Haber Galerisi

Eğitimde Kız ve Din Meselesi Maçinli Kızın Türbanı 2

24 Eylül 2018 - 19:58 'de eklendi ve 227 kez görüntülendi.
Eğitimde Kız ve Din Meselesi Maçinli Kızın Türbanı 2

Eğitimde Kız ve Din Meselesi Maçinli Kızın Türbanı 2

Eğitimcilik herkesin heves ettiği ama çok az kişinin yaptığı bir iştir, bir de herkesin yapmayıp, yönetmek istediği.

Mesela müfettişlerin teftiş ettikleri öğretmenin sınıfı bir kere örnek ders anlatmaları gerekir ama hiç biri bunu yapmaz.

Arada bir öğrencilere gönüllü ders anlatmak zevklidir ama (ama kendinden önceki cümleyi yalanlar biliyorsunuz) ciddi bir öğretme faaliyeti, öğrencinin gelişim düzeyine göre gelişimine katkıda bulunmak, öğrenciye bir disiplin vermek, bir de bunları değerlendirerek öğrenciyi yönlendirip, yönetmek,  karmaşık ve zor bir iştir.

İktidarlar da eğitimle insanları yönetmek ister. Eğitimin bir amacı da devletin ideojisini halka aktarmaktır. Bu konuda felsefeci Louis Althauser’in çalışmaları meşhurdur. Ona göre sadece derslerin içeriği değil, törenler, bayramlar falan da buna dâhildir. Hatta dekorasyon bile bunun bir parçasıdır.

Bu eğitim, okulla sınırlı değildir.

Sinema filmleri, televizyon dizileri, şarkı sözleri hep halkı eğitme, terbiye etme araçlarıdır. Örneğin son yıllarda pek gişe de yapılmamasına rağmen cinli korku filmleri yapılması tesadüf değildir.

Din tüccarları Allah korkusundan çok, cin korkusundan para kazanır.

Bu ideolojik eğitim sadece din, vatan, millet ya da siyasi eğitim değildir, aynı zamanda erkek egemenliği kadınlara kabul ettirmenin de eğitimidir.

İslam dünyasının ilk kadın hâkimin, savcısını, valisini ve hatta dünyanın ilk savaş pilotunu yetiştiren Atatürkçülüğün bile erkek egemen yanı vardır. Cumhuriyetin ilk yıllarında ders kitaplarında kadınlar neredeyse sadece ev işi yaparken gösterilmiştir.

Temelde amaç kadınları iş hayatına katmak da olsa,  Atatürkçülük, kendi idealindeki ev hanımını yetiştirmek için de çabalamıştır. Kız meslek liseleri ve olgunlaştırma enstitüleri bunun için açılmıştır. Ortaokul müfredatlarını ev ekonomisi dersi koymuştur. (Biz orta okuldayken kızlar ayrı bir sınıfta ev ekonomisi, bizlerde ticaret bilgisi dersi görürdük)

Evlenilecek ideal kız yetiştirmek, kız meslek liselerinin ve şimdilerde çoktan kaldırılan kız teknik eğitim genel müdürlüğünün yönetmeliğinde bile vardı. Amaç üst düzey bürokrat ve subaylara, icabında kürkü dikecek, protokolü evinde misafir olarak ağırlayabilecek meziyetlerde gelinler yetiştirmekti.

Erkeklerin çalışan eş arayışına yönelmesi ve özellikle biçki-dikiş, örgü ve diğer giyim-tekstil ürünlerinde makineleşmelerin yaygınlaşması, kız meslek liselerinin sonu oldu. Bilgisayar bölümlerinden başlayarak, az da olsa önce endüstri meslek liselerine kız, sonra da kız meslek liselerine erkek öğrenci alınmaya başlandı.

Olay sadece giyim, çocuk gelişimi gibi bölümlere iş piyasasında rağbetin düşmesi de değildi. Birkaç yıl önce bize bizzat seminer veren bir milli eğitim uzmanının dediği gibi, karma olmayan eğitimin, akademik (üniversite sınavı) başarısını düşürmesi ve kız meslek liselerinin önünün serseriler için çekim merkezi olmasıydı.

Peki, o zaman neden bu iktidar şimdi karma eğitim aleyhine konuşup, bir de ha bire kız imam hatip açıyor, şimdi bu soruyu yanıtlamaya çalışalım.

Gayet basit, kendi insan tipini ve ideal kadın tipini oluşturmaya çalışıyor.

Azla yetinen, yoksulluğa alışkın erkekler ve bunlara itaat eden kadınlar. Yeni iktidar da, kendi ev kadınının prototipini çiziyor.

Gerçekte de bu türban halka erkek egemen değerler üzerinden pazarlandı. Türkiye’de pek çok kişinin dinden anladığı erkek egemenliktir. Seksenli ve doksanlı yıllarda türban, erkeklerin en hassas olduğu NAMUS üzerinden pazarlandı. AHLAK vurgusu sık sık yapıldı.  Muhafazakâr aileler, türbanlı gelin arayışına gitti.

Aradan bunca zaman içinde de türbanlılar bu edindikleri imajı harcadı. Önce tek tük park köşelerinde sevgilileri ile buluşan ergenler bu imajı tırpanlamaya başladı. Bazıları bunlar türbanlı deüli dedi, bazıları türbanlıların yüz karaları dedi.

Türban yaygınlaştıkça, böyle can sıkıcı görüntülere sıkça rastlandı ve olağanlaştı. İmajı asıl düşürense, televizyon yarışmaları ve evlenme programları oldu. Büyük darbeyi vuran da instagramdır. Her türlü modada geri kalmama çabası, türbanı demode etti.

İktidar da bunun farkında.

Gençler arasında yaygınlaşan ateizm, deizm ve tengricilik gibi akımların da farkında. Tedavi yöntemi ise seksenlerden, doksanlardan kalma; daha fazla din dersi, daha fazla imam hatip, daha fazla tarikat.

Bu yöntem doğru olsaydı zaten bu akımlar böyle yayılmazdı, hele de gençler arasında. Kız imam hatiplere gelince, onlar da kız meslek liselerinin akıbetine doğru ilerliyor.

Kız meslek liseleri gibi kendini Kazanova zanneden serserilerin buluşma mekânı olma yolunda hızla ilerliyor.

Yeni neslin değişen ahlak anlayışı ve öğretmenleri kırılan gücü de bunu tetikliyor. Bu nesilde herkesin sevgilisi var ve sırf sevgililer diye öğrencileri disipline veremiyorsun. Disipline versen bile, ceza vermek eskisi kadar kolay değil.

Sınıf öğretmeninin, okul rehber öğretmeninin (psikolojik danışman) ve çocuğun ailesinin falan fikrini almanız gerek. Kaldı ki kız ailelerin pek çoğu da çocuğuna bu konuda umduğunuzdan fazla hoş görülü çıkabiliyor.

Din eğitimini zayıflatan diğer bir etmende, ramazan vaizleri, daha doğrusu televaizler sayesinde dinin gayrı ciddileşmesi.

Önceleri ramazan ayında çıkan din adamları ya da ilahiyat profesörleri, bunu sabah programlarına ve youtube kanallarına taşımaya başladılar.

Ardından Yemen zırh taşı, yanmayan kefen,  peygamberi rüyada gösteren terlik gibi şeyler de bu gayrı ciddileşmeye katkıda bulunuyor. Akp’den önce din, ciddi bir konuydu. Ateistler bile din zerine ciddi konuşurdu.

Şimdi dindarlar bile ara ara din üzerine lakayt konuşuyor.

Bunlar biraz Adnan hocacılıkla başladı. O tutuklandıktan sonra evrimsel biyoloji aleyhine Yıldız Tilbe ve Nihat Doğan gibiler fikir beyan etmeye başladı.

Diğer bir gayrı ciddileşen ve değeri düşen kurum da tarikatlar. Artık daha ziyade mason localarına benzediler.

Nasıl ki masonluğun evrensel değerleri falan, masonların umurunda değildir, amaçları yakınları için torpil, zor zamanlarda üç kuruş borç ise (ki şu devirde de masonluk da kalmamıştır pek fazla ya), tarikatlar da benzer durumda.

Mesela özel hastanelerin tamamına yakını tarikatların elindedir. Hepsinin de afili ve genelde İngilizce adları vardır. Hemen hemen hiç türbanlı hemşire, doktor ve benzeri sağlıkçı çalıştırmazlar.

Daha ilginç olansa, bu tarikatların torpille devlet kurumlarına yerleştirdikleri kadın elemanların pek çoğunun türbanlı olması.

Gene bu tarikatlar özel okul işletirler, gene türbanlı öğretmenleri yoktur, üzerine de zorunlu saatlerin dışında din dersi seçmezler hatta sözcü, Cumhuriyet gibi gazetelere Atatürklü ilanlar verirler.

Din bu kadar hafiflemiş ve ucuzlamışken, insanların dine yönelmesini nasıl bekleyebilirler?

Doksanlarda İslamcılar muhalifken, tarikatların da, tarikat sermayesinin de, türbanlıların da, imam hatiplilerin de bir ciddiyeti, bir mağrurluğu vardı.

İktidara gelince bu kadar çabuk bozulmaları, o zaman da içlerinde bozukluk olduğunu gösterir.

Şimdi diyorlar ki türbanlı gösteriş yapamaz mı, tarikatlar türbansız eleman çalıştıramaz mı falan diye çemkiriyorlar.

O zaman da sorarım ben, o zaman neden bunu din adına istediniz?

Kuran iki adımda bir gösteriş yapmayın, paranızı Allah yolunda zekât ve sadaka için harcayın derken siz, gösteriş yaparsanız; peygamberin ağaç sevgisini bol bol anlatıp, sürekli ağaç katliamları yaparsanız; isterseniz herkesi ana karnında dini anlatın, dininiz inandırıcı olur mu?

Sinan Kemal

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER