Haber Galerisi

Liyakat

01 Eylül 2018 - 21:08 'de eklendi ve 90 kez görüntülendi.
Liyakat

Liyakat

Attila (400-453) : “Gösterişli söylevler” ve “ikiyüzlü davranışlarla”, kendisini soylu Attila diyerek karşılayan Romalı soylulara, “ben sizinki gibi bir soyluluğu kabul etmiyorum, ancak soylu bir ulustan geldiğimi biliyorum”, demiş ve yalnızca bu söylemiyle bile Avrupalılarca hiç unutulmamıştı.

Kaynak : Kuramsal Aktarım Avrupa ve Türkler

Soylu soysuz ayrımını kabul etmeyen, liyakate önem veren Türk tipi yönetim sistemi, sanırım Attila dehasının kaynağını oluşturmuş olmalı.

1200 yıl süren Batı Roma’nın ekonomik kaynağı kölelik üstüne kuruluydu. Köle ekonomisi geçerliydi.

Attila bunu yasakladı ve Batı Roma çöktü.

Türk milletinin, köle olmayan, köle kullanmayan ve köle kullandırmayan tek millet olduğunu biliyoruz.

O zaman, insanlık tarihi ve yolculuğunda, 2 sistem var.

İlki köleci sistem, 2.cisi ise köle olmayan ve kullanmayan sistem.

Köle kullanan sistemin tekerine çomak sokan tek unsur, Türk milleti.

Bunu, henüz Türk’lük geleneklerinin kaybetmemiş olan, Osmanlı’da da görüyoruz.

Avrupa’ya götürdüğü toprak düzeninin, dünyada ona kadar eşi ve benzeri olmayan bir düzen olduğunu biliyoruz.

Osmanlı’nın 1850 yılında, dertleri ve yanlışları başından aşkın iken, tebaası olan Arap ülkelerinde köleliği yasakladığını, Arapların bu nedenle din elden gidiyor diye ayaklandıklarını da biliyoruz.

Köleci sisteme baktığımızda ise ne yazık ki bundan hiç vazgeçmediler.

Afrika kökenli insanların yaşadıklarını biliyoruz. Güney Amerika’da Anka ve Mayalara yapılanları, kuzey Amerika’da ise, Kızılderililere yapılanları biliyoruz.

Kendilerini soylu olarak gören bir sistem var. Bugün bunun adına küresel emperyalizm diyoruz.

Bu küresel sistemi yönetenler, soylu olma hastalığından vazgeçemiyorlar.

Tekere çomak sokma huyunu asla kaybetmeyen Türk Milleti’ni ise “kökü kazınması gereken bir kanser hücresi” olarak niteliyorlar.

Kendini aşırı soylu olarak gören bu sistemin başındakiler, kendi memleketlerinde, eğitim politikalarını da belirliyorlar.

İnsanlarını, çocukluktan itibaren bir Türk düşmanı olarak yetiştiriyorlar.

İnsanlık yolculuğu içinde hayatını sürdüren insanoğlu, aslında bu insanlık yolculuğuna yapılan en büyük kötülüğün, soylu-soysuz ayrımı olduğunu tam bilemiyor.

Liyakat’in, insanlık yolculuğu için en olmazsa olmaz değer olduğunun farkında değil.

O zaman şu sonuç ortaya çıkıyor. Liyakat olursa, tüm insanlık çok hızlı gelişir.

Olmaz ise, sadece birileri gelişir, insanlığın çoğunluğu ise mahvolur.

Bu nedenle, güçlü, bağımsız bir Türk milleti, kendini soylu görenlerin işine gelmiyor.

Onlar, normal insan olmak istemiyor. Yarışır gözükmek istiyor ama yarışa önden başlamak istiyor.

Türk milleti ise yarışa herkes aynı çizgiden başlamalı diye diretiyor ve hatta buna zorluyor.

Attila’yı o nedenle sevmezler, barbar derler. Biz kimin ne olduğunu biliyoruz.

Biz, hem içinde bulunduğumuz topluma, hem de süregelen insanlık yolculuğuna borçlu olduğumuzu biliyoruz.

Liyakat’in ancak ve ancak, Cumhuriyet ile varlığını koruyabileceğini ve gelişebileceğini de biliyoruz.

Biz, 1923 yılında kurulan Atatürk Türk Cumhuriyeti’nin, dünyada o ana kadar kurulan en eşsiz ve tüm insanların eşitliğine dayalı olarak kurulan ilk Cumhuriyet olduğunu da biliyoruz.

İnsanlık yolculuğuna tek borcumuz, liyakati var etmek, korumak ve geliştirmek olduğuna göre, yaşamımız süresince sergilediğimiz eylemlerde bizim bu yolculuktaki derecemizi belirliyor.

Bu beceri derecesi, bizim insan olmayı başarıp başaramadığımızı ya da beden olarak kalmayı seçip seçmediğimizi ortaya koyuyor.

Liyakat neden önemlidir ? Liyakatin sesi var mıdır?

Eğer varsa, bu ses mutlu bir ses midir ? Nasıl bir sestir ?

Attila’nın dehasının altındaki güç neydi ? Çünkü liyakat, insanın gerçek mutluluğa erişmesinin, olmazsa olmaz koşuludur.

Her koşulda eşitlik, fırsat eşitliği, hile hurda, soylu soysuz olmadan…

Ogün Uçak

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER