Haber Galerisi

Tarih Bize Ne Anlatıyor

16 Eylül 2018 - 15:37 'de eklendi ve 388 kez görüntülendi.
Tarih Bize Ne Anlatıyor

Tarih Bize Ne Anlatıyor 3.yüzyılda, Kontans şehir yönetimini ele geçirdi. Ancak boğazda yapılan kazılarda, şehir tarihini 8 bin yıl geriye götüren buluntular ile karşılaştık.

Kurgan mezarlar, bir Türk geleneği. Bu son buluntular ışığında, kurgan mezar dışında bulunan kültür mirasları ise, işi yine Turan yani Türk kültürüne götürüyor.

Batı kaynaklı tarih, İstanbul’u sadece Kontans’a dayandırıyor. O nedenle şehir adının, Konstantinapolis olduğunu söylüyor ve kabul ediyorlar. TC kurulur kurulmaz, PTT kurduk.

O tarihe kadar, İstanbul’a yurt dışından gelen tüm mektuplar, Konstantinapolis olarak geliyordu.

Atatürk emir verdi. Konstantinapolis adresli tüm mektuplarda, bu ismin üzeri çizildi, İstanbul olarak düzeltme yapıldı ve geri gönderildi.

Bu durum yurt dışında öfke yarattı. Ama taviz verilmedi. Böylece tüm dünya artık İstanbul adını öğrenmiş oldu.

Konstans’a dönersek, 4.yüzyılda, Konstans’ı, Cizbitler işgal etti. İşgal yüz yıl sürdü. 4.yüzyılda, Hun Türkleri, Konstans hanedanı ile anlaştı ve şehri işgalden kurtardı.

O zamanda surlar vardı.

Hun sınırı, şehir surlarının hemen dışından başlıyor, Konstans sınırı ise sadece sur içini kapsıyordu.

4, 5, 6 ve 7.yüzyıllarda, artık Bizans olan bu şehirde, Hun modası hakimdi. Erkeklerin saç traşları, elbiseleri, Hun Türkleri ile aynı olmuştu. 7.yüzyılda, bu sefer kadınlarda, Türk modasına uymaya başladılar.

Hazar Türk hanedanının kızı, Çiçek Hatun, Bizans’a gelin gitmişti. Çiçek Hatun’un elbiseleri, bu elbiselerin kumaşlarının kalitesi ve çiçek desenleri, Bizans kadınlarının, aklını başından almıştı.

Çiçek Hatun’un oğlu, sonra imparator oldu. Konstantinapolis’te, bir Türk kadın ve bir Bizanslı kadın heykeli vardı. Oldukça büyük olan ve yan yana duran bu krom heykeller, 3.haçlı seferinde, haçlı orduları tarafından eritildi.

Aynı haçlı seferinde, bir dişi kurt tarafından emzirilen 2 erkek çocuk heykeli de, haçlı orduları tarafından eritildi.

O tarihlerde, orada yaşayan ve 3.haçlı seferinde ailesi ile birlikte kaçmak zorunda kalarak, İznik’e yerleşen Honaz’lı Niketas, kitabında öyle anlatıyor.

3.haçlı seferinde, Bizans yağmalandı. Tarih Bize Ne Anlatıyor

1200 lerin başında olan bu yağmadan sonra, şehir bir daha kendini toplayamadı.

Oysa 1.haçlı seferinde Bizans, haçlıya yardım etmiş ve beraber savaşmıştı. Ama Selçuklu, Eskişehir Dorlion zaferi ile bu seferi püskürmüştü.

2.haçlı seferine, Bizans ordusu katılmadı. 2.haçlı seferi için gelen alman ve fransızlar, bu seferi, haç yolcularının, yol ve köprü inşaatlarını yapmak için geldiklerini söylemişlerdi.

Bizans, haçlıya, bu gerekçe ile izin vermişti. En azından, Selçuklu’ya bildirdikleri mazeret buydu.

Ama bizzat Niketas, (Niketas 1100-1200 arası için ilk kaynak olarak kabul görür) şöyle anlatıyordu: köprü ve yol için gelenin yanında, kazma kürek olur.

Ama bunlar kılıç, bıçak, ok yay, tam tekmil zırhlılar, bunlar nasıl inşaat işçileri, diye soruyordu.

Ama bu soruyu, hiç kimse, haçlıya soramıyordu. Tarihi bir hata yapıyorlardı. Yılan bin yıl yaşamıyordu. Ama er ama geç kendisini görmezden geleni sokacaktı.

Haçlı seferlerinin tamamını Selçuklu durdurdu. Sadece 2.haçlı seferi hariç. Bu seferi, Acıpayam ovasında yaşayan Avşar boyu, tek başına durdurdu.

Yani bugün, tüm Denizli halkının, 2.haçlı seferini tek başına durdurduğunu söyleyebiliriz.

Selçuklu, Konya’dan yardıma gelemedi.

1146 Kasım ve 1147 Ocak aylarında, bugünkü adı Cankurtaran olan mevkiide, o zamanki adı Kazıkbeli olan yerde, 2 savaş yapıldı.

Haçlı yok edildi. Alman kralı orada öldü. Fransız kralı lui, canını zor kurtardı.

Efes üzerinden, Denizli’ye yürüyen haçlılar insan eti yiyorlardı. Çünkü papanın fetvası vardı. Türkler ile eller ile savaşılmalıydı.

Ama dişler ile savaşanlar, direk cennete giderdi. Buna inanıyorlardı. İnsan eti yediler.

Bizans ve Selçuklu halkı dehşete düşmüştü. Birbirlerine yardım ettiler. O zaman bir Bizans şehri olan Laodikya, haçlı Sarayköy’de yenilen Türk ordusuna kucak açmış ve yardım etmişti.

Türk’ler de, Laodikya halkına yardım etti. Zaten şehirde 200 bin Türkmen çadırı vardı.

Beraberce, şehri boşalttılar. Babadağ’a saklandılar. Haçlı ordusu Babadağ’ı çok aradı ama onlara ulaşamadı.

Hava ağır kıştı.

Laodikya içinde hiç yiyecek bırakmadılar. Hayvan leşi atarak tüm kuyuları zehirlediler.

Haçlı ordusu, boş ve hiç yiyecek olmayan bir şehirle karşılaştı. Ama yanlarında, yeterince insan eti vardı. Yine de, Acıpayam ovasında ulaşmak, oradan Antalya’ya geçmek ve gemiyle kudüse geçmek istiyorlardı.

İlk önce almanlar geldi. Hepsi Kazıkbeli’nde yok edildi. 2 ay sonra fransızlar 40 bin kişi geldi. Kazıkbeli’nde, tüm alman ordusunun leşlerini görünce dehşete düştüler.

1 gün geri çekildiler. Ertesi gün geçidi zorladılar.

Avşar boyu oradaydı. İzin vermedi.

Kral lui, bir büyük kaya üzerine tırmandı. Ağaç köklerine kayaya tırmandı hayatta kaldı. Bugün o kaya aynı yerinde duruyor.

Çanakkale, Malazgirt kadar önemli olan, Kazıkbeli’nde, bir anıt bulunmuyor.

Bugün, Cankurtaran’dan geçen herkesin, durması, saygı duruşu yapması, insan eti yiyen yaratıkları, yok eden Türk Milleti için, bir kez daha, bir kez daha, saygı duruşu yapması, bir El Fatiha okuması gerekiyor.

Peki bu anıtlar neden yapılmaz?

Kim bunu yapmaz? Öğrenemediler. Güneş, balçıkla sıvanmaz.

Haçlı seferleri işte böyle. Bugün bu haçlı seferlerini bize yanlış anlattılar, kültür alışverişi oldu vb.. diyen bir münafık iş başında.

16 Nisan da yetkiyi de aldı. Bu kişinin, aynı haçlı ordusuna dua ettiği haberlere internetten ulaşabilirsiniz.

Adına rte denen bu münafığın, bu haçlı seferlerine emir veren, … papa 10.inusensus heykeli önünde, diğer münafık gül ile, nasıl ve nelere imza attığının videolarını da görebilirsiniz.

Tüm siperler düşmüş, tüm kalelere girilmiş durumdadır…

Biz köle olmadık. Köle de kullanmadık. Atilla, Roma için köleliği yasakladı.

Oysa aynı Atilla, Roma devletini, barbar denen avrupa halklarına karşı koruyordu. Ama kölelik olmayınca, köle sömürüsüne dayanan roma çöktü.

Osmanlı, o zamana kadar, dünyada eşi olmayan toprak düzenini avrupada kurmuştu. Vergi yüzde elliden, yüzde ona düşmüştü.

Orta Asya Türk devletlerinde, Türk kültüründe herkes oy hakkına sahipti. 2000 koyunu olan ile, bir koyunu olanın oyları eşitti.

Kadınlar oy hakkına sahipti, çünkü savaşa katılırlardı. Hakan olmak için, baş üstünden kılıç geçmesi yeterli idi.

Yani saltanat yoktu.

Bizde, soylu, soysuz ayrımı yoktu. Ve ne zaman bu Türk geleneklerinden uzaklaştık, başımıza olmadık işler geldi.

Fatih enderun genelgesi gibi. Türk olmayacak, sünnetli olmayacak. Ve Çandarlı’ya yaptıkları. Ve yavuzun yaptıkları…

Bizim, kendimize yaptıklarımız veya onların, bize, biz ile yaptırdıkları…

Birde onlara bakalım. 2.dünya savaşı, kölelik, Mayalar, Kızılderililer, Vietnam, Kore, 1900 e kadar Çin, Hindistan, Irak, Suriye vb..

Benim anladığım şu : Güçlü bir Türk Milleti buna izin vermiyor. O nedenle bunların toptan hedefi, bizi güçsüz ve bağımlı kılmak.

O zaman, şu inanış doğrulanıyor. Türk, kendini, dünyaya adalet getirmekle görevli, budun anlayış ve inanışında, haklı oluyor.

İlave olarak eklemek gerekir. Bundan 5-10 yıl önce bir grup Alman, Acıpayam’a geldi.

Atalarının yaptıkları için, Acıpayam halkından özür dilediler. Aranırsa, internet üzerinden bulunabilir.

O zaman şu sonuç çıkmıyor mu? Derler ya, bir insanın gerçek niteliği, makam mertebe sahibi olunca ortaya çıkar.

Bugün emperyalist kapitalist deyip nefret ettiklerimiz yerine, biz güçlü olsa idik, demek farklı bir davranış sergileyecek idik.

Demek ki, sadece ilimde öne geçmek batı toplumunu, tam gelişmiş yapmıyor.

Tam gelişmiş olmak için, manende gelişmiş olmak gerekiyor.

Ve hatta manen zaten hep iyi olan Türk Milleti, aslında en gelişebilmiş toplum oluyor.

Eğer öyle değil ise, Seyit Onbaşı’yı nasıl açıklayabiliriz? Nasıl bir iman, o mermiyi kaldırabiliyor?

Ve nasıl bir iman, 8 yıl aralıksız savaştan sonra ancak evine dönebilen bir Kahramanın, evine girmesini engelliyor?

Neden sabahı bekliyor? Eşinin tekrar evlenmiş olabileceği ihtimaline, saygı duyuyor ve sabahı bekliyor ve köylüsünden eşinin evlenmediğini öğrenebilince, evine sesleniyor?

Oysa okuma yazma bilmez idik, peki bu ahlak, bu kültür nereden geliyor ?

Yani ahlak yeterli ise, her güçlüğü aşabiliriz, güçlüğü aşmakla kalmayıp, en üstün insani davranışları sergileyebiliriz.

Demek ki bizim önümüzdeki engeller, demir zincirler, tv, medya, işbirlikçilerin hiç biri aslında engel sayılmazlar. Ahlak. Biz kendimize bakmalıyız. Engel görmek istiyor isek, aynaya bakmalıyız.

Hangi nedenle, bendimizi yırtamıyor, enginlere sığmamak yerine, bir kaşık suda boğuluyoruz?

Muhtaç olduğumuz kudreti, sadece kendimizin engellediğini göremiyor, duyamıyor, anlayamıyoruz !

Ogün Uçak

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER