Haber Galerisi

Geriye Göçün Hikayesi

01 Kasım 2018 - 10:35 'de eklendi ve 510 kez görüntülendi.
Geriye Göçün Hikayesi

Geriye Göçün Hikayesi

Ardahan Göle’de Allahu Ekber dağlarının eteklerinde küçük bir köy.

Başından, yaz-kış kar eksik olmayan dağları, yemyeşil ovaları, akan çayları ile çocukluğumdan kalan ve hatırımdan hiç silinmeyen bir tablo.

At arabalarıyla, kağnılarla çıkılan yayla yolları, koyunların, ineklerin , çocuklara karışan coşkulu sesleri, Ağustos ayında yediğimiz karın tadı, arpa ekmeği, koyun yoğurdu, harman zamanı, ambarlara doldurulan tohumluk buğdaylar, derede yıkanan çamaşırlar, küplere doldurulan içme suları, kana kana su içtiğimiz köy çeşmeleri artık anılarımızda kaldı.

Kaybolan bir çok değerin, alışkanlığın, yaşam tarzının yanında hiç kaybolmayan, inatla hayata tutunan tek şey buğdaylarımız.

Buğday, yaşama tutunmaya çalışan, geçmişine toprağına en bağlı, en inatçı en vatansever canlıdır.

Soyunu sürdürme, insanlığı doyurma özleminden başka derdi yoktur.

Buğday çeşitleri dünya da azalsa da, Anadolu’dan dünyanın her yerine yayılan en güçlü tohum olma ünvanını hala taşımaktadır.

Çocukluğumda saçta kavrulan kırmızı buğdaylar vardı.

Kavurga denirdi, avuç avuç yerdik o zaman sadece lezzeti bizi ilgilendirse de şimdi sağlık açısından ne kadar değerli olduğunu öğreniyoruz.

Yuvarlak buğdaylarımız vardı iri taneli olduğu için bu buğdayları kuşlar yemezdi, ‘tombul buğday’ derlerdi.

Ayrıca nenelerimiz ‘’kuşyutmaz buday’’ da derlerdi.

Siyah arpamız vardı, ekmek yapılırdı, bira üretiminde kullanılmadığından gelir getirmediği için köylü üretmekten vazgeçince ne yazık ki soyu tükenmek üzere..

Ülkemizde binlerce buğday çeşidi varken şimdilerde bu sayı oldukça azalmış durumda.

Neyse ki memleketimin her yerinde ata buğdaylarına, ata tohumlarına sahip çıkan vatanseverler var.

Şimdilerde Kars’ta göçü geri döndüren önemli bir proje çığ gibi büyüyor.

Boğatepe köyünde, Peynir müzesini açan, köylü kadınları eğitimin ve sosyal yaşamın içine alarak bu işi baş tacı etmiş bir kahraman var, adı İlhan Koçulu Sahip çıktıkları şey sadece peynir değil, buğday çeşitleri, hayvancılık,sebze meyve üreticiliği, kadınların iş hayatında istihdam edilmesi, yöresine ait ne varsa her şeyi sahiplenmişler.

Atalık Kavılca buğdayının hem üretimi hem tohum olarak çoğalıp yaygınlaşması için çaba gösteriyorlar.

Ülkemizin neresinde, hangi buğday çeşitleri yetişiyor araştırıp o bölgede çoğalması için destek veriyorlar.

Yörenin ihtiyacı olan her ürünü yetiştirme mücadelesi ile örnek oluyorlar. Minik naylon seralar yapmışlar.

Domates bile yetiştiriyorlar. Küsmeye yüz tutan topraklarımızın yüzünü yeniden güldürüyorlar.

Asırlık buğdaylara sahip çıkıyorlar.

Siyah arpanın izini de sürüyorlar. Toprakları tohumla doyuruyorlar.

Bu projede en önemli unsur yine kadınlar. İmeceyi hayatlarının bir parçası yapmışlar.

İlhan Koçulu en çok kadınlara güveniyor. O da biliyor ki toprak da, kadın gibi anadır.

Eker, büyütür, çoğaltır ve paylaşır. Hayvancılığı da, tohum kadar, buğday kadar önemsiyorlar ve bölgenin hayvancılığını da geliştirme konusunda önemli girişimleri var.

Geriye göçün öncülüğünü de yapmışlar.

Zamanında büyük şehirlere gidenler, ata topraklarına geri dönmeye başlamışlar.

Doğal gübre kullanıyorlar, hayvancılığı yeniden canlandırmak, yaşatmak için her şeyi yapıyorlar.

Zor iklim şartlarına sahip olan bu bölge için çok önemli çalışmalar bunlar.

Biz memleketimizin bu güzelliklerinden sadece yazılanlardan haberdar oluyoruz.

Tatillerimizde Avrupa’lar da gezme planları yaparken, her yıl çeşitli ülkelerden gruplar halinde bu çalışmaları görmek, bu lezzetleri tatmak isteyen insanlar aileleri ile birlikte Kars’a geliyorlar.

Hem tarımı, hem doğayı, hem emek ve mücadeleyi, örgütlenmeyi bir arada görürken hem de tatil yapıp sağlıklı ürünlerin damaklarında kalan tadıyla bir daha gelmek üzere ülkelerine dönüyorlar.

Kars ‘ta ki bu mücadele bir çok tatil köyünün turizm diye yaptığı hizmetten daha kıymetli.

Çünkü gelen turist toprağımıza ayak basar basmaz, hem ülkemizi hem insanımızı hem de kültürümüzü dokunarak, yaşayarak ve tatilini yaparak öğreniyor.

Bizim kendi insanımıza, kendi toprağımıza, geleneklerimize, kültürümüze sahip çıkmamız gerekiyor.

Gitmesek de, görmesek de orada bir köy var, bir hikaye var, bir tohum var…

Hepsi bizim topraklarımıza ait, hepsi bizden biri, hepsi bizden bir parça…

Bu zor günlerde umutla dolmamızı sağlayan, atalık yerli tohumlara daha çok sahip çıkmamızın enerjisini bizlere aşılayan, böyle değerli vatanseverlere selam olsun..

Ebru Oğuzhan Yeter

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER