesi ve ProManage Corporation Genel Müdürü Aylin Tülay Özden, “Üretim Yapan Kobilerin Hedefledikleri Tedarik Zincirine Dahil Olarak Büyümelerinde Dijitalleşmenin Kilit Rolü” başlıklı sunumuyla KOBİ’lere yol gösterecek değerli bilgiler paylaşacak.

[caption id="attachment_87210" align="aligncenter" width="600"] Dijital Devrim / Tülay Özden[/caption]

&nbsp;
KOBİ’ler için dijital dönüşümün temelleri Doruk ile bu zirvede atılacak
TOBB denetiminde; MAKFED, ENOSAD, TUSAYDER desteği ve ST Alternatif Fuarcılık iş birliğinde gerçekleşecek zirvede Doruk; yatırımcılar, üreticiler, mühendisler gibi sektör temsilcilerini standında ağırlayacak. KOBİ’ler başta olmak üzere üreticilerin pratik ve hızlı bir şekilde dijitalleşmesine imkân tanıyan devrim niteliğindeki yeni teknolojisi ProManage Cloud’u tanıtmaya hazırlanan Doruk, 4 ile 8 hafta içinde akıllı dönüşüm sağlayan bu teknolojinin öne çıkan özelliklerini yatırımcılara aktaracak. Veri tabanı ve server ihtiyacı olmadan sadece internet bağlantısıyla gelişmiş alt yapı sorununu ortadan ProManage Cloud, ekonomik olması ve sürekli gelişim göstermesiyle dijitalleşme yatırımlarını risk olmaktan çıkaracak. Doruk aynı zamanda zirvede “Akıllı fabrika dönüşümünüz bu kutunun içerisinde” temasıyla hazırladığı ProManage Cloud Kit ile işletmelerin küçük bütçelerle akıllı işletme yolculuğuna çıkabileceklerini ve bu sayede dijitalleşmenin kolay ve zahmetsiz olduğunu anlatacak.

&nbsp;

&nbsp;
Veri Toplamada Devrim! ProManage Computer Vision Kamera Görüntülerinizi Veriye Dönüştürüyor!
&nbsp;

Yapay Zeka ile anlamlandırılan kamera görüntüleri işletmedeki hareketli sayısal veriye dönüştürüyor. İşletmelerin karar destek sistemleri sensörsüz, kablosuz, anlık üretim verisi ile besleniyor. Ürün tanıma/kimliklendirme, ürün sayma, yeniden işleme, manuel montaj gibi noktalarda operasyon adeti süresi ölçme, ürün kalite kontrol ve montaj hattı boyunca operasyon kalite uygunluğunu doğrulamak için geliştirilen bu teknoloji, bağımsız olarak ya da bir MES'e entegre şekilde çalışabiliyor.

&nbsp;

Doruk Yönetim Kurulu Üyesi ve ProManage Corporation Genel Müdürü Aylin Tülay Özden ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Dijital Devrim - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 01 Oct 2021 13:38:14 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/dijital-devrim.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/dijital-devrim.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/dijital-devrim.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Samsung Galaxy Z Fold 3 Özellikleri ve İncelemesi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-samsung-galaxy-z-fold-3-ozellikleri-ve-incelemesi-86485.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-samsung-galaxy-z-fold-3-ozellikleri-ve-incelemesi-86485.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Daha dayanıklı bir tasarımla karşımıza çıkan Samsung, en iyi katlanabilir akıllı telefonlardan birini üreterek bu alanda beklentisi olanların yüzünü güldürüyor. Daha fazla suya dayanıklılık ve S Pen desteği gibi Samsung Galaxy Z Fold 3 özellikleri arasında önemli yenilikler bulunuyor. Tüm özellikleri ve tasarımı ile cihaz şimdiden göz dolduracağa benziyor. Şayet katlanabilir telefona Samsung kalitesiyle sahip olmayı bekleyenlerden biriyseniz, o zaman hemen başlayalım.
Samsung Galaxy Z Fold 3 Tasarım İncelemesi
6,2 inç ekrana sahip olan cihaz, aslında son iki model ile oldukça benzerlik gösteriyor. Kapak ekranının içerisinde yer alan 7,6 inçlik büyük bir ekran, büyük ekran arayışında olanları mutlu edebilecek seviyede görüyor.

Cihazın ekranını açmak yani katlanma özelliğini sağlamak için kullanılan menteşenin, tatminkâr bir iyileştirmeye gittiği görülüyor. Bugüne kadar incelediğimiz tüm yeni nesil katlanabilir telefonlara göre daha dayanıklı bir menteşe yapısı olduğunu söyleyebiliriz.

Tasarımsal özelliklere geri döndüğümüzde, telefonun bu anlamda oldukça başarılı olduğunu tekrar vurgulamak gerekir.
Ekran İncelemesi
7,6 inç ekranı ile adeta bir tableti andıran Galaxy Z Fold 3, 120 Hz yenileme hızına sahip… Ekran yenileme hızını yeterli seviyede gördüğümüz cihaz, özellikle internet gezintilerinde veya e-kitap okurken oldukça kolaylık sağlıyor.

AMOLED ekranı ile iyi bir performansa sahip olan telefonda böylesine bir ekranda oyun oynamakta ayrıca keyif veriyor.

Bu telefon için özel tasarlanmış bir S Kaleme sahip olması, telefonun en yeni ve sevindirici özellikleri arasında yer alıyor. Birçok insanın ısrarla beklediği bu özellik nihayetinde geldi.
Kamera Özellikleri
Samsung Galaxy Z Fold 3 özellikleri arasında kameraya ayrı yer açmak gerekiyor. Kameralar için çok iç açıcı şeyler söylemeyeceğiz. Ancak şunu da belirtelim ki cihazın kameraları kesinlikle kötü değil. Sadece Samsung gibi bir firmanın böylesine yeni nesil bir telefon için, daha gelişmiş kameralar kullanmasını isterdik.

12 MP f/1.8 ana kamera, 12 MP f/2.2 ultra geniş kamera ve 12 MP f/2.4 2x optik zoom özelliğine sahip ön kamerası bulunan telefon bu özellikleri ile de rakiplerinden geri kalmıyor. Ancak yine hatırlatmak gerekirse, firmanın daha gelişmiş kameralarla karşımıza çıkmasını isterdik.
Yazılım ve Performans
Qualcomm Snapdragon 888 yonga setine sahiptir. Çoklu görevleri yapmak için hızlı bulduğumuz telefon, 12 GB RAM 256 GB dahili hafıza ve 12 GB RAM 512 GB dahili hafıza seçenekleri ile karşımıza çıkıyor. Bu özellikleri ele aldığımızda yeterli olduğunu söylemek mümkündür. iPhone 12 Pro Max ile kıyaslandığında, iki katı bir dâhili depolama alanı olduğunu görüyoruz.
Pil
Cihazın pil kapasitesi ise 4400 mAh olarak öne çıkıyor. Maalesef ki telefon üreticileri, Samsung’da dahil olmak üzere daha yüksek kapasiteye henüz ulaşabilmiş değiller. Günü kurtaran bir pil kapasitesi, tüm markalarda olduğu gibi Samsung’ta da devam ediyor.

&nbsp; ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Samsung Galaxy Z Fold 3 Özellikleri ve İncelemesi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 28 Sep 2021 12:46:29 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/Samsung-Galaxy-Z-Fold-3-ozellikleri-ve-incelemesi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/Samsung-Galaxy-Z-Fold-3-ozellikleri-ve-incelemesi.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/Samsung-Galaxy-Z-Fold-3-ozellikleri-ve-incelemesi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Akıllı Cep Telefonlarında Mutlaka Olması Gereken Uygulamalar]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-akilli-cep-telefonlarinda-mutlaka-olmasi-gereken-uygulamalar-86449.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-akilli-cep-telefonlarinda-mutlaka-olmasi-gereken-uygulamalar-86449.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Hayatımızı kolaylaştıran birçok özelliği bir arada sunan akıllı cep telefonları, özellikle uygulamalar ile bu kolaylığın artmasına yardımcı olmaktadır. Akıllı cep telefonlarında mutlaka olması gereken uygulamalar listesinde, eğlenceye yönelik uygulamalar dışında hayatınızı kolaylaştıracak bazı uygulamalara yer verdik.
Akıllı Cep Telefonlarında Mutlaka Olması Gereken Uygulamalar Nelerdir?
Aşağıdaki ve benzer uygulamalara cihazınızda yer vererek, birçok işinizi konfora dayalı bir şekilde yapabilirsiniz.
Hayatevesığar Uygulaması
Koronavirüsün tüm hızıyla devam ettiği şu günlerde akıllı cep telefonunuzda ihtiyaç duyabileceğiniz en önemli uygulamalardan biri, Hayatevesığar uygulamasıdır. Uygulama üzerinden HES kodunuzu alabileceğiniz gibi barkot okutmaya ve farklı birçok kolaylığa bir arada ulaşabilirsiniz.
Navigasyon Uygulaması
Gitmek istediğiniz yerin adresini yazmanız halinde, navigasyon uygulaması sayesinde kimseden adres sormadan istediğiniz yere gidebilirsiniz. Navigasyon uygulamaları yolculuk esnasında farklı yol güzergâhlarını sunarak, hızlı veya kısa yol seçenekleri ile birçok alternatifi bir arada sunuyor. Bu uygulamaların neredeyse tamamında, gideceğiniz yol üzerindeki banka ATM'leri, benzin istasyonları, restoranlar ve çeşitli işletmelerde anlık olarak gösterilmektedir.
Antivirüs Programı
Teknolojik bir cihazda mutlaka yer alması gereken uygulamalardan biri de antivirüs uygulamalarıdır. Şayet telefonunuzun kimlik hırsızlarına karşı etkili bir şekilde korunmasını istiyorsanız, telefonunuzda mutlaka koruyucu uygulamalara yer vermeniz gerekir.
Şehre Ait Uygulamalar
Başta akıllı şehir uygulaması olmak üzere, şehrimize ait etkinlik uygulamaları gibi farklı yazılımlara cihazınızda yer verebilirsiniz. Özellikle belediyeler tarafından sunulan akıllı şehir uygulamaları sayesinde akıllı kartınıza bakiye yükleyebilir, şehrinizde vefat eden kişileri öğrenebilir, otobüslerin sefer güzergâhlarına ve saatlerine bakabilirsiniz. Aynı zamanda belediye tarafından düzenlenen etkinlikleri de bu uygulamalar üzerinden görmek mümkündür.
Görsel Düzenleme Uygulamaları
Fotoğraf ve videolarınızı farklı özelliklere göre düzenleyebileceğiniz birçok uygulama bulunuyor. Akıllı cep telefonlarının günümüzde adeta bir kamera gibi kullanıldığı düşünüldüğünde, akıllı cep telefonlarında mutlaka olması gereken uygulamalar arasında görsel düzenleme uygulamalarının olması kaçınılmazdır.
Dijital Temizlik Uygulaması
Dijital temizlik uygulamaları, cep telefonunuzdaki gereksiz ve işe yaramayan dosyaların hızlı bir şekilde silinmesine yardımcı olur. Cep telefonlarını ne kadar profesyonel kullanırsak kullanalım, işe yaramayan çöp dosyaları bulmak yine de zordur. Ancak dijital temizlik uygulaması sayesinde sadece birkaç tıklama yaparak, telefonunuzdaki gereksiz dosya ve diğer unsurları kolaylıkla temizleyebilirsiniz.
E-Devlet Uygulaması
E-devlet üzerinden birçok resmi işlemi yapabileceğiniz gibi, sizinle ilgili resmi bilgileri de kolaylıkla görebilirsiniz. Mahkemeye evrak sunulmasından adınıza kayıtlı telefon aboneliklerini görmeye kadar birçok işlemin yapıldığı e-devlet, hayatımızı kolaylaştıracak özellikler sunuyor. Bu portalın uygulamasına cihazınızda yer vererek, bilgisayarınız olmasa bile telefonunuz üzerinden birçok bilgi ve belgeye ulaşabilirsiniz.
Google Cihazımı Bul Uygulaması
Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden biri olan Google tarafından ücretsiz olarak kullanıma sunulan cihazımı bul uygulaması, her telefonda kullanılabilecek vazgeçilmez uygulamalardan biridir.

Akıllı saat ve tablet gibi diğer cihazlar ile entegre edilmesi halinde, telefonunuz kaybolduğunda Google haritalar üzerinden cihazınızın bulunduğu yere kolaylıkla ulaşabilirsiniz.
Banka Uygulamaları
Hesabınızın bulunduğu bankanın uygulamasını cep telefonuna indirmeniz, birçok işlemi şubeye gitmeden konforlu bir şekilde yapmanıza imkân tanır. Banka uygulaması üzerinden tüm faturalarınızın ödemesini yapabilir, kendinize veya başkasına ait cep telefonlarına lira yüklemesi yapabilir, başka banka hesaplarına havale ve EFT gönderimi sağlayabilirsiniz. Daha bunların dışında farklı birçok işlemi, banka şubesine gitmeden internet bağlantınızın olduğu her ortamda kolaylıkla yapabilirsiniz.

Belen Softa ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Akıllı Cep Telefonlarında Mutlaka Olması Gereken Uygulamalar - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 28 Sep 2021 11:09:54 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/akilli-cep-telefonlarinda-mutlaka-olmasi-gereken-uygulamalar.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/akilli-cep-telefonlarinda-mutlaka-olmasi-gereken-uygulamalar.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/akilli-cep-telefonlarinda-mutlaka-olmasi-gereken-uygulamalar.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Felsefesiz Tarih Eğitimi Sorunumuz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-felsefesiz-tarih-egitimi-sorunumuz-84551.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-felsefesiz-tarih-egitimi-sorunumuz-84551.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 24 yılının içinde olduğum öğretmenlik mesleğinde, öğrencileri ikiye ayırdığımı fark ettim, matematik, fizik gibi sayısal dersleri seven çalışkan öğrenciler; tarih ve edebiyatı seven tembel öğrenciler. Ben de bir disleksi olarak, tarih meraklısı bir öğrenciydim. Puanım tarihe yetmeyince, sosyoloji okudum. Öğretmenlik yaptığım yıllar boyunca, gerek kendim, gerekse kendi deneyimlerimden tarih bilimini değil de, tarihsel hikayeleri sevdiğimi anladım.

Atatürk'ün en büyük hatası, Türk Felsefe Kurumunu kurdurmamasıydı. Osmanlı, son anında bile felsefeyi küçümsedi. Ciddi anlamda felsefeyle ilgilenen ve kendisine filozof diyen Rıza Tevfik ise, Mondros antlaşmasını imzalayan dışişleri bakanı olarak tarihe geçti. Cumhuriyet tarihi boyunca felsefe çalışmaları hep güdük kaldı, çok konuşanlara felsefe yapma deme atasözü, şarkı sözü bile oldu.

Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumlarının da, ciddi bir tarih ya da dil felsefesi olmadı, bu kurumlar hiç bir zaman felsefe ile ilgilenmedi. Ben olayın dil kısmına şimdilik girmeyeceğim. Lisede çok ilgilendiğim tarih konusuna gireceğim.

Türk gençliğinin tarih sevgisi bilimsel  olmaktan çok şoven ve folklorist. Amacı geçmişle ilgili olarak bol bol övünmede bulunmak. Tarih eğitimi de ona göre şekillenmekte.

En başta tarih düşüncemiz, Muhteşem Yüzyıl ile başlasa da, TRT dizileri ile devam eden Ecdat temalı dizi furyaları ile de pekiştirilmekte. Muhteşem Yüzyıl'dan evvel de, tarih zihniyetimiz aynıydı. Tarih deyince aklımıza fetihler, kuruluş, diriliş falan geliyor. Yenilgilerimiz ve yıkımlarımız mı, o da hainler yüzünden.

Aslında nasıl ki insanlar, bireysel anılarında  kötü anılarını veya hatalarını silmeye meyilliyse, toplumlar da, utanılacak tarihlerini ya da kendi hatalarını tarih içinde görmemeye meyillidir. Örneğin Almanlar, denizcilik ve sömürgecilikte geri kalmalarını, din çatışmalarına, özellikle otuz yıl savaşlarının yıkımına bağlarlar. Oysa Martin Luther, 1517'de, meşhur 95 tezini Wittenberg saray kilisesinin kapısına çivi ile çaktığında, coğrafi keşifler çağı çoktan başlamıştı ve kuzeydeki ticaret şehirleri dahil, hiç bir Alman şehri, denizlerle okyanusa açılmamıştı. Otuz yıl savaşları başta olmak üzere, mezhep savaşları, tüm Avrupa'da kan dökülmesine sebep olmuştu ama bir tek Kutsal Roma (Fransızları deyimi ile ne kutsal, ne de Roma olan Alman ) imparatorluğunu parçalamıştı.

Hani eski bir şarkıda deniliyor ya, kader diyemezsin, sen kendin ettin; işte milletlerin tarihi de aynen böyledir. Tarihin tekerrürden ibaret olması da bu yüzdendir. Hatta Alman filozof Hegel'in dediği gibi, önce trajedi, sonra komedi olur bu tekerrürler. Hegel'in dediği gibi, tarihten ders alınsaydı, tarih tekerrürden ibaret olmazı.

Tarihin görevi, felsefe başta olmak üzere, başka bilimlere bilgi üretmektir. İnsanlar tarihten ders almaz, felsefe ve bilimlerden ders alırız. Gerçek anlamda felsefe yapmak için, mümkün olduğunca çok bilgiye ihtiyacımız vardır. Ülkemizdeki tarih eğitiminde ise daha ziyade savaşları kazandık - kaybettik, fethettik, yenildik gibi sözlerle tarih anlatılıyor.

Oysa gerçek tarih, o dönem insanlarının geçimlerinin, sosyal ilişkilerinin, türkülerinin, şiirlerinin ve her şeyinin tarihidir. Asıl öğrenilmesi gereken tarih ise, yıkımların ve yenilgilerinin tarihidir. Yıkımlar ve yenilgiler ise, daha kuruluş ve zafer zamanlarında yapılmış olan hataların sonucudur.

Tarih anlatını felsefi ya da bilimsel olmayıp, ideolojik olunca, hele de bu ideoloji milliyetçilik olunca, dikkatler o milletin kurduğu en büyük yüz ölçümlü ve en uzun ömürlü devlete, bu devletin de kuruluş ve yükseliş çağına yöneliyor.

Bu da ülkemizde Osmanlı imparatorluğu dönemi demek. En Atatürkçü yazarlar bile Osmanlı'nın kuruluş ve yükseliş dönemindeki yanlışları görmezden gelmeye çalışıyor ve hatta görmek istemiyor. Oysa  her büyük imparatorluk, yıkılışını kendi içinde taşır ve yıkılışının hızlanması biraz da, kendi içindeki çelişkilerdir.

Osmanlı, kendini yıkacak pek çok hatayı, daha kuruluş aşamasında yaptı. Daha Kosova savaşı sırasında, Beyazıt'ın taraftarı olan askerler. şehzade Yakup'u düşman takibi bahanesi ile tuzağa çekip, öldürttü. Beyazıt'a bu sebeple askerlere ilk defa cülus bahşişi verdi. Bunun sonucu olarak padişaha en yakın birlik olan Yeniçeriler başta olmak üzere askerler, hanedandan kimim padişah olacağına karar verir oldular.

Osmanlı övücülüğünde en büyük zırvalık, kardeş katlinin devletin altı yüz yıl yaşamasını sağladığını söylemeyerek, bu geleneği yüceltmek. Ona kalırsa, kardeşler arası ensest evlilikler, firavunlar Mısırını üç bin yıl boyunca ayakta tuttu ki buna Asur, Hiksos, Pers istilaları da dahil olmak üzere pek çok badirelere rağmen bu sistem, Osmanlı'nın beş katından uzun yaşadı. Pers istilası sırasında, İskender'in fethine kadar üç kere Persleri kovdu ve Persler her seferinde daha büyük kuvvetle Mısır'ı istila etmek zorunda kaldılar. Son firavun Kleopatra için büyük piramitlerin yapıldığı zamanlar, bu günün Yunanlısı için Sokrates ya da Türkler için Orhun yazıtları kadar ve hatta daha eski eserlerdi.

Osmanlının pek çok kurumu, daha yükselişte çökmüştü. Altı yüz yıllık tarihi boyunca bu devlet, bir tane bile önemli matematikçi, fizikçi ya da kimyacı yetiştirememiştir.  Yüz yılına yeni yaklaşan cumhuriyet, ilk elli yılı itibarı ile bile, bu açıdan Osmanlıdan kat kat üstündür. Osmanlı medreseleri, daha Yavuz zamanında, bizzat Yavuz'un Mısır'dan getirttiği El Ezher müderrisleri sayesinde, matematik, fizik, astroloji gibi bilimlerden tamamen vazgeçmişti.

Osmanlı aleyhine çok şey yazabilirim ancak konu genel anlamı ile tarih ve ben en başta Türk tarihi denilince sadece Osmanlı anlaşılmasına yazının başında da bahsetmiştim ve sanırım diğer tarih alanlarından da bahsetmek gerekli.

Selçuklu devleti de, Osmanlı devleti gibi Türk kelimesinden pek hoşlanmazdı. ( İnanmıyorsanız Koçi Bey Risalesine bakın. Mehter marşlarına o kadar bakmayın. Geleneksel mehteranda koro bulunmaz ve modern mehter marşlarının çoğu Arif Nihat Asya'nın şiirleridir.) Babailer isyanına katılanlara bidrak (anlayışsız) Türkler demişti, resmi dili Farsçaydı. Selçuklu Sultanları da, Keykubad, Keyhüsrev gibi  antik İran mitolojilerinden isim almıştı.

Osmanlı , Büyük Hun devleti ve Hazar devleti hariç hiç bir Türk devletinin iki yüz yıldan fazla ömürlü olmaması, Türklerin, saltanat devri hukukunu bir türlü düzenlememiş olması; tıpkı Osmanlı'da olduğu gibi devletin alt kademesindeki yöneticilerin taht kavgalarından faydalanması sebebi iledir.

Diğer yandan tarih, sadece siyasi tarih ya da savaşlar-fetihler ve toprak kayıplarının tarihi değildir. Sanatın, bilimin ve felsefenin de tarihi vardır ve bunların tarihine bakarsak, küçücük Floransa dükalığı, üç kıtaya yayılmış Osmanlı'dan daha büyüktür.

Bunun yanında o çağ insanlarının dilinin, edebiyatının, kültürünün de bir tarihi vardır. Cumhuriyet öncesi hiç bir Türk devletinde, okuma-yazma oranı yüzde onu aşmamıştır. Japonlarda ise, en azından erkeklerde yüzde kırkın altına hiç düşmediğini okumuştum.  Japonya aynı zamanda, resimde perspektifi, bağımsız olarak Rönesans İtalya'sı ile beraber başlatan ülkedir.

İnsanlık, tarihten ders çıkarmamıştır, felsefeden ders çıkarmıştır. Tarih bilgisini felsefe bilgisine çevirmek zorundayız.

Sinan Kemal ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Felsefesiz Tarih Eğitimi Sorunumuz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 19 Sep 2021 18:18:30 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/felsefesiz-tarih-egitimi-sorunumuz.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/felsefesiz-tarih-egitimi-sorunumuz.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/felsefesiz-tarih-egitimi-sorunumuz.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Duman ağaçların gözyaşıdır]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-duman-agaclarin-gozyasidir-77273.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-duman-agaclarin-gozyasidir-77273.html</link>
                    <description><![CDATA[Önceleri Devletin orman ile ilgili birimlerde duvarlarda "Ormansız bir Yurt, Vatan değildir-Atatürk" yazan yazılar vardır. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ben bile çocuk halimde ilçemde ki Ormanın biriminde duvarlarda görmüştüm. --Şimdi var mıdır bilemem. Ya da yerine ne asılıdır, kim bilir!..

--Bir Kızılderili Atasözü ise, "Ormanda yere bir iğne düşse kartaI onu görür, geyik onu duyar, ayı ise kokusunu alır" der.

--İstanbul'un Fatihi, Sultan Mehmet ise, "Ormandan bir dal kesenin başını keserim" diyerek, orman ve ağaca bakışını sergiler.

--Çinliler ise, "Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde gelecek kuşaklar serinler" diyerek önemli bir yere parmak basarlar.

--Finliler ise çok gerçekçi ve duygusal bir söz söylemişler; "Ormana nasıl haykırırsan, sana öyle karşılık verir!.." derler.

--İlk Manavgat'ta 28 Temmuz'da bir çok noktada başlayan Orman yangınlarını, günün ilerleyen saatlerinde Marmaris ve diğer Akdeniz, Eğe gibi kıyıları yangınları izledi. --Yangınlar nasıl çıktı, kimler ve neden çıkardılar tartışması başlı başına bir konu.

Nasıl söndürüldü, kimlerin ya da devletin hangi kurumlarının nasıl bir yetki ve sorumluluğu vardı, sorusu bile artık kişiden kişiye değiştiğine göre, bunu da burada konuşmanın bir anlamı yok. --Hele hele Yüz yıllık Cumhuriyetin, Devletin seksen yıldır öyle ya da böyle tıkır tıkır işleyen kurumlarının son 15-20 yıldır nasılda bir anlayış değişikliği içinde olduğunu görmemek için kör ve sağır olmak gerek ama, üzgünüm ki onlardan da çok.

Bunu da geçiyorum --Hele hele Türk Hava Kurumu'nun (THK), yöneticilerinin ihmal, suistimallerine karşın, yurttaşların büyük bir özveri ile gönülden kurban derisi ve sarı zarflı bağışları ile son yıllara kadar son derece başarı ile yürüttüğü çalışmaları, rehabilite edilebilecekken, Atatürk'ün kurduğu kurum olması ve bir de işin içine para, kiralama gibi çıkar ilişkileri girince yangınları konuşmak bile ne kadar tatsız hale geldi, artık anlayın ya!..

--Elimde ulaştığım bir belge yok ama, duyduğum ve okuduğum kadarıyla, Orman Bakanlığı, yangın söndürme hizmeti aldığı şirkete, "yangın garantisi" veriyormuş. Bu yanlış anlaşılmasın, bazı okur yazar aklı evvel kiralık kafalar hemen dalarlar, o yüzden bir açıklamaya gerek olsun. Nasıl otoyol, köprü ve tünellerden geçilse de, geçilmese de, GEÇME GARANTİLİ sözleşmeler yapılıp, Deli Dumrul ödemeleri yapılıyor ise, bu da yangın çıksa da, çıkmasa da, o garantiler üzerinden ödemler yapılıyordur.

--Bunu da geçiyorum. Hele yanan orman alanlarının nasıl yeşillendirileceği, ağaçlandırılacağı konusu ise bir başka tartışma konusu. Yanan ağaçlar kesilsin mi, yoksa doğa kendini yenilesin mi? Ağaç dikme nasıl olsun. --Yaz olunca biraz da kendimi seyyah yerine koyup, kışın kapanmanın acısını, yazın gezerek çıkartıyorum. O yüzden de, gittiğim yerlerde denize güneş doğmadan girerim. Hem sakin olur hem de etrafa çok ayrıntılı bakarım.

--Manavgat'ta da, Köyceğiz'de de, Marmaris'de de, koylarda da denizden yanan yamaçlara bakarken, içim yanıyor. Ama ne çare. --Çok enteresandır, dikkatini çeken oldu mu, bilemem ama, yanan yamaçlarda ilk günler çok daha net görünür iken, git gide azalan sis gibi bir duman tabakası, her sabah topraktan kopup, gör yüzüne doğru yükseliyordu. --Bu sabah dikkatimi çekti ki, artık o sisi gibi duman insanın acıları gibi azala azala yok oluyor.

Geriye kulların gri bir tortusu kaplama başlıyor yanan her yeri. --Yangın yolu açmalar, yangın söndürme araç gereç ve uçak ve helikopterli almak ve kiralamak ise, gidenleri artık geri getirmiyor. --Bir aydan fazla zamandır, yanan orman alanlarında, yanan ağaçlar ağlıyor da bilemem kaç kişi göz yaşlarını gördü. --İyi günde, insanlarınki gibi, ormanlara da herkes dost. Ama onların gözyaşlarını kaç kişi gördü ki? --Bu dünyada hep "ateş düştüğü yeri yakıyor". İnsanda da, ormanda da. Ne acı!..

İbrahim Uysal
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Duman ağaçların gözyaşıdır - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 05 Sep 2021 14:20:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/duman-agaclarin-gozyasidir-235936-20240318.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/duman-agaclarin-gozyasidir-235936-20240318.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/duman-agaclarin-gozyasidir-235936-20240318.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Aşılar Mavi Haplar ve Komplo Teorileri]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-asilar-mavi-haplar-ve-komplo-teorileri-76402.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-asilar-mavi-haplar-ve-komplo-teorileri-76402.html</link>
                    <description><![CDATA[Sinan Kemal köşe yazısı, komplo teorileri]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Genç bir arkadaşım vardı, kendisi ateist ve bayağıda modern biri ama sağdan, soldan duydukları yüzünden aşı olmuyordu. Onu mavi haplar (illa adını söyletmeyin) ölümcüllüğü ikna ettim ve belki bu yazıyı okuyanları da ikna ederim. Şimdi, her şey üzerine komplo teorisi üretenler, hayatımızdaki pek çok şey üzerine komplo teorisi üretmiyor. Bir de, hemen hemen her şeyin İslam'a uygunluğu tartışılırken, bu mavi haplar hiç tartışılmadı.

Gülmeyin öyle hemen, benim hatırladığım tüp bebek uygulamalarının, suni dölleme ile üretilen sığırların etinin helal olup, olmadığı,&nbsp; Sunay Akın'ın yazdığına göre Kanuni döneminde çeşmelere musluk takılıp, takılmayacağı hep tartışıldı.

Estetik ameliyatlar konusunda da sürekli aleyhte karar veren, makyaj ya da saç boyası-dövme gibi konularda uyuşamayan din uleması, bu konuda sessiz. Şu satırları okuyanların, kıkır kıkır gülme seslerini, daha yazarken&nbsp; duyabiliyorum.

Şaka bir yana cidden bu hap, aslında kalp ilacı araştırması sırasında bulunmuş ve bu hapın sizi kalp krizinden öldürmesi büyük ihtimal. Hatta anladığım kadarı ile bu mavi haplar yüzünden ölen çok kişi var ama pek haber olmuyor. Ben de şahsen bu şekilde ölmeyi, ölsem de ölüm şeklinin duyulmasını hiç istemem. Ben ya da başka bir öğretmen arkadaş, bu şekilde ölsek, liseliler espri yapmaktan, yas tutamaz. -Sinan hoca başı dik gitmiş, -Sinan hocanın tabutunu kapatamamışlar ve benzeri... İşin şakası-komikliği bir yana, leblebi gibi hap yutan, istediği ilacı yazmadı diye doktoru dövecek kadar ilaç düşkünü bir topluma, aşı karşıtlığı nereden geldi, o da hazin bir soru.

Aşı karşıtları, işlenmiş ve paketli gıdaların içinde ne olduğunu sorguluyor mu acaba. Şu an yediğimiz beyaz ekmekler, ikinci dünya savaşında (Yani sağcıların yerden yere vurduğu İnönü döneminde), karne ile satılan ve içinde palamut (pelit) unu bulunan ekmeklerden daha sağlıksız ve içinde sayısız ek madde var. Buna bir de bitkisel gergedan boynuzu, zayıflama hapları gibi ucuz televizyonlarda satılan, ilacımsı gıda desteklere bile böyle karşı çıkılmıyor. Aşı karşıtları çıkacaksa, bunlara karşı çıksın, bunlar için komplo teorileri üretsin.

Sinan Kemal
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Aşılar Mavi Haplar ve Komplo Teorileri - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 04 Sep 2021 10:57:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/asilar-mavi-haplar-ve-komplo-teorileri-225736-20221117.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/asilar-mavi-haplar-ve-komplo-teorileri-225736-20221117.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/asilar-mavi-haplar-ve-komplo-teorileri-225736-20221117.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Anılar Neden Yaşlanmaz Ki?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-anilar-neden-yaslanmaz-ki-70681.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-anilar-neden-yaslanmaz-ki-70681.html</link>
                    <description><![CDATA[Artık öyle dalıyoruz yaşamın derinliklerine, neresinden başımızı çıkartıp etrafa bir bakacağımızı bilemiyoruz. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
Ya da farkında olmuyoruz. Her zaman bir önemli bir işimiz oluyor, telaştan dolanıp duruyoruz. Neden ise!..

&nbsp;



--Kuşluk vakti etrafa bön bön baka baka yürüyerek bir yere gidiyorum. Yazın en sevdiğim giysi, kısa pantolonlar. Der derde deva torba gibi cepleri var.

&nbsp;



--Telefonum çaldı. Arayan kişinin beni bu vakitte araması için pek bir sebep yoktu. Bir sorunu olmalı sevgili arkadaşımın güzel kızının diye düşündüm. Hoş bugüne kadar bir isteği ya da sorunu da olmamıştı. İçime doğmuş gibi sadece onu dinlemek istedim.

&nbsp;



--Üzgün bir ses tonu ile "İbrahim Amca, Babamı kaybettik" dedi.

&nbsp;



--İnsan bazı şeyleri kabullenmek istemiyor. Sevgili Düriye ile konuştuktan sonra çok ama çok eskilere, çocukluğumuza gittim.

&nbsp;



--Güzel kızına adını verdiği biricik annesinin bizi piknik yapsın diye giderken yaptığı tatlı katmerler gözümden geçti," aman oğlum, sizle büyüyeceksiniz, yiyin, yiyin" diye yanaklarımızı okşadığını bir kez daha hissetim o an.

&nbsp;



--Sonra, sıra arkadaşı olduğumuz için, Aziz Nesin'in Namus Gazı öykü yapıtının o unutulmaz "Burnum kısıldı" öyküsünü, öğretmeniniz ders tekrarı yapın dediği saatte okurken, gülmekten kendimi alamayıp, sınıf başkanı olarak mahcubiyetim, Hasan'ın boş ver diye tesellileri.

&nbsp;



--Sonra, Anne-Babalarımızın zorunlu gider ve harçlık diye verdiği paraları harcamayıp, amcalarımıza babam öder diye yazdırıp, cebimizde kalan paralar, Hasan Gülkokan'ın mavi Murat 124 ile, Osman Manis, Arif Can, ekemez isek Bekir Can ile dört, beş kişi şu anda yerinde yeller esen Konyaaltında ki Çakıl Gazinosuna, 15-16 yaşımızda, yaşımızın tutmamasına rağmen bir şekilde girip program izlemelerimiz ve Hasan'ın rahatlığı tebessüm ettirdi.

&nbsp;



--Artık aramızda olmayan Bahri Ergün, Müzik hocamız Mithat, biyoloji Hocamız Feyza Hanım ile Düzlerçamı pikniklerimiz geçti gözümün önünden.

&nbsp;



--Bahri Hocam ve Mithat hocalarımız ile sık sık hafta sonu kaçamakları yapar, hafta içinde de sınıf başkanı olarak, denge tutsun diye ben yalancı toklar yerdim. Hafta sonu arkadaş, hafta için öğretmen öğrenci modunu hiç bozmadık. Onlar da bunu bildiklerinden, bizi azıcık şımarttılardı ve eğlenmenin tadına doyum olmazdı.

&nbsp;



--Sonra, lise bitti, ben Ankara, Hasan İstanbul, Osman İzmir Arif ve Bekir de başka başka yerlere dağıldık.

&nbsp;



--Ne hocalarımız ile, ne de arkadaşlar olarak hiç ayrılmadık. Elbette ki yaşam her birimiz bambaşka kulvarlara sürüklemişti. Ben yine Ankaralara revan olmuştum. Bahri ve Mithat hocalarımız Alanya'ya atamalarını istemişlerdi. Osman, Arif ve Bekir ise Antalya'yı mesken tutup çalışıyorlardı.

&nbsp;



--Hasan Ağa oğlu idi. Ailenin işleri onu yeterince uğraştırıyordu. Yazları Korkuteli, Kışları Antalya meskeni olmuştu.

&nbsp;



--Zaman çok acımasızdı. Herkes iş, güç aile için uğraşlar derken vakit uçup gidiyordu.

&nbsp;



--Yine de güzel anılar yaşamışız. Ben bir Alanya ziyaretimde Bahri Hocam ile o günleri andık. Arkadaşları al gel demişti. Ve bir kaç kere cümbür cemaat hep birlikte gitmiş, biz nasıl ağırlayacağını bilememişti. Onun kaybından sonra da mezarını, çocuklarını ziyaret gidiyorduk hep birlikte. Bu güz de gidecektik mezarına birer demet çiçek ile.

&nbsp;



--Alanya'nın o tepesinde, Bektaşlar Mezarlığında bizim için ulu gibi uyuyan Bahri Hocamızı ziyaret edip, ona takılacaktık hani Hasan.

&nbsp;



--Olmadı be Hasan. Biz birlikte iken hiç büyümezdik ki. Hep o 15-16 yaşlarında kalırdık. Hep 15-16'sında birer Liseli olurduk.

&nbsp;



--Ve sen, bir sıcak yaz günü bizi bıraktın be Hasan. Güzel dostum. Can arkadaşım. Sen benim yakınlarımın Hasan Ağabeyi idin , ben seninkilerin İbrahim Amcası.

&nbsp;



--Bu gün güzel Kızın ile konuştuktan sonra, sevgili Osman, Arif, Ankara dolaylarında sevgili Akif ile yine kulaklarını çınlattık be Hasan.

&nbsp;



--Sen belki bizi bıraktın gittin ama, Feyza Hocam ile de ruhuna selamlar yolladık be sevgili Hasan.

&nbsp;



--Ah o genetik kalp. Ah kalp. Kalp. Seni bir 26 Ağustos sabahı bizden alıp götürdü. Sevgili Hasan, sana içimiz yanıyor desek anlar mısın. Tatlı tatlı gülerdin. Ama gerçekten içimiz yanıyor.

&nbsp;



--Senin ile çocukluğumuzdan bir parça daha gitti be hasan. Hem de bu kadar erkenden. Mezarında çiçeklerini bu koca adamların gözyaşları sulayacak be Hasan.

&nbsp;



--Tüm yazılanlar birleri için haklı olarak çok boş ve anlamsız olabilir. Ah be sevgili Hasan, sen giderken bizlerden de birer kocaman parçalar götürdün be sevgili Dostum, güzel Can Arkadaşım. Kardeşim.

&nbsp;



--Hani denir ya, "ölen ile ölünmez" diye, ölensiz de yaşanmıyormuş be Hasan. Hep bir şeyler eksik, bir yerler boş oluyormuş!..

&nbsp;



--Toprağın bol, mekanın Cennet olsun güzel Kardeşim, Can arkadaşım. Sevgili Hasan. Hasanım!..


&nbsp;

İbrahim Uysal
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Anılar Neden Yaşlanmaz Ki? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 26 Aug 2021 18:17:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/anilar-neden-yaslanmaz-ki-003236-20221118.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/anilar-neden-yaslanmaz-ki-003236-20221118.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/anilar-neden-yaslanmaz-ki-003236-20221118.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sinek Sarayı Yapılan Ülkemiz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-sinek-sarayi-yapilan-ulkemiz-69939.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-sinek-sarayi-yapilan-ulkemiz-69939.html</link>
                    <description><![CDATA[Mine G. Kırıkkanat'ın (Saulnier) Sinek Sarayı romanını çok beğendim diyemeyeceğim. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bir çırpıda okunacak bir kitap ama öyle insanı çarpan bir kitap değil. Rahmetli Metin Kaçan'ın Ağır Roman'ının, biraz Zülfi Livaneli, biraz da Tuna Kiremitçi tarzı ile yeniden yazılmış hali gibi geldi bana. Ben ise romanda sadece bir yerde yapılan ve romana adını veren Sinek Sarayı mecazına takıldım. Roman kahramanlarından biri, olayların geçtiği apartmanı, Trakya ve Balkanlarda evlerde bulunan sinek sarayı süsüne benzetiyor.

Sinek Sarayı diye arama yaptığınızda bazı alışveriş sitelerinde görüyorsunuz. İlk başlarda, sinekler başka yere konmasın da, oraya konsun, orayı pisletsin diye yapılmış. Haşerelerle mücadele için daha iyi yöntemler geliştirilince, evlerin bir köşesinde ve çocukların el işi olarak yaptıkları süs eşyaları kalmış.

Her şehrin, istenmeyen göçmenleri ağırladığı bir sinek sarayı köşesi vardır. Burada evler gecekondu değilse, romandaki gibi eski ve bakımsız apartmanlardır ve iti bağlasan durmaz, domuz ahırı olmaz evlere, bazı bazı lüks villa fiyatına kira istenir. Ülkemiz de son bir kaç yıldır istenmeyen göçmenlerin (zaten göçmenler hep istenmez, istense de, istemem, yan cebime koy tavrı izlenir) ağırlandığı, Avrupa'nın sinek sarayı oldu.

Göçmenlerin hemen hepsi, ülkelerine barış gelse de, ülkelerine geri dönmeyi düşünmüyorlar. Hatta çoğunun hedefi vatandaşlık almak. Öte yandan da hemen hepsinin amacı, ülkemiz üzerinden ekonomik seviyesi daha yüksek ülkelere göç etmek. Üstelik pek çoğu ülkemizi yeterince Müslüman ve yeterince ahlaklı bulmuyor. Kendi kadınlarını peçe ve burkaya sokuyor; bizim türbanlılar bile, onlar için fazla serbest. Ama Türk kadınlarını seyretmekten bile mutlular, çarşı iznine çıkan erler gibi kadın seyrediyorlar.

Bize ve kadınlarımıza hakaret eden videolar çekip, internetten yayımlıyorlar. Ülkemiz sadece iç savaş yaşayan Suriye, Afganistan ya da Irak, Somali, Libya gibi yaşamanın pek de güvenli ülkelerden göçmen-mülteci almıyor, Dünya'nın neredeyse yarısından göçmen ve mülteci alıyor. Orta Asya devletleri, Afrika'nın tamamı ve Doğu Avrupa'nın önemli bir kısmından göçmen ya da kaçak işçi alıyor.

Ülkemizde altmış bin kadar Ermeni kökenli vatandaş varken, yüz binden fazla kaçak çalışan Ermenistan vatandaşı ülkede dolaşıyor. Gelenler sadece işçi değil. Bir kaç yıl evvel, bir gazetede Türkiye'de fuhuş yapanların %60'ının yabancı uyruklu olduğunu okumuştum.

Ankara'da belli yerleri kaplayan kartvizit ve telefon numarası yazan kağıtlardan anladığım kadarı ile bu oran yükselmiş. Turizmde de bir sinek sarayı, ucuz tatil ülkesi olmuş durumdayız. O çok lüks otellerimize ya batı devletlerinin orta halli vatandaşlarının ya da geri kalmış ülkelerin, batılı devletlerde parası ile bile rahat görmeyen zenginleri geliyor. Ülkenin sinek sarayı olması, devlet politikası haline gelmiş durumda. 250 bin dolarlık mülk alan, ülkenin vatandaşı oluyor ve bunun reklamı uzun süre Arap televizyonlarında dönüyor.

Benzer şekillerde Malta, Litvanya gibi Avrupa Birliği ülkelerinde de vatandaş olunabiliyor. Türkiye, bu açıdan da sinek sarayı oluyor. Daha çok ihraç etmek için üretmeye başladığımız ve senaristlerin kafaları değil de, başka organlarında yazdıkları düşündüğüm yerli dizilerimiz de, bu sinek sarayının yerli süsleri. Pek çok insanı Türkiye'ye çeken başka bir şeyde diziler. Pek çoğu Türkiye'deki yaşamın dizilere benzediğini sanıyor.

Ülkemiz son yıllarda hem kendi halkı, hem de gelişmiş ülkeler gözündeki güzelliğini büyük ölçüde kaybetti. Giderek daha fazla sinek sarayı oluyor.

&nbsp;

Sinan Kemal
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Sinek Sarayı Yapılan Ülkemiz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 25 Aug 2021 10:05:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çıkıp Gelsen Uzaklardan]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-cikip-gelsen-uzaklardan-66120.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-cikip-gelsen-uzaklardan-66120.html</link>
                    <description><![CDATA[Köşe yazısı: Çıkıp gelsen uzaklardan]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Gözlerim kapalı öylece oturuyorum balkonda.. Uzun zamandır anlatamadıklarımı yazmak için seni düşünüyorum... Esen rüzgarla kokunu içime çekerken.. Tam şu kaldırım da ki ıhlamur ağacının altında bir gece vakti bana bakışını hayal ediyorum...

Hasretinle demlenen gözyaşlarım usulca süzülüyor yanağımdan... Her cümleme sensizliğin hüznü acısı gölgesini bırakıyor.. Elim solum da duam dilimde sensizlikten kavrulan cümlelerimle öylece güne karışıp gidiyor başka bir aleme dalıyorum...

Gözlerine bakarak söyleyemediklerimi esen rüzgâra haykırıyorum yüreğine yankısı gelsin diye... Öyle ağır ki... Nefessiz yaşamak nasılsa o kadar işte.. Anlatamam sensizliği... Şiir yazmaya kalkıyorum her mısrası sen olan...

iki satır yazıyorum yarım kalıyor.. Bardağım da çay yarım.. Uykum yarım.. Soluğum yarım.. Gözlerim bile sensiz yarım bakıyor bu kainata.... Sen olmadığın da tekbir tamam göremiyorum yaşantımda... Sen diğer yarım.. Şiirlerimde ki gökyüzüm..

Yaşama Sebebim.. Çaya demim.. Ömrüme hasretim.. Canıma Can katanımsın... Soğuk bir kış gecesinde ayazda kalan üşüyen küçük bir kız çocuğunun ellerini semaya açıp dua etmesi gibi istiyorum seni.. Öyle saf öyle mahsumca.. Artık günlerim sensizliğe değil vuslata varsa..

Eyy benim Gönlümü çocuk eden.. Gözlerinde efkârı gördüğüm sevdiğim.. Yüreğimle benliğimle hayranım sana.. Uğruna her şeyi yapabilecek her şeye herkese meydan okuyacak kadar çok seviyorum seni.. Günlere, saatlere dakikalara sığmayacak kadar her an her yerde seninle karşılaşırcasına baktığım ve gördüğüm her yüzde ararcasına deli divaneye dönmüş bu yüreğimin sesini feryadını görsen...

Çıkıp gelsen uzaklardan... Elimden kalemi alsan tutsan ellerimi öpsen avuçlarımı ben geldim şiir kokulu kadınım desen... Biliyor musun.. Bir martı olsam ilk kanat çırpışım senin denizin olurdu... Kıyına konup her gün seni görmek için ve seni görünce Gökyüzünün mavisi denizin mavisine karışır her yer aşk kokardı... Sonrası mı ? Sonrası yağmura kavuşan çöl topraklarına benzeyen dudaklarımızla dili kalbe, yüreğimizi şükre vurmaktı...

E&amp;H
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Çıkıp Gelsen Uzaklardan - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 18 Aug 2021 12:17:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/cikip-gelsen-uzaklardan-230028-20221117.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/cikip-gelsen-uzaklardan-230028-20221117.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/cikip-gelsen-uzaklardan-230028-20221117.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Etkinlik Eğitimi Sorunumuz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-etkinlik-egitimi-sorunumuz-63585.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-etkinlik-egitimi-sorunumuz-63585.html</link>
                    <description><![CDATA[Geçen gün şehrin bayağı kenar mahallede bir lisede sınav görevim vardı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Okulda müdür hanımın öğrencilere&nbsp; saksılarla yaptırdığı botanik bahçesini gördüm. Mütevazi ama öğrenciler için ilginç bir tecrübeydi. Aynı projeyi kendi müdürüme de önermeye karar verdim.

Diğer yandan da, bir tarım ülkesinden uzaklaşmamız bir yana, yeni neslin doğadan uzaklaşması tehlikesini de düşündüm. Okul, çevrenin kendisi olmalı, çevreden yalıtılmamalı. Bunlar herkesin bildiği ya da bilmesi gereken&nbsp; eğitim ilkeleri.

Oysa Türkiye'de okul halen, yani pratik durumda ders anlatılan, dinlenilen ve belirli özel günler haricinde de pek az etkinlik yapılan yerler. Çalıştığım pek çok okulda bunu gördüm. Mesela köy enstitüsü- Anadolu Öğretmen lisesi ve en nihayetinde de fen lisesi olan bir okulda iki yıl çalıştım. Ne bir okul gezisi, pikniği, ne bir öğrenci şenliği (köy enstitüsü etkinliğini saymıyorum, öğrencilerle alakası yoktu) olmadığı gibi, ulusal-uluslar arası bir yarışmada da olmadı.

Okulun tek ciddi öğrenci etkinliği,&nbsp; kendileri çalıp, kendileri oynadıkları Tübitak fuarıydı. Kendi çalıp, kendi oynamak deyiminin tam yeriydi bu fuar. Gayet güzel bir ziyafetle, ilçe kaymakamını ve ilçenin önemli isimlerini ağırlamamız dışında, ilçedeki diğer okulların haberi bile olmayan bir etkinlikti. Bir öğretmenin 65 (altmış beş) projeye birden danışmanlık yaptığı tuhaf bir etkinlikti. Tarihi okulun ne spor ne de sanatta doğru dürüst bir etkinliği yoktu.

Ne ilçe-il-ülke çapında bir yarışmaya katılıyor, ne okul içi yarışma-turnuva düzenliyordu. Üstelik okulun köy enstitüsünden kalma devasa orman arazisi, (Önemli bir kısmını polis okulu, kız meslek, imam hatip lisesi ve hatta ilçe hastanesinin bir polikliniğine bırakmış da olsa, o arazi gene de devasaydı:)hatta içinde kısmen de meyve ağaçları vardı. Bir kısmına bazı meraklı öğretmenler baksa da, çoğu da bakımsız kalmıştı. Çalıştığım pek çok okul, bu durumdaydı.

Zira her etkinlik, ciddi bir sorumluluk demektir. Yukarıdan bir emir, ya da öğrencilerden-velilerden bir istek gelmedikçe bir etkinlik yapmamak, çevre ile iletişime geçmemek en iyisidir. Çünkü ülkemizde iyi bir işe yaptığınızda takdir etmezler, iş yapmadığınızda, neden yapmadınız demezler ama kötü iş yapıldığında, neden diye sorarlar.

Bu sadece bir devlet geleneği değildir, halkın tepkisi de böyledir. Mesela turnuvada kavga çıktı, okul pikniğinde kızlardan bir kocaya kaçtı (bir arkadaşımın başına gelmiş) veya kaza oldu, herkes size hesap sorar. Fakat başarılı bir gezi ya da programın ödülü yoktur. Şöyle ilginç bir olay anlatayım. Çalıştığım başka bir okulda, vekaleten idarecilik yapan iki arkadaş, yaz tatilinde ilçede olduklarından, ilçenin geleneksel güreş festivalinde (aslında kültür-sanat ama işler hep yağlı güreş turnuvasında takılıyor) görev almışlar.

Bir de o zamanlar, bu festival çok gözde,&nbsp; koalisyon ortağı partilerden birisinden belediye başkanı. Bayağı öneli politikacılar katılıyor, bürokratlar katılıyor ve yapılan pilavı beğenmiyor. Aşçının hatasının bedelini bu iki arkadaş düşük sicil notu ve bu düşük sicil notu yüzünden müdür yardımcılığı sınavına girmeyerek ödüyor. Bu düşük sicil notunu ve sebebini de o zaman öğreniyorlar. Şimdi bu ve buna benzer olaylar, öğretmeni etkinlik düzenleme ya da düzenlenen etkinliğe katılma hevesinden alıkoyuyor.

Bir de, belediyenin etkinliğinde neden öğretmen görevlendirilir? Özellikle ilçelerde, resmi törenlerde illa öğretmenlere angarya görev vermek, hastalıklı bir alışkanlık gibi. Asıl zararlı alışkanlık da,&nbsp; başarıyı takdir etmemektir. Anadolu Öğretmende çalıştığım zaman bir sınıfta (25 kişilik sınıf) 16 hukuk kazanan olmuştu ( o zamanlar bu kadar çok hukuk fakültesi yoktu). Öğretmenlere ödül verilmesi söz konusu olduğunda il milli eğitim müdürlüğü, başarıyı dershaneye bağlamış ve ödül vermeyi ret etmişti. (Öğretmen arkadaşlar ödüle değil de, başarının dershane bağlanmasına içerlenmişlerdi. Sahi, madem marifet dershanede, süper lise (o zamanlar süper lise vardı) mezunlarında neden benzer bir başarı kazanamamıştı?)

Böyle olunca da öğretmen ya da memur, amirlerden emir gelmedikçe ekstradan bir etkinliğe öncü olmaya isteksiz oluyor. Diğer bir konu da bu etkinlikler için öğrenci seçimi sorunu. Okulların pek çoğunda, önemli gün ve hafta etkinliklerine (kompozisyon, şiir okuma, sunum, folklor gösterisi vesaire) bir sunum ve okulun kendisini gösterme faaliyeti olarak görüyor. Bunun sonucu olarak da, bu faaliyetlere hep aynı öğrenciler katılıyor.

Çünkü öğrencinin olası başarısızlığı,&nbsp; okulun başarısızlığı gibi bir durumdan korkmakta, öğrencinin sorunundan sorumlu olma korkusu yaşamaktadır. Oysa bu etkinlikler, aynı zamanda bir eğitim etkinliğidir. Bu yüzden de sıkıntılı&nbsp; öğrencilere, risk alınarak da olsa, rol verilmelidir. Aslında yapılması gereken, bu etkinliklere mümkün olduğunca çok öğrenciyi katmaktır. Bu etkinliklere katılmayan ya da çağrılmayan öğrencilerin, okulu benimsememe durumu ortaya çıkabilir ki pek çok kez öyle de oluyor.

Başka bir sorun olarak ülkemizde etkinliklerin bir öğrenme eylemi değil de, özel günlerdeki gibi gösteri ya da gezi-takım maçı durumlarda eğlence gibi algılanması. Oysa takım oyunları, takım halinde hareket etmek,&nbsp; sevmesen bile aynı takımda olduğun için uyumlu davranmayı öğretir. Okul gezileri,&nbsp; topluluk içinde hareket etmeyi, otel kuralları ile geceyi geçirmeyi vesaireyi öğretir.

İşin doğrusu gezi planlanırken, bu tür eğitimlerin de planlanması gerekir. Son olarak da, okul pikniklerinin sadece mangalda et ya da bir şeyler yemek olmaması için de planlama yapılması gerekliliğindeyim.

Öğrencilere doğa sevgisi öğretilmeli, ağaçların sadece mangalcılara gölge olmadığı öğretilmeli ve hatta okul pikniklerinde mangal yasaklanmalıdır. Eğitim sistemimiz tel tel dökülürken, her teli için az da olsa fikir üretmeye çalışmaya devam edeceğim.

Sinan Kemal
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Etkinlik Eğitimi Sorunumuz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 14 Aug 2021 09:10:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kalemim Yazmıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-kalemim-yazmiyor-56882.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-kalemim-yazmiyor-56882.html</link>
                    <description><![CDATA[Kalemimle mücadele ediyorum dün geceden beri. İçimdeki öfkeyle nasıl kavradıysam kalemi, anladı yine kötü şeyler olduğunu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ İlk defa isyan etti; 'Yeter artık! Vahşeti, kötülüğü yazmaktan usandım!' diye haykırdı bana. Çok haklıydı. Benim de elim varmıyordu artık. Yazarken hissettiklerim, öfkem, uykusuz gecelerim.. Ateş sadece düştüğü yeri yakmıyordu. Hepimiz kahrolduk ama bir şeyler yapmalıydık; 'Bunlar maalesef ki bizim gerçeğimiz.

Yazmak zorundayız, ses çıkarmalıyız, bilinçlendirmeliyiz. Bunun için sana ihtiyacımız var'. diye ikna ettim kalemimi ve bu satırları paylaşıyorum sizlerle. Yine benzer vahşetleri, eli kolu bağlı bekleyişleri yazacağım.

Bir değişiklik yok anlayacağınız. Aynı durumlar. (!) Ciğerlerimiz yandı. Yıllardır yanıyor. Kaç ciğer kaldı geriye bilemiyorum. Klişe bir söz gibi gelebilir ama gerçek anlamda ciğerim yanıyor. O ağaçlar benim nefesim. Oksijenim. Hayatta kalabilmem için o ağaçlara ihtiyacım var. Yıllar süren, bin bir emeklerle oluşturulmuş ormanımız günlerdir yanıyor. 7 gün oldu. Sanırım yanacak tek bir ağaç kalmayana dek devam edecek olan koca yangın! Alevlerin yaktığı insanlar, hayvanlar, evler ocaklar..

Canımın bu kadar yandığı hiç olmamıştı bu yaşıma dek! Atatürk zamanından itibaren milletçe öyle mucizeler yarattık ki.. Öyle bir ruh var ki içimizde engellere sığmıyor. Küçük bir şişeyle koskoca orman yangınına karşı koymaya çalışan güçlü bir millet. Kolay kolay vazgeçer mi toprağından?? Ne zaman vazgeçti ki zaten..

Canla başla çalışan itfaiye ekipleri, canı pahasına yardım eden insanlarımız, tehlike altında görevini yapan basın yayın organlarımız. Hepiniz var olun.. Doğanın yine eski güzelliğine kavuşmasına ömrümüz yeter mi bilemiyorum. Acımız çok büyük. Giden canlarımız oldu. Toparlanmamız çok zaman alacak. Günlerdir bu acıyla yaşarken, daha yasımızı bile tutamamışken, ülkemiz alevler içinde boğuşurken, yine yine yine vahşet, tecavüz, cinayet haberiyle karşılaştık! 21 yaşında güzel bir genç kız kurban gitti yine!

Vahşice öldürüldü! Önce tecavüze uğradı, sonra boğularak öldürüldü. Öldü ama daha bitmedi! Artık öldürmek de yetmiyor! İşkence devam etti. Vücudunu parçalara böldü ve poşetin içinde attı ormana!! ... Bir şey sormak istiyorum; Dehşetin bir sınırı var mıdır? Bölüp parçaladı, cinayet burada son buldu bu kez. Daha ileri gidildiğinde ne olabilir mesela? Sizin bir fikriniz var mı? Aklım durdu benim!

Ceren Büyükyarın
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Kalemim Yazmıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 03 Aug 2021 15:34:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/Kalemim-Yazmiyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/Kalemim-Yazmiyor.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/Kalemim-Yazmiyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kaynaştırma, Bep ve Zep ve Özel Bireyler Eğitimi Problemlerimiz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-kaynastirma-bep-ve-zep-ve-ozel-bireyler-egitimi-problemlerimiz-56874.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-kaynastirma-bep-ve-zep-ve-ozel-bireyler-egitimi-problemlerimiz-56874.html</link>
                    <description><![CDATA[İlk, orta ve lise hayatımda hiç bir özel gün (Milli bayramlar, 24 Kasım vs) veya etkinlikte görev almadığım gibi, okul nöbetçisi bile olmadım. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bunu anlattığım bir öğrencim: -Hocam, kaynaştırma öğrencisi miydiniz? dedi. O zamanlar kaynaştırma öğrenciliği yoktu. Benim gibi ileri hiperaktif öğrenci de, böyle idare ediliyordu. Aslına çok da idare edilmedim. çünkü iki defa iki ve üç dersten sınıfta kaldım ve Türk eğitim tarihinin tek beklemeye kalan öğrencisi oldum.

Yani okuldan alındım ve ertesi yıl bütünleme sınavlarına girdim. Uzun süre Türkiye'nin özel eğitim sorunu çok fazla olmadı, özellikle de zorunlu eğitim beş yılla sınırlı iken. Sınıfta bırakma da, sadece derslerle alakalı değildi. Hem öğrenciye disiplin için tehdit unsuru olarak kullanma, hem de istenmeyen öğrencilerin okuldan alınması için bir yıldırma B aracı olarak kullanıldı. Doksanların başında, şimdilerde kimselerin hatırlamadığı kredili sistem öncesinde, okul sıralarının üçte biri, sınıf tekrarı yapanlarca dolduruluyordu.

Atatürk'ün, eğitimde gözden çıkarılacak fert yoktur sözüne rağmen Cumhuriyet dönemi, Osmanlı ve hatta medreselerden kalma eleme zihniyetinden kurtulamadı. Üstelik bu eleme sadece bilgi anlamında değil, itaat anlamında da eleme ve bu elemeyi halen notla yapma çabası var.

Bu yüzden de öğrenciler sınıfta sessiz kalarak geçmeyi umuyor. Zeka geriliği, hiperaktiflik, ailevi ve psikolojik sorunlu öğrencilerin üzerine , Suriye başta olmak üzere göçmenler geldi. Asıl sorun ise toplumun engelliler ve diğer BEP'li bireylere karşı tavrıdır.

Toplum, çoğu kez kendi aile bireyleri de dahil olmak üzere, uğraşılacak bir bela, can sıkıcı bir sorumluluk olarak görür. Hatta zihinsel ve zekasal problemli çocukları da, eğer gücü yetiyorsa alay konusu, gücü yetmiyorsa da bir tehlike olarak görür. Buna öğretmenler, okul yöneticileri ve pek pek çok RAM (Rehberlik Araştırma Merkezi) görevlisi de, olaya benzer şekilde bakar.

Oysa bu insanlar, sorunlarına rağmen ve hatta belki de sorunları sayesinde ekonomiye ve hayata değer katan bireyler haline dönüşmeli, eğitimin her kademesinde bunun için çalışmalı. En başta bu zihniyeti değiştirmeli. 2019'da Aksaray ilinde otizmli öğrencilere yapılanlar münferit falan değildir. Bir öğretmen olarak bizzat biliyorum. Aileler öğrencilerini böyle bireylerin olmadığı sınıflara göndermek ve sınıflara böyle bireylerin gelmesini engellemek için de torpil dediğimiz tanıdık-nüfus baskısını kullanır.

Öte yandan zihinsel engelli ya da hiperaktif raporlarının çoğun da, öğrencilerin bedava sınıf geçmesi veya ekstradan destekleme eğitimi alması için, yer yer de bundan kar eden özel eğitim kurumlarının devletten para alması için sahtekarca çıkarıldığı da, bu yazıda bahsetmezsem ayıp olacak ayrı bir gerçek. Bunun için de ilk önce velileri ve toplumu eğitmeye çabalamalıyız.

Sinan Kemal
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Kaynaştırma, Bep ve Zep ve Özel Bireyler Eğitimi Problemlerimiz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 03 Aug 2021 15:22:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/kaynastirma-bep-zep-ve-ozel-bireyler-egitimi-problemlerimiz.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/kaynastirma-bep-zep-ve-ozel-bireyler-egitimi-problemlerimiz.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/kaynastirma-bep-zep-ve-ozel-bireyler-egitimi-problemlerimiz.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Üzgünüz hem de çok üzgünüz!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-uzgunuz-hem-de-cok-uzgunuz-55623.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-uzgunuz-hem-de-cok-uzgunuz-55623.html</link>
                    <description><![CDATA[Hiç bu kadar üzgün ve çaresiz kalmamıştı memleket. Öfkemiz, üzüntümüz, kaygımız boğazımıza düğümleniyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ "Mal canın yongası" elbette canını kurtarıp, malının derdine yananları anlamak için o ateşin elimizi yakması gerekir di yaktı, yandık hep birlikte. Dedeler, neneler göz yaşlarına boğuldukça, kovalarla su taşıyan gençleri gördükçe, birliğimize beraberliğimize bir umut ilmeği daha ekledik. Uçarken kızaran kuşların sesi yankılandı dağlarda. Kuzusunu kucağında taşıyan bir ana kuzusu, göz yaşlarına boğdu hepimizi. Yumurtaları başında kömür olan kuşun çaresizliği yüklendi omuzlarımıza.. Her bir fotoğrafta bin kere de biz yanıyoruz!! Her bir can için, börtü böcek için, koyun kuzu için, kedi köpek için içimiz yanıyor..

Köyünde, mahallesinde sabaha kadar nöbet tutanlar, haber alır almaz yollara düşenler, elinde bir bardak suyla çare olmaya koşanlar, sen-ben demeden bir ağacı kurtarmak için kenetlenenler biziz, biz Türk Milletiyiz !! Umudumuz, elbette her zaman ve her şartta bir tohumun direnci gibi diri ve sağlam.

Ancak belirsizlik, çaresizlik ve kimsesizlik hissi de toplumu kuşatmış durumda. "Can kaybı yok" diyerek, yanan canlara haksızlık ettiklerini bilmeyenler de anladı, bir yaprağın da canı olduğunu.. Her bir otun, her bir böceğin, kedinin, keçinin, çiçeğin, tohumun, canı var, toprağın canı var, hepsinin vebali var, sessiz çığlıkları var. Yaşam alanlarımız katlediliyor, Su kaynaklarımız yok ediliyor, topraklarımız işgal altında.. Farkındayız, en derin uykudan bile zamanı gelince kalkmayı biliriz elbette..

Ancak; Umutla yangınlar sönmüyor, dualarla seller kurumuyor, çok ciddi adımlara, kararlara, uygulamalara ihtiyacımız var. Yanıyoruz, her gün yavaş yavaş yanıyoruz.. Ciğerlerimiz yanıyor, geleceğimiz yanıyor. Var olan ekonomik dar boğaz daha da daraldı, üretim alanları, seralar, zeytinlikler, bağlar, bahçeler, tarlalar, küçük- büyük baş hayvanlar, kediler, köpekler ekolojik yapıyı ayakta tutan denge bozuldu. Biri sönmeden diğeri başlayan alevler, yanan yıkılan evler, sönen ocaklar, giden canlar...

Bir yanda mücadelede canını ortaya koyup elini ateşe uzatanlar, bir yanda yanan ormanların ışığında eğlenip karnını doyuranlar, hepsi bu memleketin evlatları, bu vebalin ortakları. Yarın aç kalacağız, bir damla zeytinyağına, bir demet maydanoza, bir dilim ekmeğe muhtaç kalacağız. Ateş düştüğü yeri yakmıyor, yedi bölgenin, yedi göbeğin, yeni nesillerin, doğmamış çocukların geleceğini yakıyor. Üzgünüz hem de çok üzgünüz!! Ebru Oğuzhan Yeter
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Üzgünüz hem de çok üzgünüz! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 01 Aug 2021 16:33:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Küllerimizden Doğar Mıyız Yeniden?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-kullerimizden-dogar-miyiz-yeniden-54427.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-kullerimizden-dogar-miyiz-yeniden-54427.html</link>
                    <description><![CDATA[28 Temmuz 2021 Türkiye alev alev yandı! Manavgat Bodrum Muğla Marmaris Didim Alanya Adana Kozan Mersin Kayseri Kilis Osmaniye Kocaeli Kütahya Dünya'nın gıpta ettiği cennet vatanım, Güzel ağacım, Güzel fidanlarım, Güzel toprağım, havam, suyum, Masum hayvanlarım, Evsiz yurtsuz kalan insanlarım. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sizlerle birlikte, bizler de cayır cayır yanıyoruz. Kaç yüzyılda toparlanabiliriz bilemiyorum. Tarihimizin en büyük orman yangınına şahit olduk. Alevler içinde kaldık. Terör saldırısından farksız. Gerçekten terör belki de! Farklı noktalardan çıkan yangınlar herkesi düşündürüyor. Yüreğimiz kaldırmıyor artık. Sahip çıkamıyoruz.

Eli kolu bağlı bekleyiş ne zor. Bu yetersizlik çok canımı sıkıyor çok! Büyük çapta yaşanan bu yangının nedeni nedir? İklim değişikliği, küresel ısınma büyük etkenlerden ama ülkemde gözü dönmüş vicdan yoksunu, saygısız insanların var olduğunu duyduğum ve bildiğim için çok da masum ve bilimsel düşünemiyorum açıkcası.

Saygı ne kadar ciddi bir kavram aslında. Sadece beş harften oluşan basit bir kelime değil. Anlamı çok ağır, sorumluluğu yüksek, uygulaması karakter, bir duruş ister. Doğaya saygı, İnsana saygı, Hayvana saygı, Toprağa, havaya saygı, Önce kendine saygı. Kendine saygı duymayan, farklı canlılara da elbette ki saygı duymaz ama birileri tarafından böyle bir gözü dönmüşlük, hainlik yapılmışsa, ormanlarım ateşe verilmişse, bunun affı olmamalı!! İçimiz yanıyor.

Nefes alamıyoruz. Evimin duvarları ateşler içinde sanki. Acınızı yürekten hissediyorum. Geçmiş olsun güzel ülkem, insanlarım. En kısa zamanda yaralarımız sarılır, geride kalır bu kötü günler umarım. Yangın nedeniyle hayatını kaybeden insanlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum. Çok üzgünüm. Hepimizin başı sağ olsun. Hepimize geçmiş olsun.

Ceren Büyükyarın
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Küllerimizden Doğar Mıyız Yeniden? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 30 Jul 2021 11:15:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Google Kuruluş Yolculuğu]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-google-kurulus-yolculugu-52199.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-google-kurulus-yolculugu-52199.html</link>
                    <description><![CDATA[Google Kuruluş Yolculuğu Gelişme Süreci! Şaşırtıcı Google Kuruluş Yolculuğu ve Gelişimi! Başarılar Kadar Başarısızlıklar da Var

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ “Google kuruluş yolculuğu” hakkında derlediğimiz bu yazımızda, hayatımızın her alanında karşılaştığımız Google’ın yaratılış ve gelişme serüveninin bir kısmına şahit olacaksınız.

Şaşırtıcı Google Kuruluş Yolculuğu ve Gelişimi

Sergey Brin adlı başarılı öğrenci Stanford Üniversitesi'ne kayıt yapma hakkı kazanmıştı. Bir yetkili tarafından Larry Page, Sergey Brin'i gezdirmek üzere görevlendirildi. Onlar böylece üniversitenin ilk gününde tanışmış oldular. Söylentilere göre, ilk zamanlar pek de iyi anlaşamadıkları belirtilse de onlar beraber çalışarak “Backrub” adında bir arama motorunu 1996 yılında kurdular. Bu arama motorunu ilk çalıştırdıkları yer ise, Stanford Üniversitesi'nin sunucuları oldu. Sunucuların kaldıramayacağı büyüklüğe ulaşan Backrub, yeni bir sunucuya ihtiyaç duydu. Larry Page ve Sergey Brin yeniliklere açıktı. Hem yeni bir sunucuya geçmek istediler hem de bir yandan "BACKRUB" ismini değiştirmek istediler. Biraz fikir yürüttüler ve bu fikirler arasından 10 üzeri 100 mantığına gelen "gugul" sözcüğünden yola çıkarak "Google" adı ortaya çıktı.&nbsp;

Adwords Atılımı

2000 yılına gelindiğinde şirketin yatırım alma süreci ve şirketin kurulması geride kalmıştı. 1 milyar URL'ye ulaşan GOOGLE dünyada en büyük arma motoru unvanını kazandı. Şirket gelirlerinin ilerleyen yıllarda yüzde doksanını oluşturacak “Adwords” bu tarihlerde kurulmuştur. Felsefesi, bilgiyi en hızlı bir şekilde kullanıcılara ulaştırmayı hedeflemiş olan Google, bu hedefle kendini durmadan yenilemiş ve yenilemekten bir an bile vazgeçmemiştir. Kendini kullanıcıların alışkanlıklarına göre geliştirmekte olan Google, geçtiğimiz günlerde gelişimi ile ilgili bir not paylaştı. “Evolution of Search” adında videoda 2001 tarihinde bir kırılma yaşadıklarından bahsediyor ve bu kırılma sebebinin Google'ın sunmakta olduğu "Google News" hizmetinin nasıl oluşturulduğu ile ilgili dipnotlar paylaşıyor.

Anahtar Kelime Öneminin Artışı

"İkiz Kuleler Olayı" yaşandığı zamanda 11 Eylül 2001 tarihinde anlık yapılan aramalar sonucunda "İkiz Kuleler" hakkında genel açıdan bilgiden bahseden siteler çıkmaktaydı. Bu olayla ilgili kafa yoran Google ekipleri, anahtar kelimelere daha çok önem vererek güncel haber olaylarını en öndeki sayfaya koyarak kullanıcının ulaşmasında zaman açısından büyük kazanç sağladı. Aynı zamanda bunu arama sonuçlarında da kullandı. Böylece her gün daha da büyümeye devam etti ve etmeye de devam ediyor…

PageRank Algoritması Doğuşu

“PageRank” algoritması şimdilerde yavaş yavaş adını duyurmakta olan SEO kavramının ilk versiyonu olarak ortaya çıkmıştı. Sıralama algoritmasında büyük değişikliklerden biri ise meta etiketleri içeren siteler yerine başka siteler çıkmaya başlamasıydı. Bunun sebebi ise her gün artmakta olan site sayılarının bir önceki güne göre kat kat artıyor olmasıydı. Bu aralarda asla boş durmayan Google, popüler servisleri kendi tarafına çekmek için satın almaya devam etmekteydi.

Blogger Alındı

O zamanlar inanılmaz üne sahip olmakta olan Blogger'ı 2003 tarihinde başarılı bir şekilde satın almış bulunan Google, servislerini her gün biraz daha genişletmekteydi. 2005 yılına gelince büyük patlama denilecek kadar büyük bir işi başardılar. Bu iş “görsel arama” olayı oldu. Görsel aramayı yayına almış bulunan Google, yine her zaman yürüdüğü başarılı hamlelerine devam ediyordu. Yine bu hamlesi ile de oldukça başarılı olmuştu.

Tasarıma Önem Verildi

Tasarıma inanılmaz önem veren Google ekibi arama sonuç sayfalarının da tasarımına büyük önem verdi ve bir yandan da kullanıcının bu arama motorunda ne kadar kolay arama yapabilmesi gerekiyorsa o kadar kolaylığı sağlamayı başardılar. Bu olay Google'ın inanılmaz derecede her geçen gün daha da büyümesinde katkıda kulundu.

Haritalar Servisi Alındı

Google, bu etkili adımların ardından büyük bir adım daha attı ve haritalar servisini de kendi yayınına almış bulundu. Google artık kullanıcılara her anlamda her türlü her çeşit bilgiye ulaştırmaya yetiyordu. Bu büyük adım ona çok büyük katkıda bulundu.

Google Kuruluş Yolculuğu Gelişme Süreci: Youtube Satın Alındı

2006 tarihine kadar birçok servisi satın alan Google, inanılmaz bir seviyeye ulaştı. Artık dünyanın en büyüklerini dahi satın almayı hedefliyordu ki öyle de bir adım atmış bulundu. Yaptığı satın alımların kat ve kat fazlası olan bu satın alım dünyanın en büyük video arama motoru olan Youtube'du. Youtube'u da satın alan Google inanılmaz bir üne daha sahip oldu. Büyümekte olan hızında en büyük adımları atmakta olan Google, sürekli yapılan arama algoritmalarındaki güncellemeleriyle beraber adından büyük bir şekilde söz ettirmeye çoktan başlamıştı. Sosyal medya sayesinde internetin aşırı ve ani biçimde büyümesi sonucunda zaten çok hızlı bir şekilde artan ve artmakta devam eden internet siteleri olduğundan kat kat daha fazla artmaya devam ediyordu.

Gmail ve Google Play

Google'ın tasnif anlamında mutlaka olması ya da yapılması gereken yeniliklere ihtiyacı vardı. Bu süreçte beta aşamasında bulunan ve 2004 yılında kurulmuş olan Googlemail olarak hayatını sürdürmekte olan Gmail en çok büyük ses getirdi. Adı 2008 yılında "Google Market" olan Android uygulama platformu hayata geçti ve sonradan adı "Google Play" olarak değiştirildi.

Başarılar Kadar Başarısızlıklar da Var

2004 tarihinden günümüze kadar Akıllı Arama Sayfaları , Google Çeviri, Anında Arama, Takvim gibi bu yazıya sığdırılamayacak pek çok özelliği hayata geçirmiş bulunan Google, sosyal medyaya yeni olarak kuracağı servislerle büyük yankı uyandırarak girmeye çalışmalarını devam ettiriyor. Bunun en büyük örneğini, Türk yazılımcı olan Orkut Büyükkökten'in 2004 tarihinde geliştirmiş olduğu sistemle Orkut adı verilen sosyal arkadaşlık sitesini verebiliriz. Google kuruluş ve başarı hikayesinde başarılar kadar başarısızlıklar da var. Örneğin;15 milyon üyeye ulaşan Orkut -ki bu servise üye olanların yaklaşık 11 milyonu Brezilya’da yaşamaktaydı- Google bünyesinde kurulmuştu. Google verilerine göre dünya çapında beklenen başarıdan çok daha azını gösteren Orkut 30 Eylül 2014 yılında kullanıma kapandı. Ardından atılımlarına devam eden Google, Buzz gibi ve bunun çeşitlerinde yeni mecralarla kullanıcıların karşısına çıktı fakat yine planladığı başarıyı istediği gibi yakalayamadı. G+ veya diğer adı ile Google Plus olarak bahsedilen hizmeti hayata geçiren Google 2019 yılında güvenlik açıkları nedeniyle bu hizmeti hem bireysel hem de ticari kullanıma kapadı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Google Kuruluş Yolculuğu - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 26 Jul 2021 16:50:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/google-kurulus-yolculugu-230344-20221117.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/google-kurulus-yolculugu-230344-20221117.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/google-kurulus-yolculugu-230344-20221117.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Hatalarıma Kadeh Kaldırıyorum]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-hatalarima-kadeh-kaldiriyorum-50547.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-hatalarima-kadeh-kaldiriyorum-50547.html</link>
                    <description><![CDATA['Şimdiki aklım olsa o hataları yapmazdım'. 'İyi ki o hataları yapmışım'. Hangi cümleyi daha sık kullanıyorsunuz? ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ben; şimdiki aklımızın o hatalar sayesinde olduğunu düşünenlerdenim. İyi ki o hataları yapmışım diyenlerden.. Hatalarla yüzleşmeyi, ders çıkarmayı, Yapılan haksızlığı affetmeyi, Vazgeçmeyi, Bazen öfkelenmeyi, Gerekirse silmeyi. Tüm hislerimi önüme koyup, içlerinden hangisi işime yarıyorsa onları alırım. Silmek en son tercihimdir. Çünkü yapılan her hata, geri dönüşü muhteşem bir tecrübedir. Silmek istemem kolay kolay. Ödenmiş bir bedel vardır ortada. Yaşanmışlık.

Onu yok edemem. Lazım olacaktır mutlaka. Güç verir, büyütür, bizi biz yapar, hayata hazırlar. Kolay mı gelir sanki? Süreç elbette ki zordur. Zorluğun altından kalkıp yola devam etmek yüksek enerji gerektirir. Bunun için kendimizi çok ama çok zorlamak, geliştirmek, meditasyonlarla, motive edici kitaplarla desteklemek gerekir. Yapılan yanlışlar bariz şekilde bize göz kırptığında, ayak diremeden yeni bir rota belirlemek en akıllıca yoldur benim için.

'Çok emek verdim geri dönemem, bitiremem, devam edeyim belki düzelir'&nbsp; gibi cümleler, balçığın içinde çırpınmaktan farklı değil. Bu konuda Albert Einstein'ın sevdiğim bir sözü aklıma gelir; “Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir”. Hatalarımızla barışıp, onları pozitife dönüştürüp, yeni tecrübelerle hayatımıza devam edelim. İnanıyorum ki bu güç hepimizde var, yaradılışımızda var. Kendimize sıkı sıkı sarılıp, girmemiz gereken o karanlık tünele girelim. Yüzleşelim.

Tünelin sonu elbette ki aydınlık. Buna inanalım. Hayata başka açıdan bakıp, gözlemlediğim kadarıyla; Her badire, güzel kapılar açmak üzere hayatımıza geliyor. Yeter ki verilen sinyalleri görebilelim. Sinyaller.. O kadar nettir ki.. Gözle görülmez ama hissedilir. Bir sızı gibi. Attığın adımdan hemen önce beliriverir. 'Durmalısın' der sanki. 'Yapmamalısın' 'Gitmemelisin'.. Nişan yüzüğün çöp kutusuna düşer mesela..

'Hayır gelmez bu ilişkiden' dercesine.. Uçağı kaçırırsın. Ya da başka türlü engeller çıkar. Oraya gitmemen gerekir ya da uçağa binmemen.. Bunlar elbette ölçüt değildir ama bu ve buna benzer durumlar sıklaştığında, zamanı kısa süreliğine dondurup düşünmek, bu kriterleri değerlendirmek, bizleri en doğru yola ulaştıracaktır.

Bunun için; acele etmeden, hayatı ıskalamadan, sakin şekilde yaşamak gerekir. Hatalarınızdan ders çıkararak, keyifle bahsedeceğiniz, hayatın verdiği sinyalleri dikkate alarak yaşayacağınız bir ömür dilerim. Buradan, tüm hatalarıma kucak dolusu sevgiler, öpücükler gönderiyorum..

Ceren Büyükyarın
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Hatalarıma Kadeh Kaldırıyorum - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 22 Jul 2021 21:57:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/Hatalarima-Kadeh-Kaldiriyorum.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/Hatalarima-Kadeh-Kaldiriyorum.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/Hatalarima-Kadeh-Kaldiriyorum.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Vahşi Sulama Sorunumuz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-vahsi-sulama-sorunumuz-50544.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-vahsi-sulama-sorunumuz-50544.html</link>
                    <description><![CDATA[Sevgili okurlarım. Bu yazıyı bu vakte kadar yazmamış olma sebebim, buna yetkim olmamasıdır. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Hayatım boyunca çiftçilik yapmış, tarla sürmüş&nbsp; olmadığım gibi, tarım sektörü ile tek alakam, öğretmenliğimin ilk yıllarını kırsalda yapmış olmaktır. Gel gelelim sorun acilse, yetkiniz ya da ehliyetiniz yoksa da, işe el koyarsınız. Tuz Gölünde ölen yavru flamingoların fotoğrafını görünce, bu yazıyı yazmaya karar verdim, çünkü basında vahşi sulamadan bahseden yok.

Buna benzer durumları, yıllar önce baca temizlememe benzetirim. Yıllar önce, ilk atandığım ilçede, baca temizlemeye parasıyla adam bulamamıştım. Üç katlı lojmanın çatısına çıkıp, kendim temizlemiştim. Şimdi de hiç kimse vahşi sulamadan bahsetmediği için, ben yazmak durumunda kaldım. Vahşi sulama denilen şey,&nbsp; tarlanızın-bahçenizin dibinde su kaynağı ya da su kuyusu varsa, ürünün türüne göre aylarca ve gece-gündüz salma sulama yapıyorsunuz.

Geleneksel salma sulamanın vahşice olanı. Bundan youtuber Ruhi Çenet,&nbsp; obruk oluşma nedeni olarak bahsetmişti. Yer altı suları başta olmak üzere, su kaynaklarını hunharca tüketen vahşi sulama, obrukların, çölleşmenin, kuruyan göllerin de en büyük sebeplerinden biridir.

Bu vahşi sulama, özellikle kuyu suyu ile yapılıyor ve her sene daha derine kuyu açılıyor, ta ki kuyudan tuzlu-jeotermal su çıkana kadar. Vahşi sulamanın bir nedeni de, ticari hırs. Kurak arazide, mısır, patates, elma, kiraz gibi bol su isteyen ya da aynı ürünün, bol ürün veren ama her sene ithal tohum isteyen hibrit (çoğunlukla İsrail-İtalyan-Hollanda patentli) çeşitlerinin kullanılması, vahşi sulama kullanımını arttırıyor.

Vahşi sulamanın tek zararı, su kaynaklarını tüketmesi değil, toprağın mineral ve mikrobiyolojik dengesini de bozması, toprağın tuzlanmasına sebep olmasıdır. İşin daha acı tarafı, bu yazıyı benim yazmış olmam, onlarca ziraat fakültesi, hocaları ve mezunlarının gerçekten hiç bir işe yaramamasıdır.

Vahşi sulama, Aral gölünü kurutan, Özbekistan ve Türkmenistan'ın yarısını çöl yapan kabustur. Hükumet ve yerel idareler (son yasa ile büyük şehir belediyeleri bu konuda hayli yetkili oldu) bir an önce bir şeyler yapmaya başlamalıdır.

Sinan Kemal
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Vahşi Sulama Sorunumuz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 22 Jul 2021 21:51:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/vahsi-sulama-sorunumuz.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/vahsi-sulama-sorunumuz.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/vahsi-sulama-sorunumuz.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çöpteki Ayna]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-copteki-ayna-30016.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-copteki-ayna-30016.html</link>
                    <description><![CDATA[Kaç bahar geçti Bahar gelmedi. Eve her dönüşümde hala gözlerim arıyor. Kağıt toplayanlara soruyorum. Umarım mutludur Sağlıklıdır

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Önümüzde ilerleyen halk otobüsü durakta durdu ve beklemeye başladık. Sağdaki kaldırımın hemen üstünde çok büyük ve yüklü kağıt toplayıcılarının kullandığı bir araba duruyordu, epeyce dolu ve hemen karşısında ondan daha küçük başka bir hurda ve kağıt toplama arabası dikkatimi çekti. Sol taraftaki arabanın yanında uzun etekli 12-13 yaşlarında epeyce zayıf ve bakımsız görünen, iki tarafında örgülü saçları dikkat çeken bir kız çocuğu yere eğilip, çöplerin bırakıldığı ağacın altında bulunan bir makyaj çantasını aldı. İçinden bir şey çıkardı. Tam fark edemedim ama sanırım küçük bir aynaydı.

Birden bire, sağ taraftaki arabaya elindekileri atıp bağırarak karşıya geçen adamı görünce; içimden; Eyvah herhalde rekabet nedeniyle kıza zarar verecek diye düşündüm ,birkaç saniyede gelişen olayda şaşkınlığımı atamamıştım ki adamın Tokatı'nın kızın yüzüme indiğini gördüm -Süslüler gibi mi olacaksın!!!aynaya bakıp duruyorsun kardeşlerin bizi bekliyorlar. Bırak ........ diye bağırıyordu. Dayanamayıp camı açtım ve - Hey bakarmısın !!!! diye seslendim, Tam bu sırada akşam ezanı okunmaya başlamıştı.

Sesim Allahu ekber, Allahu ekber sesine karışmıştı. Şaşkınlıkla baktı elimle işaret edip gelmesini söyledim. Bu arada otobüs hareket etmiş, bekleyen sürücüler kornaya basıyorlar de arabayı sağa çekip park ettim ve Halil Bey'e inmesini söyledim.

Canavarım Halil Beyin cüssesinden korkmuş gibi bir ifadeyle bakıyordu. Kapıya yaklaşınca; - Gel bakayım, otur.. dedim Çekinerek arabanın sağ koltuğuna oturdu. -Babasımısın? -Evet amca. dedi. Vay be! dedim içimden ve hafif bir tebessümle 30 35 yaşında olmasına rağmen bana, ''amca'' demişti. Gerginliğim azalmış olmasına rağmen hala tokatını düşünüyordum. --Adın ne? -Elyas dedi.

Ben de bir kız babasıyım, Elyas kardeşim ve onun için çalışıyorum onun için yaşıyorum öyle durduğuma bakma sen benden daha sağlam ve daha güçlüsün, bak ben omurilik felçlisiyim, yürüyemiyorum. -Geçmiş olsun amca dedi. Ne kadar güzel bir insandı ne kadar güzel bir yürekti . Kağıt toplayanlara çok saygı duyarım ben. Sizler çok onurlu insanlarsınız. Ve aynı zamanda geri dönüşüm sağlayan evrenin melekleri gibisiniz. Başka çocuğun var mı? Üç çocuğu varmış eşini trafik kazasında kaybetmiş Kağıt toplarken kontrolü kaybeden bir arabayla ağacın arasına sıkışmış.

Dört senedir, şu anda 13 yaşında olan kızıyla bu işi yapmaya devam ediyormuş kızını okula göndermemiş, kendisi de gitmemiş ama okuma yazma biliyormuş diğer çocuklara kız kardeşi bakıyormuş akşam 9 -10 a kadar kızıyla kağıt ve hurda topluyorlar geç saatte uyuyup sabah saat 8 de tekrar çıkıyorlarmış. Oturduğum siteyi bilip bilmediğini sordum -Çok iyi biliyorum, amca. dedi. - Yarın sabah bana gelir misin dedim.

-Yarın gelemem amca, pazar günü gelirim. dedi. Pazar günü kızını çıkarmıyormuş sabah evden çıkarken ekmek haşlanmış patates alıyorlarmış telefonumu verdim ve pazar sabahı aramasını söyledim. Bu sırada sol tarafta bulunan kızı bizi izliyordu. Elimle işaret edip çağırdım. Koşarak geldi -Adın ne? diye sordum. -Bahar, dede dedi. Hoppala şimdi de, ''dede'' olmuştum. -Okula gitmek ister misin? dedim. Bir babasına bir de bana bakarak -Çok isterim. dedi. Ne olmak istersin ? -Öğretmen ya da, doktor, demez mi!!! - Sen çok iyi bir doktor olacaksın Bahar, dedim ben de senin yaşındayken karar vermiştim doktor olmaya ve oldum.

Eğer inanırsan ve çalışırsan sen de çok iyi doktor olacaksın dedim Kendine söz vereceksin ve çalışacaksın. Başını sallayarak; -Söz veririm hem ben harfleri de sayıları da biliyorum. Sözleşip ayrıldık. Yüreğimdeki isyanlarla ve bin bir düşünceyle sitenin park yerine geldiğimde site görevlisi Metin Bey'in oğlu, Can bizi bekliyordu. - Hızır gibi yetiştin, Can. Can, on bir yaşındaydı orta okula gidiyordu. -Mustafa amca bugün Hıdırellez biliyor musun? Dilek diledin mi, ev yaptın mı? diye sormaz mı!! -Yapmadım Can, yaparız, dediğimde. -Olmaz ki, ezan okundu, Geçti artık seneye yaparsın diye cevap verirdi. Halil Bey beni indirirken, Can benim çantamla elimizdeki poşeti aldı asansöre doğru ilerlerken Can'a sordum; - Hıdırellez ne demek biliyor musun Can?

- Dilek tutuluyormuş, ev yapılıyormuş araba isteniyormuş ne istersen veriyormuş.... diye saymaya başladı. Hoşuma gitmişti gülümsedim. Hızır ve İlyas peygamberlerin buluştuğu günmüş diye ekledim. Küçük Bahar kızımız ve babası Elyas çıkmıştı karşımıza. Sonra, ''Hızır'' gibi yetişen, Can. Ve bize hıdırellezi hatırlatmıştı. Dışarıdayken yağmur çiselemeye başlamıştı. Antreden salona geçene kadar, korkunç bir sağanağa dönüştü.

Baba Elyas ve kızı Bahar nereye sığınmışlardır? diye düşündüm. Arabadan inerken ısrarla ve zorla eline sıkıştırdığım çok ufak miktarda parayı İnşallah kıyar da bir yerde de yemek yerler, diye geçirdim içimden. Babasının tokatı yüzüne inerken Bahar'ın yüz ifadesi. Okunan akşam ezanı. Sağanağa dönüşen yağmur. İçimde kabaran fırtınayı engelleyemedim. Bu Hıdrellezi hiç unutmayacağım. Bahar ve babası Elyası hiç bırakmayacağım. İnanıyorum ki Bahar, kızımız, okuyacak doktor olacak. Ve ben sizlerle paylaşacağım.

Dr. Mustafa Bircan
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Çöpteki Ayna - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 20 Jun 2021 17:37:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/copteki-ayna-225005-20240227.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/copteki-ayna-225005-20240227.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/copteki-ayna-225005-20240227.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Mutluluk mu Haz mı?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-mutluluk-mu-haz-mi-28404.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-mutluluk-mu-haz-mi-28404.html</link>
                    <description><![CDATA[İlk nefes aldığımız ve ağlamaya başladığımız doğum mücadelecisinden başlayıp, bilinmeze doğru gittiğimiz son yolculuğa kadarki süreçte tüm çabamız yaşamaya çalışmaktır.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bebeklikle başlayan bağımlı yolculuğumuz büyümeye başlarken bireyselleşme ve ayrışma olarak devam etmektedir. Güven duygusu tam da bu süreçte başlamaktadır. Yetişkinlik hayatımızı şekillendiren ne şekilde yol almamızı sağlayan, mutlu olacağımız anıların oluşmasını ve hayatımıza girecek ya da asla giremeyecek kişileri belirlememiz de, hatırlamakta zorlandığımız bu döneme bağlıdır. Çocukluk dönemleri (tüm duyguların yaşanmasına izin verilmişse eğer) sorgulanmadan ve anlık deneyimlerle duyguların &nbsp;yaşandığı tam bir mutluluğun deneyimlendiği dönemdir. Ergenlik dönemi ise; &nbsp;kendini keşfetme ve kimlik arayışı sürecidir. Duyguların en üst düzeyde olduğu, cesaretin sorgusuzca yaşandığı, sorunların tümünün kendilerine odaklı olduğu (bir sivilceyle mutsuz olduğunu söylemek gibi), tüm gözlerin her daim üstlerinde olduğunun yanılgısının yaşandığı, sebepsiz öfkenin &nbsp;keşfedilmesi ve enerjinin kendisinde olduğu bu dönem, ailelerin de en zorlandığı dönemdir. Ancak bu dönemde başlar keyif alınan şeylerin arayışı, mutlu olma adı altında aslında haz olan geçici keyif süreçleri… bu dönem denenir ilk sigara ya da alkol, bu dönem aşık olunur, ilk defa baba ya da anneyle bu dönem çatışma yaşanır, kendisini anlamadıkları sebebiyle mesela.. Tüm bu arayışların hepsi gerçek mutluluğun ne olduğunu anlayana kadar sürer, gider. &nbsp;Ancak herkes bunu keşfetmek zorunda da değildir. Haz odaklı yaşamaya devam eden ergen, yetişkin olunca içindeki doyumsuz boşluğu doyurana kadar denemeye devam eder. Taa ki birisi kulağına su kaçırana kadar. &nbsp;

PEKİ NEDİR BU HAZ VE MUTLULUK ?

&nbsp; Geçici mutluluk olarak adlandırılan herkesin de dilinde dolanan bir kelime olan “HAZ”&nbsp; yunanca HEDONE kelimesinden gelmektedir ve geçici mutluluk veren zevkler anlamındadır. Tıpkı bir dondurma ya da çikolata yerken yada alış veriş yaparken hissedilen anlık doyumlar gibidir. Bu süreçte beyinde dopamin salgılar ödül sistemini devreye sokar ve anlık haz gerçekleşmiş olur. İstediğimizi aldıktan bir müddet sonra geçer ve yeni ödül mekanizması arayışına girer. Modern dünya ise &nbsp;bunu alışkanlık haline getirerek “mutluluk” diye satıyor ve alıcısı da çok fazla oluyor. Asıl mutluluk kavramı ise; temelinde ruhun iyi durumda olması (euthymia), sarsılmaz halde olması (ataraksia) ve bu iki durumun birlikteliğinden gelen mutluluktur (eudaihonia). Yani kişinin yaşamla doğru bağı kurmasıdır asıl olan. Kendi yaşamının değeri yani onun doğru bir yaşam olmasıdır asıl olan, bu bireysel gibi görünen “mutluluk” bireysel olarak değişse de asıl olan iyi olanı yapmaktır. Bu hem kendine hem diğerlerine. Diğer tüm hazlar boşluk hissinin devam etmesini sağlamaktadır ve o boşluk hissi de asıl “eudaihonia” yı görmeyi ve bilmeyi zorlaştırır. Bunu elde etmek için de en önemli koşul “bilmektir” kişinin kendini ve varlık yapısını bilmesidir. “BİLEN İNSAN KÖTÜLÜK YAPAMAZ”… der Sokrates. &nbsp;

PEKİ NASIL MUTLU OLUNUR?

&nbsp; Bunun tek bir formülü yoktur. Öncelikle Sokrates’e ithaf edilen söz gibi gerçekten kişinin kendini bilmesi önemlidir. Birine yalnız kalmak iyi gelirken, diğerine kalabalık ve bol ses iyi gelebilir. Biri acı sevmezken diğeri acısız yemeyebilir. Bunu bilmek kendine yatırım yapmakla gerçekleşir. En çok neyi yapıyorsanız aslında o sunuz. Sıklıkla bizi rahatlatan şeyleri yapmaya yöneliriz; sıkıldığımızda, stresli olduğumuzda, boş zamanlarımızda hatta sevindiğimizde sık tekrarladığımız durumlar bizim uzun vadeli mutlu olma kaynağımızın da işaretidir. Güzel bir müzik herkese iyi gelir ama o güzel müziği seçmek kişiye bağlıdır. Sabah erken güneşi yakalamak ve yürüyüş yapmak araştırmalarda uzun vadede depresyonu bile azaltan kolay bir eylemdir. Meditasyon yapmak, kitap okumak, hayal kurmak veya spor yapmak size uyum sağlayanı bulmak ve bunu deneyerek, keşfederek yapmak. Tüm kadim öğretiler ve bilimin ortak noktada buluştuğu şey mutluluğun; bireysel olduğu ve uzun vadeli olarak yaşamda içselleştirdiğidir. Yani mutlu olmak yolun kendisiyken, diğer tüm anlık deneyimler o yoldaki duraklar olan hazlardır. Asıl olan yolun kendisini fark etmektir. &nbsp;

Ceyda İŞ VARDARLI
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Mutluluk mu Haz mı? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 18 Jun 2021 08:08:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/mutluluk-mu-haz-mi-214230-20240227.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/mutluluk-mu-haz-mi-214230-20240227.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/mutluluk-mu-haz-mi-214230-20240227.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Rehber]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-rehber-24466.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-rehber-24466.html</link>
                    <description><![CDATA[Radyo dinlemeyi oldum olası çok severim... ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Oradan dinlediğim müziklerin melodisi yüreğime dokunur alır götürür beni o bilinmez uzaklara... Radyonun O eşsiz duygusu tınısı var yaa.. O tını kimi zaman dertli bir yüreğin, kimi zaman aşık bir yüreğin, kimi zamansa yalnız bir yüreğin sesi olur... Kalp de olup dile vuramayan o duyguların tıpkı benim yârimi Deniz gibi sevip o olsa da olmasa da onun kıyısına vurduğum gibi vurur alır götürür o sessiz kıyılara... Ama en önemlisi de bize bu duyguları yaşayacak hissettirecek olan O radyoda ki ses ve O sese can veren kişinin yüreklere dokunmasıdır... İşte tam bu bağlamda Radyo Duble de Gecenin Rehberi adlı programdan bahsetmek isterim size...

Ve programı yapan O güzel yürekten... Sadece gecenin rehberi değil, tüm güzel gönüllerin, duyguların ve ifadelerinde rehberi... Kadına şiddete dur diyerek ses yükselten, hasta çocuklara sahip çıkılsın diye bas bas bağıran, incinmiş yüreklere şiir gönderen, her katılımcının gam teline dokunan, her çalınan türküde emeği olan, bizleri her programda hüzünlendiren, neşelendiren, bazen ağlatan, bazen güldüren, bazen de tüm insanımıza ses olan O rehberden... Gün gelir işçinin, emekçinin sesi ,gün gelir canlının, doğanın, çevrenin unutulmayışı adına haykıran insandan... Ve bu yürek öyle güzel dokunuyor ki yüreklere adeta yürekten yüreğe köprü kurar.. Ve o yürek...

An gelir selam yollar, an gelir şarkı yollar, an gelir sevdalardan söz eder ve peşin sıra mutluluk dileklerini yollar.. Ve tüm bunları yaparken bir bakmışsınız ki.. Artık çoktan aşkın, sevginin şairane duygularla buluştuğu saatin adı oluvermiş rehber... Ve bundan sonra her akşamın heyecanıdır 20.00 saatinin başlaması, artık bağımlılık yapan programın adıdır rehber... Rehber her zaman senin yanında ya sen neredesin nerelerdesin..

Eylül 
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Rehber - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 11 Jun 2021 13:20:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/rehber-122853-20240301.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/rehber-122853-20240301.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/rehber-122853-20240301.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Felsefenin Almanya'yı Birleştirmesi 1-Leibniz]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-felsefenin-almanyayi-birlestirmesi-1-leibniz-23189.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-felsefenin-almanyayi-birlestirmesi-1-leibniz-23189.html</link>
                    <description><![CDATA[Sinan Kemal köşe yazısı, Leibniz]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Eğitim üzerine yazılar yazarken, artık sıranın felsefe eğitimine de gelmesi gerektiğini anladım. Bunu da Almanya özelinde, özellikle de Leibniz-Kant-Hegel üçlüsü üzerinden anlatmaya karar verdim. Otuz yıl savaşlarında Almanya üç mezhebe (Katolik- Lutheryen Protestanlık ve Calvinist Protestanlık) ve yüzden fazla devletçiğe bölünmüştü. Birleşemezse yok olacaktı. Mesele devlet olarak birleşmek değil, zihniyet olarak birleşmekti.

Bunu da Alman filozoflar başardı. Bence

Avrupa'nın, özellikle de Almanya'nın kıyameti, otuz yıl savaşlardır. Bu savaşlardan Fransa tek parça, Almanya ise paramparça çıktı. Çünkü Fransa, bir önceki yüz yıl boyunca din savaşlarını çoktan yapmış, mezhep ateşini söndürmüş gibi görünse de ara ara tutuşan sıcak külleri kalmıştı. 1618'de başlayan savaş, 1648'de Vestfalya antlaşmasıyla hem otuz yıl savaşları denen Avrupa (özellikle de Alman) din savaşları, hem de Hollanda-İspanya arasındaki seksen yıl denen bağımsızlık savaşları bitti ve İspanya, Hollanda'nın bağımsızlığını tanıdı.

Savaşın pek çok sonucu oldu, bunu tarihçiler daha iyi bilir. Felsefecilik ve filozofluk, çokça ukalalık demektir ama ben çok da tereciye tere satacak değilim. Vestfalya barışı ve otuz yıl savaşlarından bahsetmemiz gereken iki sonucu oldu. Birincisi Papa başta olmak üzere, Avrupa'daki dini otoritelerin çökmesiydi. Zira kardinal Richeleu ve onun yönetimindeki Fransa, Katolik bir devlet olduğu halde, Almanya'nın Protestan prenslerine yardım etmişti.

Savaşın asıl konuşacağımız yanı, Almanya'nın yüzden fazla parçaya ayrılması, Almanya'nın savaş öncesi nüfusuna ve ekonomik gücüne yüz yıl boyunca ulaşamamasıdır. Görünüşte Almanya halen Kutsal Roma İmparatorluğu bünyesinde bir bütündü ama bu imparatorun yetkisi, bayramdan bayrama eli öpülen kılıbık babalar kadardı. Fransa Alsas-Loren'i, Danimarka, Jutland yarımadasının önemli bir kısmını ve İsveç'de Pomeranya kıyılarını işgal etmişti ve buralar uzun süre de işgal altında kalacaktı. (Hatta Alsas halen Fransa toprağı) Savaşın başladığı yıllar, Avrupa'da felsefenin yükselişe geçtiği yıllardı.

Daha savaşın başında, bir Fransız subayı olan Rene Descartes, 1619'un 10 kasım gecesi, Almanya'nın Neuburg kentinde hava o kadar soğuktu ki, kendisini bir fırına kapattı Sabaha kadar gördüğü hayaller, ona analitik geometrinin temellerini öğretti. Almanya'da ise, savaşın sonlarına doğru, 1646'da Gottfried Leibniz doğdu. Leibniz'in hemen her alanda eseri, daha doğrusu mektubu vardır. Çok az kitabı vardır, hatta onun tüm yazdıklarını bir arada derleyen bir kaynak yoktur.

Fikirlerini daha ziyade mektuplar halinde anlatmıştır. Mantık, matematik ve varlıkbilim felsefesinde derin izler bırakmış, büyük buluşlar, keşifler yapmıştır ama adının geçmediği bir bilim yok gibidir. Derste Leibniz'ı anlattığımda bir öğrencim: -Geceleri de taksiye çıkıyor muymuş diye sorduydu. Valla rahmetli, bir o işi yapmamış. Yoksa diplomatlık, simyacılık ve ilahiyatçılık falan, hepsi var. Kendisi Alman akılcılığının kurucusu.

Savaş sonrasında Almanya, yüzden fazla devletçiğe bölünmüştü (pek çoğu şehir devletiydi). Montesqueu, tam da Leibniz'ın yaşadığı çağda, İran Mektupları adlı romanında, Alman prensliklerinin bu durumuyla alay eder. Bazılarının vatandaş sayısı, İran şahını hareminden küçük der. Almanya, özellikle göçlerden dolayı nüfusunun üçte birinden fazlasını kaybetmişti. Leibniz ise, Fransa ile Osmanlı devletini savaştırmak için uğraşıyordu.

Zira çok zayıflamış Alman devletinin (Kutsal Roma İmparatorluğu) işgal edilmesinden korkuyordu. Almanya'yı birleştiren asıl çalışması, mezhepleri felsefe ve mantık çerçevesindeki ilkelerde birleştirme çabaları oldu. Yazının başında da anlattığım gibi 1648'den itibaren din adamlarının, özellikle okur-yazar ya da aydın sınıf üzerindeki etkisi iyice azalmıştı. Sonuçta insanlar dini ve tanrıyı kendi zihinlerinde yorumlayıp, gerçeği görme çabasında Leibniz'ın felsefesi önemli bir adımdı.

Hem Katolik, hem de Protestan din adamlarına bir karşı çıkıştı. O yıllarda Papalık, uluslar arası politikadan çekilmiş de olsa, Engizisyon mahkemeleri halen etkiliydi. Luther, akıl şeytanın metresidir diyordu. Calvin ise, Tanrı benim diye buyurmuştu. Yani Leibniz ve dönemin aydınlanma felsefesi, bağnazlığa karşı top yekün bir savaştı. Leibniz'le başlayan Alman akılcı felsefesi ise, din ile parçalana ulusu, akıl ile birleştirme çabasıydı.

Sinan Kemal
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Felsefenin Almanya'yı Birleştirmesi 1-Leibniz - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 09 Jun 2021 18:25:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/felsefenin-almanyayi-birlestirmesi-1-leibniz-230642-20221117.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/felsefenin-almanyayi-birlestirmesi-1-leibniz-230642-20221117.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/felsefenin-almanyayi-birlestirmesi-1-leibniz-230642-20221117.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Masaüstünden Silinmeyen Dosyaları Silme]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-masaustunden-silinmeyen-dosyalari-silme-21059.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-masaustunden-silinmeyen-dosyalari-silme-21059.html</link>
                    <description><![CDATA[Masaüstünden Silinmeyen Dosyaları Silme (Programsız)
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bu makalemde sizlere benim de 10 gündür uğraştığım, ancak bir türlü çare bulamadığım masaüstündeki silinemeyen pdf dosyasını silme yöntemini göstereceğim. Masaüstünden Silinmeyen Dosyaları Silme (Programsız) olarak nasıl yapılır. Hatta 2-3 saniye içinde nasıl silinir bunu öğreneceksiniz. Bu konuyu yazma sebebim gerçekten bu vereceğim basit metod dışında başka bir çözüm olmayışıdır. Bu yüzden bu bilgiyi okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

Masaüstünden Silinmeyen Dosyaları Silme (Programsız)

Bu işlem aslında o kadar basit ki, beraberce yaptığımız an ben neler denedim bir türlü olmadı. Hayret bir şey diyeceksiniz. Öncelikle sileceğimiz pdf dosyası veya silemediğiniz farklı dosya üzerinde sağ tuş yapıp arşive ekle diyoruz. Alttaki resime bakabilirsiniz.

İşte bütün sır bu adımdan sonra başlıyor. Ama bu durumu da tek tuşla 1 saniyede çözebiliyoruz. Hemen yazıyorum Arşive ekle dediğimiz anda aşağıdaki resim açılıyor. Burada işaretlediğim alana tık koyuyoruz. Yani ”Arşivleme sonrasında dosyaları sil”. İşte hepsi bu kadar :). Bu işareti koyup Tamam dediğiniz anda silinemeyen dosyayı sistem anında çöpe atıyor.&nbsp;&nbsp;

Ardından da bu işlem sonrası oluşacak sıkıştırılmış klasörü de normal yoldan çöpe taşı dediğimiz an tüm işlemler bitiyor. Ne yaparsanız yapın silemediğiniz dosya sadece 2-3 saniye içinde kalıcı olarak silinmiş oluyor. Yine de&nbsp;Silinmeyen Dosyalar Nasıl Silinir&nbsp;diyorsanız yani yapamayan arkadaşlar varsa, konu altından yorum yazarlarsa yardımcı olacağım. Masaüstündeki pdf dosyası silinmiyor diyorsanız bu konu ile ilgili&nbsp;video‘da çekebilirim.

Selçuk Softa Kaynak: Medya Dergisi - https://medyadergisi.com/masaustunden-silinmeyen-dosyalari-silme-programsiz/ &nbsp; &nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Masaüstünden Silinmeyen Dosyaları Silme - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 06 Jun 2021 14:32:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/masaustunden-silinmeyen-dosyalari-silme-230955-20221117.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/masaustunden-silinmeyen-dosyalari-silme-230955-20221117.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/masaustunden-silinmeyen-dosyalari-silme-230955-20221117.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yorulmayan Tohum Olmak!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-yorulmayan-tohum-olmak-17241.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-yorulmayan-tohum-olmak-17241.html</link>
                    <description><![CDATA[Hindistan'da, tohumlar toprağa ekileceği zaman köylüler şöyle dua ederlermiş; " Yorulmak bilmeyen tohum ol" Tohumun geçmişten bu güne süregelen mücadelesini ne güzel özetliyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yorulmayan tohum olmak, polenlerle, rüzgarla, kurtlarla, kuşlarla, göçlerle dünyanın her yerine aynı bereketle ulaşmaktır.

Yorulmayan tohum olmak, her türlü zorluğa direnmek, her şartta üremek için mücadele etmektir. Yorulmayan tohum olmak, yüz yıllardır hiç yorulmadan, tükenmeden insanlığı doyurmaktır. Yorulmayan tohum olmak, alıştığı toprakların özüne sahip olmak, o toprakların geçmişini genlerinde taşımaktır.

Yerel-atalık tohumların bitmeyen enerjisi hepimize örnek olmalıdır.

Biz de mücadelemiz de "yorulmak bilmeyen tohumlar" kadar kararlıyız.

Yorulmak bilmeyen tohumları, Yorulmak bilmeyen çocuklara, gençlere bırakmak için mücadele ediyoruz. Tohumun azmi ve direnciyle ilerliyoruz. Tam bağımsızlık ilkesiyle, Atatürk Orman Çiftliğinin kuruluş ilkelerini örnek alıyoruz.

Bir Avuç Tohum Bir Ömür Bağımsızlıktır.

Ebru Oğuzhan Yeter
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Yorulmayan Tohum Olmak! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 31 May 2021 19:35:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/yorulmayan-tohum-olmak.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/yorulmayan-tohum-olmak.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/yorulmayan-tohum-olmak.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Dünya Arı Günü]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-dunya-ari-gunu-17123.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-dunya-ari-gunu-17123.html</link>
                    <description><![CDATA[Arılar, Hindistan'da aşk tanrısı Kama'nın vızıldayan yayı olarak karşımıza çıkarlar.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Antik dünyada arı sürüleri genellikle savaş, kuraklık, sel ve benzeri büyük olayların alameti olarak kabul edilmişler. Çicero'ya göre, henüz kundakta bir bebekken Platon'un dudaklarına konan bir arı sürüsü, onun bilgeliğini müjdelemiştir." ( Arıların Bildikleri kitabından ) Asırlar sonra, bizde de imamlar, "arılar bal versin" diye duaya çıkıyorlar...

Oysa arıların Duaya değil Doğaya ihtiyaçları vardır. Arıların, sevdikleri çiçeklerle dolu bir bahçede, enerjisi hiç tükenmez.?? Arıların ihtiyacı olan su, güneş, üzerinde dans ettikleri, muhteşem kokular yayan çiçekler ve bitkilerdir. Vızıltılarının coşkulu olması, doğanın onlara cömertçe sunduklarındandır. Yazın güzelliği doyurur onları, çiçekler daha çok döllensin diye hiç durmadan çalışırlar. Doğa, insan olmadan da yaşar ancak insan, arılar olmadan yaşayamaz.

Tükettiğimiz her gıdada arıların ayak izi, kanatlarının tatlı yeli vardır. Çiçekler arısız, arılar çiçeksiz her ikisi de susuz yaşayamaz.? Bir darı, bir çiçek, bir arı, doğayı hem doyurur hem coşturur.? Sadece, hayatta kalmak, bal yapmak için değil bizim yaşamamız için de çırpılır o kanatlar Her çiçeğin gönlünü alsalar da bilirler en çok hangisinin sevildiğini. Uzun yollar aşıp, kısa ömürlerine binlerce kovan sığdırırlar. Her ekinin, her çiçeğin, her yabani bitkinin çoğalması doğada ki üreme dengesinin devamlılığı için arılara muhtacız.

30 Mayıs, Dünya Arı Günü olarak kutlanıyor.

Arıların sevdiği ürünlerin hasadı, tozlaşmanın artması, bal üretimine verilen emek, hiç yorulmadan kanatlar, dayanışma içinde ki arılar... Doğanın en çalışkan, en üretken ve en yararlı canlılarının farkına varma günü... Arı varsa, yaşam daha tatlıdır.

Ebru Oğuzhan Yeter
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Dünya Arı Günü - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 19 May 2021 20:26:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/dunya-ari-gunu-224720-20240227.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/dunya-ari-gunu-224720-20240227.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/dunya-ari-gunu-224720-20240227.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Edebi Söyleşilerinden Örnekler, Görüşler]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.habergalerisi.com/haber-edebi-soylesilerinden-ornekler-gorusler-17035.html</guid>
                    <link>https://www.habergalerisi.com/haber-edebi-soylesilerinden-ornekler-gorusler-17035.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Çağının sorunlarını biliyorsan sanatçısın, değilsen ne ozan ne sanatçı ne de insansın.

(Tahsin Saraç)

Sınıflarını edebiyat derslerinin kazandırdığı itibarla geçtiğini söyler Yakup Kadri Karaosmanoğlu. (Dünkü ve Bugünkü Edebiyatçılarımız Konuşuyor, Varlık Yayınları, 1976, s. 9)

Her şey edebiyatı sevmekle başlar diyor Ahmet Hamdi Tanpınar ve ekliyor “Gençlere verecek tek nasihatim, bir jurnal (günlük) tutmalarıdır. İnsan her şeyi kendinden, hayatından çıkarır.” (s .53)

“Dışarıya kapalı bir dille yazıyoruz (…) Bizim en büyük sorunumuz kendimizi beğenmememiz, okumamamız. (… ) Gençler iki büyük madeni buldular: Halkın Dili ve Halkın Kendisi. “ (Ahmet Hamdi Tanpınar)

Toplumun yarınına karıncalar gibi çöp taşımakla mutluyum.” (s. 89) diyor Fazıl Hüsnü Dağlarca ve ekliyor “Dile, toplum sorunlarına bütün eli kalem tutanların eğilmelerini isterdim. “(s. 91)

“Politika dışı kalmak, Fransızca deyimiyle apolitik bir varlık olmak insanın elinde değildir. Bu bakımdan her yazar her ozan gibi, geniş anlamda ben de politikanın içindeyim. “ (Oktay Rifat)

“Ozanın dili, kişiliği demektir.” (Melih Cevdet Anday)

“Her yeni şiir derinlerdeki içgüdülerin, tutkuların yeni biçimlerde verilişidir.”(s. 121) diyor Behçet Necatigil ve ekliyor “Önemli olan şairler değil, şiirler.” (s. 125)

“Soyut devimsiz olandır. Evrense baş döndürücü bir devim içinde. Her şey geçip gidiyor.” (Orhan Hançerlioğlu)

“Her sanat, alıcısını da elbette kendisi yetiştirir.”(s. 142) diyor Cahit Külebi ve ekliyor “Doğuda, hele bizde ozanlar her zaman boldur. Sıkıntılarını şiirle anlatmak isteyenlerin sayısı azaldıkça; buna karşılık, şiiri yazmadan da sevenlerin sayısı arttıkça, o ölçü kadar bizde kendimizi Batılılaşma yolunda ilerlemiş sayabiliriz. Elbette ki bu durum kendiliğinden gerçekleşemez. Her alanda olduğu gibi, işin temeli eğitim düzeyimizin yükselmesine bağlıdır.” (s. 143)

“Şiir edebiyatın özüdür. Benim için nerde bir roman, öykü, oyun ya da deneme varsa orda bir şiir sorunu da vardır.” (s. 155) diyor Sabahattin Kudret Aksal) ve ekliyor “Yaygındır şiir, vardığı sonuç yönünden yaygındır. “ (s. 156)

“Batının üç dört yüzyılda yaşadığı bir şiir serüvenini biz bir yüzyıldan daha kısa bir süre içinde yaşayıvermişizdir. Geliştirmeden, iyice içimize sindirmeden yaşamış, tüketmeden bırakıvermişizdir.“ (Sabahattin Kudret Aksal)

Şiddet ve acıklı karakterlerin kesin hatlarla çizilmiş olduğu konuların kötü edebiyat denilen şeye dâhil olduğunu ifade eden Oktay Akbal, “Öyle sanırım ki, en büyük sanatçılar bile hayatları boyunca en başarılı eserlerini veremediklerinden şikâyet edip durmuşlardır.” (s. 175) diyor.

“Kemal Tahir Bey Batı’dan kültür emperyalizmi olarak üstümüze çöken üstyapı kopyacılığına karşı direkt olarak halkla bağlantılı olmayı, Selçuklu olsun, Osmanlı olsun, hepsini batıdan gelene yeğlemeyi öneriyor. Ben, geçmişten elimizde kalanı değerlendirmek konusunda onlara katılıyorum ama ulusal ve yeni bileşimi yapmak için bu malzemenin yeterli olduğuna inanmıyorum.” (s. 194) diyen Attila İlhan, batıdan alacağımız pozitif kafanın elimizdeki ulusal malzemeyi değerlendirme olanağı sağlayacağına inandığını belirtiyor.

Dili hep araç bilip özene bezene kullanmayı yeğleyenlerden olduğunu belirten Metin Eloğlu, “Her ‘gerçek’ etkiler kişiyi; bu etkilenişler yeni bir ‘gerçek’e dönüşürken de en doğru çizgisini kendi çizer.” (s. 212) diyor ve ekliyor “Ozan şiirle savaşamaz; tüm boğuşmaları kendisiyle, gerçek Ben’iyledir. Dil’i zorluyorsa, imgeleri şımartıyorsa, ses tellerini dikenliyorsa, o kavganın buyruğuyla oluyor bu; ‘Şairâne işgüzarlık’tan değil...” (s. 215)

“Şiirin hammaddesi sözcüklerdir. Bununla birlikte, çoğu öznel durum ve deneyleri anlatmakta dil epeyce yoksuldur.” (s. 219) diyen Osman Türkay, “Bu dil yoksulluğu içinde şiir, gene de sözcüklerin anlatamayacağı bir evren kurar, tıpkı müzik gibi.” (s. 220) diye de ekliyor.

Türkay’ın açıklamasına göre duygu ve aklın birlikteliğini en uygun ifade eden biçim, şiir...

Şairin işinin soyutu somutlamak olduğunu belirten Edip Cansever, “kısaca, şiirsel sözün yaşamdaki yerini bulmasını sağlamak” (s. 228) diye ekliyor.

“Çağındaki sorunların bilincindeysen çağının sanatçısısın, yok eğer, insanlık onurunun kurtarılması savaşında gencecikler başak gibi biçilirken, sen şiirinde ince dizersen, çağ dışı kalmışsın demektir; dolayısıyla ne ozan, ne sanatçı, ne de insansın.” diyor Tahsin Saraç (s.242)

Özdemir Asaf 1978 yılında yayımladığı Yalnızlık Paylaşılmaz’daki şiirlerinde yalnızlık teması işler. Şiirle özdeyişin yine iç içe olduğu görülür. Ne var ki, artık özdeyiş şiirdeki öz duygu ile bütünleşmiştir. Şair, kitaba “Her insanın bir öyküsü vardır, ama her insanın bir şiiri yoktur” diye başlamaktadır.

“Şiirin karşısında çaresiz ve zavallı bir düşkündür şair; bir cüzzamlı!.. Şairin belleğindeki yara bir türlü kabuk bağlamaz, zamanın irini sızar durur yüzlerine” diyor Osman Hakan A. (Şiir Hangi Sözcüklerle Yazılmalı ki, Halil Korkmaz, Yön Yayıncılık, 1993, s.12)

Osman Hakan A., “Tarih ve toplumun özüne yerleştirdiği şiiri, bir “Bayram” ve “Mutlak zamanın tortusu” olarak adlandırır Octavia Paz.”diyor. Hippocrates’in şu sözünü de anımsatıyor, “Sanat sonsuz, hayat kısa”dır. (s. 10)

Şairlerin yazmadıkları şiiri aradığını belirtir Sunay Akın. “Çünkü şairin en güzel şiiri henüz yazmamış olduğu şiiridir!” (s. 14)

İlk Nobel - Ödüllü Meksikalı, evrensel şair-düşünür-romancı Octavia Paz’ın dediklerini anımsatan Sunay Akın da, “Octavio Paz, tek bir şiirin varlığından sözedilemeyeceğini, her şairin yazdığı ayrı ayrı şiirlerin olduğunu söyler.” (s. 14) diyerek, ayrı ayrı şiirlerin tek bir şiirden daha önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Ve “12 Eylül sonrasında kitap okuyan insanlar topluma yazı dışı insanlar tarafından ‘yasa dışı’ olarak tanıtılmadı mı?” (s. 14) diye soruyordu Akın.

Şairler bize lâzım ve onlar genç ölmemeliydi; 12 Eylül’ün yasadışı ilan ettiklerini aramıyor mu insanlık şimdi?

Mutlu bir aşk mı düşlediğin
Açıkmavi bir mutluluk mu?

diye soruyor şair Hüseyin Alemdar bir şiirinde. (s. 20)

Ve herşeye

Yetişme duygusu. (Ataol Behramoğlu)

&nbsp;

dizesi için “Yine bizim kuşağı ve sonrakilere özetler” diyen Ataol Behramoğlu, “Ne Yağmur… Ne Şiirler…” adlı şiirindeki “Hayatımızın kanadığını görmüyor musun” dizesi için de, “60’lı yılların militan gençliğine ve bir sonrakilere ağıt.” (s. 33) diyor ve ekliyor: “Kanımızla Yazılmıştır Hayatın destanı.”

“Şiir umuttur.” diyor Nevzat Çelik, “Belleksiz insan yenilir! Şiir de!” (s. 51-s. 53)

Susmak

İlk şiir

Şiir-

İkinci ağlayıştır. (Kubilay Köseoğlu)

Kubilay Köseoğlu “Aşk, gizlerimizin, bir başkasının gizleriyle gizlice buluşmasıdır.” (s.92) diyor belki de Jean Paul Sartre’ye öykünerek . Sartre, Bulantı adlı romanda, “Aşk; iki insanın bilinçlerini birleştirme çabasıdır. Boşuna bir çaba, çünkü insan kendi bilincine mahkûmdur.” der.

“İki fırtınanın tam ortasındaki uçurumda doğuyor şiir.” (s.92) diyerek ekliyor Köseoğlu:

“Bilgeler, peygamberler, filozoflar, şairler, bilginler…

“Önceden gören sonraya kalan insanlar…

“Kartal görkemiyle yalnız gökyüzünde, kanatları güneşe dokunsa da.” (s. 95)

Ya şiir, neyi değiştirir, bilincin

Andacı olmazsa bize. (Mustafa Köz)

&nbsp;

Marks’ın “Yaşamımızı belirleyen, bilincimiz değil; bilincimizi belirleyen, yaşamın kendisidir” sözünü anımsatan Mustafa Köz, ““Şiir, yaşamın orijinidir. Tek sözcük bile yaşanana denk düşer çoğu zaman.” diyor. (s. 99)

Şiir eylemin önünde gider ama duyarlılıklarımızı bilince dönüştürmek gerekir diyor şair Mustafa Köz ve ekliyor: “Bilince dönüşmeyen sayıklamalar, mırıldanmalar ise şiir değil, ‘karınca duası’dır”. (s. 99)

Şiirlerinde hep sevda, umut ve arkadaşlığı aradığını belirten Cahit Külebi sevmekten ve yoksunluktan yana şiir yazmasını şiirinin karakteristiğine bağlar.

“Şiir kahve içmez, cinayet işler. “ (Özkan Mert)

“Çünkü şiir dünyaya bir sataşmadır.” diyor Özkan Mert. (s. 108)

“Evet bir çağsonu estetiğiyle kirli sularda yüzüyoruz. Her şey geçti… Dostluk, aşk, gelecek, tatlı sohbetler…” diyen Lale Müldür “aşkın nasıl bir şey olduğunu” anımsamamızı da istiyor. (s. 110)

“Şairin eylemi zaman-dışı’dır. Her şair sadece bulunduğu an’a ait değil, bununla beraber, geçmişe ve geleceğe aittir.” (Hasan Öztoprak)

Her şiirin sonunda bir çığlıktır beklenen (Sennur Sezer)

Sennur Sezer, “Ne kaldı sizden, insanlardan, aşktan, şiirden… Arıyorum. Sesinizi duyamıyorum. Afişler, reklamlar, sağır bir duvarlar dizisi örtüyor. Şiirin üstünü de. Bu yüzden şiiri kazıyorum, biriktiriyorum. Arındırmaya çalışıyorum. Üstündeki küften, boş sözlerden özentiden.” diyor (s. 129) ve ekliyor:

“Bir senaryoyu yaşıyor gibiyiz: Üret, tüket, üret… Suratını değiştir, elbiseni, papucunu, yürümeni. Ama yaşaman aynı kalsın. Gök daralsın. Soluğunu tut. Modası geçti insan olmanın. Ekrana bak. Televizyonun ekranına. Bilgisayarın ekranına. Yanıt orada. Çözüm orada. İnsan yüzü yok. Yasak.

“Ben aşkı düşünüyorum. İnsanı vareden olguyu. Tırnaklarımla kazıyarak çevremizi saran karanlığı. Yaşasın diye bir sap papatya, bir kök karanfil, bir çocuk sesi. Soruyorum, ne kaldı geriye bunca yaşanandan?” (Sennur Sezer)

“Şiir çaredir, çaresizlik gibi de yaşanır.” (Afşar Timuçin)

“Çokları aşk diye yalanı yaşadı. Oysa bizim her tutkumuzda yer yerinden oynardı.” (s. 133) diyen Afşar Timuçin, “İnsan tek başına hiçtir. İnsan bir başkasıyla bir olduğu, başkalarıyla yanyana geldiği ölçüde insandır” diye de ekliyor. (s. 134)

“Devlerle cüceler aynı şeydir. Önemli olan insan boyutlarında olmak. Gerçek düşünce ve gerçek sanat insan boyutlarındadır. Duyguları, düşünceleri, çabayı, amacı bölüşebildiğimiz ölçüde insanız. İnsan bölüştükçe insanlaşır, kendinden verdikçe. “ (Afşar Timuçin)

“Şair, dünyadan hiçbir şey beklemeden dünyayı sonuna kadar yaşayabilen böylece de sonuna kadar ölebilen kişidir.” diyor Mehmet Yaşın. (s. 140)

Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif’in hayattayken yayımlanan tek şiir kitabıdır. Ahmed Arif bu yapıtıyla toplumcu-gerçekçi şiirimizde büyük bir iz bırakmış, edebiyatımızın unutulmaz şairleri arasına girmeyi başarmıştı. 1968’de ilk baskısını Bilgi Yayınevi’nin yaptığı kitap farklı yayınevleri tarafından da defalarca basıldı.

Belinde Diyarbekir kuşağı
Zulasında kimbilir hangi hınç, hangi mısra
Yürür namus bildiği yolda...
Yürür yine de yalınayak ve
ayakları yanarak. (Ahmed Arif)

Ahmed Arif, “Ben şiirleri bekletirim. Mesela şimdi 20 yıldır hiç dokunamadığım şiir var. Öyle kalsın. Damıtılsın. Bir yere takılmışımdır. Oraya layık, oraya yakışan bir bölüm buluncaya kadar beklesin. Çünkü başı sonu iyi, arada bir yer sıradan, esnaf işi olmasın. Ben buna çok saygı duyarım.” (Ahmed Arif Anlatıyor Kalbim Dinamit Kuyusu, Refik Durbaş, Piya Kitaplığı, 1997, s. 23)

“Otuzüç Kurşun”u bir ağıt olarak yazdım. Bugün de öyle düşünüyorum. Klasik ağıt. Bizim Türkçemizde sözlü ağıtlar var ya, şivan. Öyle kaleme aldım. Yayımlayacağım filan hiçbir zaman aklıma gelmedi.” (s. 27)

“Madem öyle, kitabımın adı ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’ olsun dedim.

“Kimin hasretiyle’ diyorlar. (… ) Tabii sevgili de var bunun içinde. (…) Ama bunun yanında bizim halkımızın mutluluğu, gelecek bakımından güvenli bir hayata kavuşmasının hasreti de olacaktır.“ (s. 73)

İki yaprak arasında kıyılmış
Bir parçası var kalbimin
İncecik, ak kağıtlara sarılır,
Dar vakit yanar da verir kendini,
Dostun susan dudağına… (Ahmed Arif)

“Önce şiir vardı. Her şey şiirden doğdu… Bu dünya şiirsiz yaratılmış olamaz. İnsanoğlu şiirle konuştu ilk kez. Şiir yazmak için yarattı ilk sözcükleri… Bu yüzden ozanlar bir çeşit evliya, ermiş, peygamber sayılmışlardır eski zamanlarda. Bugün bile gerçek ozanlar toplumların öncüsü sözcüsü, yol göstericisi oluyorsa bunu, şiirin evrensel diline, gücüne borçludurlar… Onlar insanlık ulusunun, bir gün er geç kurulacak o büyük, tek ulusun, tek toplumun öncüleridir.”(Önce Şiir Vardı, Oktay Akbal, Adam Yayıncılık, 1982, s. 7)

Şair ve çevirmen Erdoğan Alkan, Arthur Rimbaud'nun yaşamı, sanatı ve tüm şiirlerini incelediği Ateş Hırsızı (Broy Yayınları, 1993) adında bir biyografik kitap yayınlamıştı. Alkan, şiir akımlarını ve şiirin temel konularını ele aldığı önemli bir yapıta daha imza atar: Şiir Sanatı. Kitapta, Rimbaud’nun şair Paul Demeny’ye yazdığı mektuba da yer verir. Rimbaud, Demeny’ye şiir hakkındaki düşüncelerini şu sözlerle ifade etmektedir:

“Bilici olmak, görülmezi gören olmak gerekir diyorum. Tüm duyuları uzun süre, sonsuzca ve bilinçle bozup değiştirerek kendini bilici, görülmezi gören kılar ozan. Sevginin, acının, çılgınlığın bütün biçimlerini bozup değiştirmekle kendini bilici kılar; tüm ağuları kendi arar, onları kendinde tüketir ve bunların ancak özünü alıkor. Dille anlatılmaz bir kıyınçtır ki bu, burada ozanın artık büyük bir inanca, tam insanüstü bir güce gereksinimi vardır, bu acıda ozan ayrıca herkes arasında büyük hasta, büyük cani, büyük lanetli olur, -ve de yüce Bilgin! ... Demek ozan gerçekten ateş hırsızıdır.” (Şiir Sanatı Erdoğan Alkan, Yön Yayıncılık, 1995, s. 154)

Derleyen: TAMER UYSAL ]]> </content:encoded><category domain="https://www.habergalerisi.com/yazarlar-haberleri">Yazarlar</category><dc:creator><![CDATA[Edebi Söyleşilerinden Örnekler, Görüşler - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 15 May 2021 11:12:41 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/Edebi-Soylesilerinden-ornekler-Gorusler.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/Edebi-Soylesilerinden-ornekler-Gorusler.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.habergalerisi.com/images/haber/Edebi-Soylesilerinden-ornekler-Gorusler.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item></channel></rss>