Haber Galerisi

Birilerini Kahraman ilan Ederken Bu Resmi Unutma

Millet ve Seçmen olarak, balık hafızalı olmaktan vazgeçilmeli; geçmişte yaşananlar, söylenenler asla unutulmamalı; olaylar neden-sonuç ilişkisi içinde değerlendirilmeli ve seçimlerde siyasi tercihler ona göre yapılmalıdır.

03 Şubat 2018 - 1:31 'de eklendi ve 1179 kez görüntülendi.
Birilerini Kahraman ilan Ederken Bu Resmi Unutma

Birilerini Kahraman ilan Ederken Bu Resmi Unutma

Tarih 15 Şubat 1999, bebek katili, PKK lideri Abdullah Öcalan, Kenya’da yakalanıp/teslim edilip Türkiye’ye getirildi.

Birkaç ay içerisinde yargılanıp idam cezasına çarptırıldı.

Ağustos 2002’de Avrupa Birliği’ne uyum süreci kapsamında, idam cezası Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kaldırılınca, cezası müebbet hapse çevrildi.

Bugün “Apo’yu asamıyorsan al sana ip” deyip, iktidara ip atan Bahçeli, bebek katili idama çarptırıldığında Başbakan Yardımcısı konumunda ve bebek katilinin idam kararı masasının üzerinde duruyordu.

Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının/teslim edilmesinin ardından, PKK tam bir dağılma ve yok olma sürecine girmiş, şehit haberleri gelmez olmuştu.

Sayısı oldukça azalmıştı. Resmi olarak olmasa da PKK fiilen silah bırakmıştı.

3 Kasım 2003’te Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelmesiyle birlikte, her ne hikmetse durduk yerde PKK’ya karşı verdiğimiz şehit sayısı gittikçe artmaya başladı!

Yıl 2009, AKP hükümeti (Oy kaygısı ile Kürtlerin oylarını alabilmek için) sözde Kürt açılımı başlattı.

Bu kapsamda, Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla silah kullanıp eylemlere katılmamış 34 PKKlı terörist Habur Sınır Kapısı’ndan girip teslim oldu.

Bu teröristler, savaş kahramanı gibi, tam 50 bin kişi tarafından çiçeklerle karşılandı.

4 savcı, 1 hâkim, teröristlerin AYAĞINA GÖNDERİLEREK!, çadır mahkemeleri kurularak, teröristler burada sözde yargılandı.

O günkü “Yalaka Siyasetçi” ve “Yalaka Basın” görüşmeleri canlı ve bayram havasında veriyordu.

Yıl 2011, MİT yetkilileri, (Bu günkü MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da dâhil olduğu) PKK yetkilileriyle tam 5 kez Oslo’da buluşup pazarlık yaptı.

MİT yetkililerinin, bu görüşmeleri hükümetten habersiz yapması imkânsızdır.

Nitekim bizzat dönemin Başbakanı görüşmeyi önce inkâr etse de daha sonra, Devletin görüştüğünü, daha sonra da her zamanki tavrı gibi emri kendisinin verdiğini kabul etti.

PKK ile başlatılan Çözüm Süreci kapsamında;

AKP hükümeti tarafından, valiliklere gönderilen genelgelerde, PKK’ya operasyon yapılmaması ve yol kontrollerinin azaltılması talimatı verildi.

PKK’lı teröristler, kışlaların önünden her geçtiğinde askere zafer işareti (nanik!) yaparken, asker “dokunmayın!” emri gereği hiçbir şey yapamadı.

PKK, yollara mayın ve bomba döşerken, hendekler kazarken, silah depolarken hem siyasi iktidar, hem de valilikler tarafından görmezden gelindi.

T.C. ibaresi, tüm devlet kurumu tabelalarından kaldırıldı.

Okullarda, Andımızın okutulması yasaklandı. “NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE” demek, neredeyse suç haline getirildi.

Adında “Kürdistan” olan bir derneğin kurulmasına izin verildi.

Özel okullarda Kürtçe serbest oldu.

Kürtçe dil okullarının ve dershanelerin açılmasına izin verildi.

BDP Milletvekilleri, defalarca, Adalet Bakanlığı’nın izniyle İmralı Adası’na gidip Abdullah Öcalan ile görüştü.

(Aslında eylem emirleri alırken iktidar sadece seyrediyordu. Çünkü tek derdi vardı, Kürtlerin oylarını alabilmek. )

Devlet televizyonu TRT, Kürtçe yayın yapan bir kanal kurdu.

2011 yılına kadar “Kardeşim Esed” ile aile toplantıları ve tatillere gidilip çarşaf çarşaf medya ile dünyaya pozlar veriliyordu.

Her iki ülke arsında vizeler kaldırılıyor, iki ülkenin Bakanlar Kurulları Şam’da ve Ankara’da toplanıyordu.

Bu balayı toplantılarına Ürdün, Lübnan ve Irak ta dâhil edilmesi için gayret sarf ediliyordu.

2011’de ABD, İsrail, Suudi Arabistan tarafından Ortadoğu’da başlatılan “Arap Baharı” ile sıra Suriye’ye gelmişti.

Suriye’de başla(tılan)yan iç savaşta AKP hükümeti, kendisine gösterilen Ortadoğu’nun liderliği ve İslam Ülkeleri halifeliği havucu ile “Kardeşim Esed”, oluverdi “Katil Esad”.

Bu gaz ile Suriye yönetimine muhalif tüm gruplara destek verildi.

Silahlar gönderildi, militanlar Türkiye’de eğitilip Suriye’ye gönderildi.

Başka ülkelerden gelen militanların Suriye’ye geçişi de yine Türkiye’den sağlandı.

Daha da ileri gidilerek ÖSO militanlarının tedavileri bizzat ülkemizde sağlandı.

Böylece Suriye yönetiminin, ülkenin bütünündeki egemenliğini kaybetmesinde en büyük pay AKP hükümetlerinin oldu!

4 Nisan 2013 de 63 kişiden oluşan Akiller! Heyeti, iktidarın emri ile Çözüm Sürecini Türk milletine yutturmak için il il geziyorlardı.

16 Kas 2013, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başkanı Mesud Barzani, Şivan Perver ve İbrahim Tatlıses ile Diyarbakır’da bir törende bir araya geldi.

Birlikte el ele, kol kola Kürtçe şarkılar eşliğinde “Megri megri” söylendi.

(Megri Megri…Türkçe manası ‘ağlama’… Megri Megri PKK’nın ilk kadroları içinde yer alan ve çatışmada öldürülen bir PKK’lı teröristi anlatıyor. Sayın! First Leydimiz de bu şarkı ile gözyaşları döküyordu.)

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, törende yaptığı konuşmada “Irak Kürdistan Bölgesel Yönetim Başkanı değerli kardeşim Barzani’ye Erbil’den geldikleri, heyecanımızı paylaştıkları için milletim adına teşekkür ediyorum” cümlesini kurdu.

22 Mart 2014 de Nevruz Bayramında Diyarbakır Meydanında, bizzat iktidarın izni ile Abdullah Öcalan’ın mektubu okundu ve buna devlet yetkilileri hiçbir tepki göstermedi.

O günlerde bebek katilinin mektubunun okunmasına karşı çıkanlar, ÖSO’ya destek verilmesine karşı çıkanlar “Barış düşmanı” oldular.

Akp nin vekilleri ve medya destekçileri, bugün özgül ağırlığı yerlerde sürünen Bülent Arınç, o günlerde PKK’yı terörist örgüt olmaktan çıkarıp, bebek katili Apo’ya “Sayın” diyerek methiyeler düzüyor, manşet atıyorlardı.

Yıl 2014, Başbakan Ahmet Davutoğlu, IŞİD terör örgütü için “Bir grup öfkeli genç” tanımlaması yaptı.

Tarih 29 Ekim 2014 Cumhuriyet Bayramı, AKP hükümeti, ABD’nin talebi üzerine Kuzey Irak’taki Peşmergeler’in Habur Sınır Kapısı’ndan giriş yaparak, Kobani’ye geçişine izin verdi.

Tarih 22 Şubat 2015, TSK nin bir bölüğü ile korunanı, Suriye sınırları içerisindeki kendi topraklarımızdan Süleyman Şah’ın türbesi YPG’lilerin ( YPG=PKK ) yardımıyla, TSK tarafından PYD’nin kontrolündeki Eşme Köyü’ne taşındı.

Böylece Türkiye, o bölgeyi, kendi topraklarımızı tamamen PYD’ye teslim etmiş oldu.

2013-2016 yılları arasında, PYD lideri Salih Müslim, defalarca Ankara’ya gelip hükümet yetkilileriyle görüştü.

Tarih 20 Mart 2016, Cumhurbaşkanı Erdoğan katıldığı bir televizyon programında “Çözüm sürecinde Güneydoğu’daki valilere PKK’nın üzerine gitmeyin dedik, silah yığdılar” diye konuştu.

Tarih 26 Şubat 2017, IKBY Başkanı Mesut Barzani’nin ziyareti nedeniyle, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda ve Ankara Esenboğa Havalimanı’nda ilk kez IKBY bayrağı asıldı!

Bugün ise, kahraman Mehmetçiklerimiz, Zeytin Dalı harekâtıyla Afrin’deki teröristleri temizlemek için günlerdir canını hiçe sayarak savaşıyor.

Bugüne kadar 16 şehit verdik.

Daha önce Fırat Kalkanı harekâtıyla, Suriye’nin Cerablus bölgesindeki teröristler temizlendi.

Bu harekâtta ise 72 askerimiz şehit oldu.

Bu harekâtlarda şehit olanların hepsi birer can, birer fidan, hepsi birer ana kuzusu…

Elbette ki, bu harekâtlar ülkemizin güvenliği için çok önemlidir, sonuna kadar desteklenmelidir.

Türk askerinin yanında olunmalıdır.

Ama bir yandan da;

TSK, bu harekâtlara neden mecbur kaldı?

Bu terör örgütleri nasıl bu kadar büyüdü, nasıl güçlendi, nasıl bu kadar etkin hale geldi? Buna yol açanlar kimler?

Suriye nasıl bu hale geldi, Suriye yönetimi ülke genelindeki egemenliğini bir anda nasıl kaybetti?

Buna neden olan kimler? Sorularına yanıt aranmalı, sorumlulardan hesap sorulmalıdır.

Eğer hesap sorulmazsa, terör asla bitmez.

Millet ve Seçmen olarak, balık hafızalı olmaktan vazgeçilmeli; geçmişte yaşananlar, söylenenler asla unutulmamalı; olaylar neden-sonuç ilişkisi içinde değerlendirilmeli ve seçimlerde siyasi tercihler ona göre yapılmalıdır.

Kuşkusuz ki, Zeytin Dalı harekâtı başarıyla sonuçlanacaktır.

Bu zaferin tek kahramanı şanlı Türk Ordusu olacaktır. Kimse kendine başka kahraman aramasın.

Kimse de kendini boş yere kahraman ilan etmesin.

Kimse Kahraman Türk Ordusu üzerinden oy devşirmeye kalkmasın.

Canavarları büyütüp, besleyip, sonra da onlarla savaşıyormuş gibi görünenler; kendi hatalarının bedelini askere, polise, vatandaşa ödetenler asla kahraman olamaz!

BERİL ŞEKER

03.02.2018

”Diktatörleri Yaratan Omurgasızlar” isimli yazımı okumak için TIKLAYIN

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
 BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

( 1 Yorum )

  • Aycan Akgün ;

    Doğru tesbit…gene döktürmüşsün Beril’ciğim…Kalemin sısmasın!..

    3 Şubat 2018 12:27
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER