Haber Galerisi

Kilimanjaronun Zirvesinde

Tıpkı ‘’Alice harikalar diyarında’’ tavşanın Alice’e verdiği cevap gibi; nereye gideceğini biliyorsan hangi yoldan gittiğinin bir önemi yok!

08 Mart 2018 - 1:30 'de eklendi ve 821 kez görüntülendi.
Kilimanjaronun Zirvesinde

Kilimanjaronun Zirvesinde

Afrika’nın çatısı Kilimanjaro dağına tırmanmak gibi bir hayali olan kaç kişi vardır, o hayali gerçekleştirebilen kaç kişi vardır ?

Safari dönüşü, Moshi kasabasındayız, başımı gökyüzüne doğru çeviriyorum bulutların arasında bir görünüp bir kaybolan, eşsiz bir zirve.

Zirvenin sesini  duyar gibiyim! Beni çağırıyor; gel diyor adeta…

Aklım bir karış havada, gözlerimi o görkemli zirveden alamıyorum…

Ve beni çağıran o gizemli zirveye cevap veriyorum; bir gün elbet geleceğim diyorum.

2004 yılı sonu Tanzanya’dan Kilimanjaro dağına sadece elveda diyerek ayrılıyorum…

Kim bilir, ne zaman dönerim kara kıtaya…

2006 yılı hiç aklımda yokken, yeni bir iş sözleşmesi ile Tanzanya’ya düştü yolum.

Afrika’nın en güzel ülkesi, doğası ve kültürel yaşamı ile, her gidenin kalbinde kalan bir ülke burası.

Kilimanjaro’nun karlı zirvesine sözüm var, bu buluşmanın gerçekleşmesi için aylardır hem koşuyorum hem de bisikletin tepesinden inmiyorum, ruhumu ve bedenimi bu buluşma için hazırlıyorum, artık  yola çıkma zamanı…

Araştırdığım şirketlerden biri ile sonunda anlaşıyorum. Dağa tırmanabilmem için gerekli malzemelere ihtiyacım var.

Tanzanya’da ne bir botum, ne içlik, ne rüzgarlık, ne de başlığım dahi yok kısaca sıfır malzeme.

Tropikal bir iklimde yaşamaya başlayınca bot, mont, kazak vs hiçbir şeye ihtiyacınız olmuyor o yüzden gelirken ağırlık olmasın diye hiçbir dağ malzemesini yanımda getirmemiştim, sadece iki tane polar kazağım var o da yetmez.

Daha doğrusu bu fikrimi hayata geçirebileceğime, ilk başlarda kendim bile inanmamışım! Neyseki herşeyin bir çaresi var.

Eksik malzeme ile o zorlu dağa çıkılmaz o yüzden, şirkete ihtiyaçlarımı karşılayıp karşılayamayacağını soruyorum.

Maillerde herşey hazır, malzeme sorun değil diye cevap alıyorum. Hepsini kiralayabileceğimi söylüyorlar.

Yaşadığım Dar es Salaam şehrinde herhangi bir dağ malzemesi satın alabileceğim bir dükkan  yok, hele de o yıllarda ülkede hiçbir şey yok!

Dar es Salaam’den Moshi kasabasına  gidebilmem için yolcu otobüslerini araştırıyorum ‘’ Scandinavia Express’’ lüks otobüs firması diye yazıyor o yüzden rahat rahat seyehat edebilmek için bu firmayı seçiyorum.

Tam 500 km yol kat etmem gerek.

Artık yola çıkma vakti geldi…

Şehirler arası otobüs terminaline varıyorum, otobüs firmasını bulup aracın kalkış yerini öğreniyorum ve otobüsü bulur bulmaz dünyam yıkılıyor, çünkü bildiğin külüstür bir otobüs, hatta 20 km bile gitmez bu diyorum.

Mecburen biniyorum otobüse, otobüsün içi berbat kokuyor, koltuklar leş gibi.

Çantamdan büyük bir şal çıkartıp koltuğu komple kaplayacak şekilde örtüyorum ve böylece sırtımı arkama yaslayıp, başımı koltuğa dayayabiliyorum ve kitabımı elime alıp olumsuzluklardan kurtulmaya çalışıyorum

Yolcular otobüse bindi, koltuklar doldu ama hala birileri biniyor, anlamış değilim derken istiflenmiş otobüs yola çıkıyor…

Uzun ve berbat bir yolculuk yaklaşık 15 saat sürüyor…

‘’Landmark  Adventures Traking ‘’ Acenta yetkilileri beni Moshi otobüs terminalinden alıyor ve 1 gece konaklayacağım küçük ama temiz bir otele götürüyorlar.

Yarın sabah tırmanışa hazır olmak için dinlenmek ve uyumak istiyorum…

Ertesi sabah ‘’28 Kasım 2006’’ kahvaltı sonrası acentada buluşuyoruz.

Dağ için malzemelerin hazır olup olmadığını soruyorum; sizde malzeme yok mu diyor adam bana!

Yahu konuşmadık mı ? siz ayarlayacaktınız!

Haa tamam diyor; birini çağırıyor ve sen şimdi bu arkadaşla git seç diyor malzemeleri.

Tuhaf görünümlü Afrika’lının aracına biniyorum.

Baraka evlerin arasından geçip, köhne bir evin önünde duruyoruz.

Herşey çok ürkütücü, büyük bir cesaretle evden içeri giriyorum, adam koca bir çuval getiriyor ve önüme döküyor.

Çuvalın içinde ‘’ The North Face, Columbia,’’ aklınıza hangi marka gelirse dağcılık konusunda hepsine ait, mont, bere, eldiven, rüzgarlık kısacası herşey var içinde.

Giden dağcıların ya unuttuğu ya da taşımak istemediği birçok malzemeyi doldurmuşlar çuvala.

Bedenime uygun mont, kar maskesi, eldiven, rüzgarlık, dağ pantalonu neye ihtiyacım varsa seçip alıyorum köy sandığından, hatta yürüyüş batonu bile var .

Artık tek bir eksiğim var dağ botu, onu da dağın girişinden kiralayabilirsin diyor adam. Tekrar acentaya dönüyoruz.

Acenteya Dağ tırmanışım için bin Amerikan doları ödeme yapıyorum.

Dağda 5 gün boyunca bana rehberlik edecek olan rehberim Ramo, yiyeceğimiz yemeklerin malzemesini taşıyacak olan taşıyıcımız ayrıca aşçımız olacak bir kişi, toplam üç kişi yola çıkıyoruz…

Kilimanjaronun Zirvesinde

Taşıyıcılar gruplarla yürümüyor onlar daha önden yürüyerek kamp alanına varıp yorgun dağcılar için yemek pişiriyorlar.

Marangu köyü ‘’Marangu Doğal Parkı ‘’  giriş kapısından dağa tırmanış ücreti ve kayıt işlemlerini hallediyoruz.

Tüm malzemeler tartılıyor ve herşey kayıt altına alınıyor.

Kilimanjaro dağı ayrıca doğal park o yüzden bitkileri ve hayvanları ile de koruma altında.

UNESCO, 1987 yılında ‘’dünya doğa mirası’’ listesine almış Kilimanjaro Dağını ve eteklerini.

Son iş olarak girişte ayakkabı kiralanan yerden tam ayağıma göre sağlam ‘’salomon ‘’ marka bot buluyorum ve onunda ücretini ödeyerek tırmanışa hazır hale gelmiş oluyorum.

Kilimanjaro’ya 1860 ‘lı yıllarda başlamak üzere bir çok Alman dağcı tırmanmaya çalışmış ve çoğu başarasız olmuş.

Alman Coğrafyacı Hans Meyer birkaç denemeden sonra 1889 yılında arkadaşı Ludwig Purtscheller ile Kilimanjaro dağının en yüksek tepesi (5,895 m) olan ’’ Kibo’’ya varan ilk yabancı ünvanını alırlar.

Girişte Hans Meyer adına küçük bir anıt dikkat çekiyor.

Kilimanjaro dağı hala aktif olan Volkanik  bir dağdır, yaklaşık bir milyon yıl önce püskürdüğü biliniyor ve bu püskürmenin ardından farklı krater bölgeleri  farklı zirveler oluşturmuş.

Diğer zirveler “Mawenzi” 5200 m ve “Shira” 4900 m.

Kilimanjaro’nun  eteklerinden içeri giriyoruz…

Yağmur ormanları bizi karşılıyor ve hafif hafif yağmur yağmaya başlıyor.

Etrafta daha önce hiç görmediğim ağaç ve bitki türleri var.

Rehberim Ramo tüm bitkileri ve endemik çeşitliliği anlatmaya çalışıyor.’’ Erika ‘’ ağacı en belirgin ağaç türü.

Yaklaşık iki saat sonra öğlen yemegi için mola verip yola devam ediyoruz, ilk kamp alanımız 2720 m yüksekliğindeki ‘’Mandara kamp’’ alanı.

Kamp yerine varınca olağanüstü bir güzellik ve düzen içinde inşa edilmiş üçgen şeklindeki bungalov evleri görünce hem şaşırıyorum hem de Türkiye’deki dağlarda neden böylesine güzel bir kamp alanı olmadığını için için sorguluyorum.

Yol boyunca ormanın içinden geçtiğimiz patikalar öylesine özenle açılmışki, koca ağaçlar ise kollarını birbirine kavuşturarak patikaların üstünde adeta şemsiye görevi görmüş.

Oldukça sulak olan dağda bir çok pınar, küçük dereler ve akarsular var.

Hepsi birer tatlı su kaynağı, suyumuz bittikçe bu tertemiz, berrak dağ sularını kana kana içip, mataralarımızı da dolduruyoruz.

Suyun yoğun olduğu derelerin üstünde ahşaptan küçük, büyük kullanışlı ve estetik köprüler yapmışlar.

O yüzden ilk parkuru zahmetsizce geçiyoruz.

Kamp alanında herkes kalacağı yerlere yerleşiyor, her bungalovda üç kişilik yer var, yerden biraz yüksek uyku tulumunu serebileceğiniz bir alan ve geniş bir hareket alanı olan şirin bir dağ evi.

Dağa benim gibi tek başına tırmanan başka deli yok sanırım.

Tek başıma tırmandığım için mi, belki de kamp alanı yoğun olmadığı için bu şirin bungolovda tek başıma kalabilme şansına nail oluyorum.

Kilimanjaronun Zirvesinde

Tüm dağcıların toplanıp, yemek yiyebileceği, sohbet edip kitabını okuyabileceği ortak bir kullanım alanıda mevcut, herşeyi düşünmüşler.

Her grubun kendi aşçısı ve rehberi var, yemekler hazır olunca rehberim yemeğimi getiriyor, dünyanın her yerinden insanlar bu dağın zirvesine ulaşmak için burada bir araya geliyor.

Tanıştığım İtalyan dağcılarla birlikte aynı masaya oturuyoruz ve sohbet başlıyor.

Tatlı sohbeti kısa kesmek zorundayız çünkü erkenden yollara düşeceğiz.

Ertesi sabah saat 06:00 da Ramo kapımı çalıyor, elinde alüminyum bir sürahi var, elimi yüzümü yıkayayım diye sıcak su getirmiş.

Keyifle elimi yüzümü yıkayıp kahvaltıya geçiyorum ama kahvaltıda bulamaç gibi korkunç birşey var.

Ramo bu ne diyorum?

Şeker ve undan yapılmış porch dediği birşey dağda enerji vermesi için yemem gerektiğini söylüyor.

Öylesine kötü bir tadı varki ben yiyemem bunu diyorum, ekmek peynir verin yeter…

Neyse bugün tam 5 saatlik ve oldukça dik bir parkuru yürümeye başlıyoruz.

Yağmur ormanları bitiyor ve bitki örtüsü çeşitlilik gösteriyor.

Herbir adım başı inanılmaz güzel çiçek ve bitki görmeye devam ediyoruz.

Parkur biraz yorucu ama doğanın güzelliği karşısında yorgunluk umurumda bile değil.

Öğlen yemek molasında hafif bir sandviç ve çikolata var.

Bir sonraki kamp alanımız 3720 m yüksekliğindeki ‘’Horombo kamp’’ alanı.

Bir önceki kamp alanının bir benzeri burası.

Fakat bitki örtüsü oldukça farklı Moorland denilen bir bitki topluluğu burayı bambaşka bir güzelliğe büründürüyor.

3720 metre de hala tüm alan yemyeşil dağın zirvesine varmadan doğanın zirvesine çıkmış gibi hissediyorum kendimi.

Güldür güldür akan suların sesi ile adeta bir cennet burası.

Yarınki yürüyüşe hazırlanmak için 4000m ‘ye çıkıp vucudumuzu alıştırmaya çalışıyoruz, kısa bir yürüyüşün ardından kamp alanına tekrar dönüyoruz.

Günün yorgunluğunu atabilmek için erkenden uyku moduna geçip ertesi sabah tekrar düşüyoruz yollara.

Bu seferki hedefimiz ’’ Kibo kamp’’ alanı 4700 m.

Oldukça zorlu bir yürüyüş, bitki örtüsü tamamen yok oluyor.

Moorland bitkileri çok uzaklarda belli belirsiz kendini gösteriyor bu kadar yüksek bir noktada yeşilin olduğu tek dağ Kilimanjaro.

4700 m’ye yaklaştıkça etraf çölleşmeye başladı, büyük kayalık bölgede oldukça zorluyor hatta geçit imkansız gibi ve havada iyice soğumaya başladı.

Bu arada benim yavaş yavaş midem bulunmaya başlıyor, aynı anda baş dönmesi, yüksek irtifa hastalığı baş gösteriyor ki en çok korktuğumda bu hastalık.

Artık iyice kötüleşiyorum, sonunda kamp alanına varıyoruz. Buradaki kamp alanı diğerlerinden farklı.

Oldukça büyük kapalı bir alana sayamadığım kadar çok ranza koymuşlar.

Ramo hemen ranzanın alt katında bir yere uyku tulumumu serip uyumam için yardımcı oluyor.

Kaç saat uyuduğumu bilemiyorum ve beynim çatlıyor hala, uyandığımı görünce Ramo hemen çorba ile yanıma geliyor ve bana o çorbayı içirtiyor.

İstemeye istemeye kaşıklıyorum çorbayı ve bir ağrı kesici alıp tekrar yatıyorum.

Ramo iyice dinlen çünkü bu sabaha karşı 01:00 de yola çıkacağız diyor, eğer kendini iyi hissetmezsen geri dönmemiz gerekir diyor.

Asla diyorum ! Geri dönmek için yola çıkmadım, biraz daha uyursam kendime gelirim diyorum ve dalıyorum uykuya…

Akşam 23:00 gibi uyanıyorum ortak kullanım alanına yemek yemek için gidiyorum, bir grup Rus ellerinde votka şişeleri bağıra bağıra şarkı söylüyorlar.

Rus işte dağın tepesinde bile aynı adamlar. Votka vazgeçilmez onlar için.

Ama dağların keskin kuralı vardır, aşırı alkollüysen o dağ seni zirvesine buyur etmez.

Gece olunca daha kaç kişi geri döner bilemiyorum çünkü 3700 kampından bile geri dönenler oldu.

Karnımı doyurduktan sonra kamp alanında biraz yürüyüş yapıp tekrar uzanıyorum.

Gece 01:00 de herkesi uyandırıyorlar hızlı bir şekilde çantalar toplanıp az eşya ile yola çıkıyoruz.

Gereksiz eşyalar kamp alanında kalıyor.

Herkes kendi rehberi eşliğinde adım adım ilerliyor etraf artık karlı ve yağan karın şiddeti artıyor.

Başımın ağrısı devam ediyor, adımlarım bir kamplumbağanın adımlarından çok daha yavaş.

Yavaş da olsa hareket etmek zorundayız. Bu arada geri dönenler oluyor sanırım Rus grup sapır sapır dökülüyor.

Rehberim inanılmaz bir şekilde bana güç ve motivasyon veriyor.

Yavaş yavaş ve kararlı bir şekilde hiç durmadan yürüyoruz.

Bir ara çok üşüyorum ve uyku bastırıyor, sadece uyumak istiyorum.

Buzlu bir kayaya sırtımı dayıyorum ve ben artık uyucam diyorum ve gözlerimi kapatıyorum…

Ramo beni sarsıyor aç gözlerini sakın uyuma uyursan ölürsün diyor.

Ve yola devam edebilmem için su içmek istiyorum, yağan karı avuçlayıp suyunu içmeye çalışıyorum, çok zor ama o zirveye varmak için minik minik adımlarla yola koyuluyoruz.

Sabaha karşı saat 05:00 ‘’Gilman’s Point’’e vardık  (5681m ), gözlerimi doğan güneşe doğru çeviriyorum, ince uzun bir ışık hüzmesi, sonsuz bir mutluluk veriyor bana.

Bulutların arasında yol almaya devam, zirveye varabilmemiz için en az iki saatlik bir yolumuz daha var.

Tabi bu benim yürüyüş hızıma göre değişiyor.

Zirveye yaklaştıkça etrafımızı Kilimanjaronun karları tam anlamıyla sarmış durumda ve tipi çıkıyor kendimizi korumak için bir kayanın dibine sığınıyoruz.

Biraz bekleyip tekrar adım adım ilerliyoruz. Artık Kibo’nun zirvesi  ‘’Uhuru Peak ‘’tam karşımda duruyor.

Koşarak varmak istiyorum, dizlerimde derman yok ! Son bir gayret çok az kaldı ve artık zirvedeyim…

’’Uhuru Peak ‘’ 5895 m. Koca bir dağa, zorlu bir dağa tırmanmış olmanın büyük bir gururu ve mutluluğu içindeyim.

İnsan vucudununun zoru başarma azmi bu!

Zirveye bizden önce gelenler, zirve tabelasının etrafını sarmışlar herkes çığlıklar içinde fotoğraf çekmeye ve çektirmeye çalışıyor.

Orada sıra bekleyeceğime zirvenin yamacına oturup eşsiz manzarayı izliyorum.

Küpler halinde üst üste konmuş gibi duran, buz kütleleri tüm zirvenin etrafını sarmış.

Bariz buz dağı ama öylesine muntazamki herşey, insan gözlerini alamıyor.

Kilimanjaro’nun zirvesine verdiğim sözü tuttum, artık fotoğraf karesinde yer alma sırası bize geldi.

Bu anı ölümsüzleştirmek için Ramo’dan denklanşöre basmasını istiyorum…

Bu zirveye Ramo olmasaydı belki çıkamazdım.

Bu ikimizin başarısı, birlikte birkaç fotoğraf çektirip, hızlıca zirveden ayrılmamız gerektiği için, inişe başlıyoruz.

Deli işi gibi tam dört gündür bu zirveye ulaşmak için yürüdüm ve zirvede en fazla 10 dk kalabiliyoruz!

Kamplumbağa hızı ile çıktığımız zirveden tavşan hızı ile inmeye başlıyoruz.

İniş ise çok dik ve kayalardan inmek, çıkmaktan daha tehlikeli.

4700 kampına varıp bıraktığımız eşyaları alıp, aynı gün içinde inişi bitiriyoruz.

Azim ve kararlılıkla yürünen her yolun sonunda bir başarı hikayesi vardır…

Tıpkı ‘’Alice harikalar diyarında’’ tavşanın Alice’e verdiği cevap gibi; nereye gideceğini biliyorsan hangi yoldan gittiğinin bir önemi yok!

8 Mart 2018

Meltem Karakoyun

Fransız Guyanası isimli yazımı okumak için TIKLAYIN

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
 BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

( 2 Yorum )

  • Jale Bozkaya ;

    Ben yazınıza bayildim cok guzelmisss

    8 Mart 2018 12:57
  • Eray KARAKOYUN ;

    Canım maşallah ne güzel anlatmışsın insanın o dağa çıkası geliyor ama benim için imkansız bir şey eline yüreğine sağlık

    13 Mart 2018 01:01
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER