Haber Galerisi

Fransız Guyanası Kelebek

08 Şubat 2018 - 0:18 'de eklendi ve 1343 kez görüntülendi.
Fransız Guyanası Kelebek

Fransız Guyanası Kelebek

Fransız Guyanası ve Surinam’ı ikiye ayıran nehir, Maroni Nehri.

Bugün bu nehri geçerek Fransız Guyanasına doğru günübirlik bir gezinti yapacağız.

Steve McQueen ve Dustin Hoffman desem, aklınıza ilk ne gelir?

Gerçek bir hayat öyküsü, dostluğun ve arkadaşlığın anlamı, arkadaşını en kötü anında dahi satmadan yaşam mücadelesi… desem.

Kim unutabilirki bu efsane filmi. Usta oyuncuları ve film müzikleri ile unutulmaz bir başyapıt  ‘’ Kelebek ‘’

Filmi ve kitabı biliriz, peki ya olayın gerçekten yaşandığı o korkunç hapishaneyi ve ülkeyi biliyormuyuz?

Gelin hep beraber Fransız Guyanasına meşhur Kelebek filminin çekildiği ülkeye ve cezaevine gidelim.

Bugün artık bir müze olan bu cezaevi zaman zaman tiyatro ve farklı gösterilere de ev sahipliği yapıyor.

Böylece kirli geçmişinden arındığı sanılıyor. En azından ben öyle düşünüyorum.

Paramaribo’dan yaklaşık 3 saat süren bir araba yolculuğu ile Surinam’ın bir başka şehri Albina’ya varıyoruz.

Nehir kenarında oldukça bakımsız ve hiç gelişmemiş bir şehir. Şehir demek biraz abartı ,bence bakımsız bir kasaba.

Albina’ya gelişimizin iki sebebi var buradan önce 1,5 saat sürecek olan Galibi yerleşim bölgesine gidip orada dünyanın bir çok denizlerini, okyanuslarını aşarak gelen ve yumurtalarını Galibi sahillerine bırakan dev deniz kaplumbağalarını görmek.

Bir diğer sebep ise meşhur Kelebek filminin çekildiği ve gerçek olayın geçtiği yerleri görmek.

Bugün hala Fransız toprağı olan Fransız Guyanası için, normal şartlarda vize almamız gerekiyor.

Fakat bu turda sadece şehir ve cezaevini gezeceğimiz için rehber pasaportlarımızı topluyor.

Ve küçük tekneler ile on dakika süren bir nehir yolculuğundan sonra Fransız toprağına varıyoruz.

Pasaportlar sınır denetlemesinden geçiyor ve rehbere iade ediliyor, hiçbir sorun yaşamadan sınırı geçmiş oluyoruz.

Rehber eşliğinde toplam 8 kişiyiz, kontrolden sonra etrafa dikkatlice bakınca, yolları, caddeleri ve kaldırımları ile burası tam bir şehir görünümünde.

Ne de olsa Fransa’nın denizaşırı bir ili Fransız Guyana’sı!

O yüzden de ülkenin para birimi  Avro, anadili ise Fransızca.

Denişaşırı bu ilin birde başkenti var orasıda Cayenne şehri.

Fransız anayasasının denizaşırı illere ilişkin kanunları geçerli burada.

Elbette Fransız hükümetinin atadığı bir de vali var.

Tüm diğer Güney Amerika ülkelerinde olduğu gibi Fransız Guyanası’nda da karma bir nüfüs söz konusu.

Hintli, Çinli,v Avrupalı, siyahi ve bölgenin asıl sahipleri Arawaklar bulunuyor.

Her etnik kökenin kullandığı farklı dillerde konuşuluyor. Surinam yerlilerinin ortak dili Taki taki burada da yaygın.

Nehir kenarından şehre doğru kısa bir yürüyüşün ardından ‘’ The camp of Transportation’’ hapishanesine varıyoruz.

Müzeye giriş biletlerimizi alıyoruz kişi başı 5 Avro.

İlk etapta pek birşey ifade etmiyor hatta buradan mı kaçamamışlar diye düşünüyor insan.

O günün koşulları ile düşününce hemen bu düşüncemden uzaklaşıyorum.

1858 yılında henüz ortada bir şehir yokken Fransız ve Fransa sömürüsündeki mahkumları, Fransa’dan çok uzaklarda cezalarını çektikleri bir hapishane.

Aralarında suçsuz ve esareti kabul etmeyen mahkumlarında olduğu, tam anlamı ile bir işkence merkezi olarak tarihe geçmiş, kitaplara ve filmlere konu olmuş bir hapishane.

Fransız Guyanası Kelebek

Saint Laurent du Maroni kasabası 1880 yılında kurulmuş 1912 yılında ise kasabaya bir hastane inşa edilir.

Bu hastane mahkumların kaçış planları için en büyük rolü oynamış.

‘’ The Camp of Transportation ‘’  büyük bir  hapishane 235 m yükseklikte ve 120 m genişliğinde duvarlarla  çevrili.

Avludaki duvarlar beş ayrı bölüm halinde inşaa edilmiş.

İlk iki bina hapishane yöneticilerine ait ve çıkış kapısının hemen yanında.

Üçüncü bina ise ömür boyu hapis yatanlara ayrılmış.

Hapishane hizmet binaları kırmızı tuğladan yapılmış yanyana ve karşılıklı altışarlı bina olarak inşa edilmiş.

Zorunlu çalışma yasasına çarptırılan  hükümlülerin  tutulduğu bölüm.

Betona çakılmış üç parmak kalınlığındaki demir zincirler insanın içini ürpertiyor.

Fransız Guyanası Kelebek

Ülke koşullarını düşününce tropikal iklimden dolayı sık sık yağmur yağması ve beton duvar ve yatakların sürekli nemlenmesi, sıtma ve sarrı humma gibi sivri sineklerden geçen hastalıkları düşününce bunlara bir de işkenceleri eklersen durumun vehameti daha net anlaşılabilir.

Orta yerde duran sarıya boyalı küçük bina cezaevi yönetiminin sağlık ocağı olarak kullandığı ve doktorların kaldığı yer.

Mahkumların kullandığı büyük bir mutfak, geniş yalaklar ve pişirme alanları olduğu gibi duruyor.

Bu derin kazılmış yalaklar ayrıca tuvalet ihtiyaçlarının giderildiği bir kanazilasyon sistemi gibi de kullanılmış.

Olayın sağlıksız ve akıl almaz durumunun tahayyülünü sizlere bırakıyorum.

‘’Disciplinary Areas’’ bu bölüm sanırım işkence alanları, yada gerekli hüküm ve cezaların verildiği yer.

‘’Block House ‘’ Mahkumların gece yan yana yatırıldığı bölümler, kapasitesi 40 olduğu söyleniyor ama çoğu zaman bu rakamın en az iki katı hükümlünün yanyana yatırılıp ayak bileklerinden zincirlenerek tutulduklarını anlatıyor rehber.

Küçücük pencereler ve dev kapılar, gece bu kapılar kapanınca onca insanın yan yana havasız kalıp öldüğünü bile düşünüyor insan.

‘’First Quarter’’  Tek kişilik hücrelerin bulunduğu bölge, hücre saysı 20.

‘’The Special District ‘’ Burasıda 20 özel hücreden oluşuyor aradaki fark burası ölüm cezasına çarptırılan mahkumların tutulduğu yer.

Tüm bunlara ek olarak koskoca hapishanenin tam orta yerinde duran bir giyotin var.

Fransa denilince giyotinsiz olmaz.

Giyotinlerin cellatları ise mahkumlar arasından seçiliyor ve bu iş karşılığında bir ücret alıyorlarmış.

Ünlü film ve mahkum Kelebeğin  (Papillion) hücresine gidelim .

47 Nolu hücrede kaldığını anlatıyor rehber bize  yere çizilmiz’’ Papillion ‘’  yazısını gösteriyor.

Bana pek inandırıcı gelmiyor, turistlerin daha çok dikkatini çekmek için yazmış olduklarını düşünüyorum.

İlginç bir tecrübeydi, şimdinin demokrasi havarilerinin ikiyüzyıl önce yaptıkları katliam ve işkenceler unutuldu gitti.

Kelebek adlı romanı yazar yazmasaydı, sonra beyaz perdeye aktarılmasaydı hangimizin haberi olacaktı bu geçmişten?

O yüzden tarih yazanlar, tarih yapanlara sadık kalmalı.

Kelebek filmini izlemeyenlere tavsiye ederim, izlemiş olanlarda bu başyapıtı yeniden izlemenin keyfine varabilir.

8 Şubat 2018

Meltem Karakoyun

Bir önceki yazımı okumak için TIKLAYIN

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER