Haber Galerisi

San Blas Adaları ve Kuna Yala Yerlileri

Man Adasını duydunuz, gelin şimdi ben sizi hiç duymadığınız başka bir adaya götüreyim. Yok yok orada banka da yok, bir Sterlin’lik paravan şirkette yok hele hele rüşvet alıp veren hiç yok.

07 Aralık 2017 - 18:23 'de eklendi ve 1330 kez görüntülendi.
San Blas Adaları ve Kuna Yala Yerlileri

San Blas Adaları ve Kuna Yala Yerlileri

Man Adasını duydunuz, gelin şimdi ben sizi hiç duymadığınız başka bir adaya götüreyim.

Yok yok orada banka da yok, bir Sterlin’lik paravan şirkette yok hele hele rüşvet alıp veren hiç yok.

Ama bu adanın bağlı olduğu ülke elbette o kadar temiz değil…

Amacım pis, kokuşmuş düzenden sizleri alıp dünyanın en ilkel adalar topluluğundan biri olan’’ Kuna Yala’’ yerlilerinin yaşadığı  ‘’San Blas’’ adalarına  götürüp, ruh dünyanızı biraz olsun değiştirmek.

Kuna Yala yerlilerinin varlığından ilk kez ‘’ Rotasız Seyyah ‘’ kod adlı bir Türk gezgininin notlarını okurken haberdar olmuştum.

Ve günün birinde oraya gideceğim demiştim…

Aradan fazla bir zaman geçmeden 2017 yılı Haziran ayında Kuna Yala yerlilerini ziyaret edebilme fırsatımız olunca düştük yollara Mahmut’la.

Panama seyehatimizin son günlerini bu güzel adaya ayırdık.

Sabah saat 05:30 da acentanın  4×4 aracı bizi kaldığımız otelden aldı.

Yaklaşık iki saat süren bir araba yolculuğundan sonra ormanlık bölgenin girişine geldik.

Burası Kuna Yala yerlilerine ait bölgenin girişi kabul edildiği için polis kontrol noktası var, pasaportlarınızı mutlaka yanınıza alın.

Özerk bölgeye giriş elbette ücretli, kişi başı 20 ABD ödüyoruz.

Yağmur ormanlarının içindeki keskin virajlı yollarda, midemiz ağzımızda tam yarım saat daha araç ile devam ediyoruz.

En sonunda park etmiş araçların olduğu bir yere varıyoruz.

Bayağı kalabalık San Blas Adalarına turistlerin ilgisi son yıllarda oldukça yoğun.

Dünyanın her yerinden insan var. Herkes farklı bir adaya seyehat etmek üzere bekliyor…

Bizi tekne ile almaya gelen ailenin adı ‘’Franklin ‘’ kalacağımız adanın adı da o yüzden Franklin adası.

Benjamin Franklin’le bir akrabalıkları yok, merak etmeyin.

Kuna Yala yerlilerine Panama sokaklarında rastlayabilirsiniz fakat ilk kez bu kadar yakından görüyorum onları.

Kadınların çoğu geleneksel Kuna Yala yerli kıyafetleri giyiniyorlar.

Ayak bilekleri ve kolları kendi yapmış oldukları  boncuklu ve sarma iple yaptıkları renk renk bileklikler ile dolu, genelde kırmızı ve turuncu tonları kullanıyorlar.

San Blas Adaları ve Kuna Yala Yerlileri

Üzerlerinde çiçek desenli bluz ile birleştirilmiş geleneksel desenlere hakim elbiseler var.

Bileklik ve günlük kıyafetlerdeki sembolleri içeren, geleneksel el sanatının adı ‘’Mola’’ sanatı.

Başlarında ise gene geleneksel desenlerle işlemeli örtüler var. Oldukça dikkat çekici görüntüleri var .

Mola sanatı; ilk zamanlar kadınlar vücutlarına ve yüzlerine değişik geometrik şekiller çizerlermiş, İspanyol gemileri gelip adaları kolonileştirmeye başladıkları dönemden sonra bu desenleri, geleneksel kıyafetlerine de işlemeye başlamışlar.

Son 50 yılda ise soyut çiçek, bitki ve hayvan motifleri daha yaygın bir halde kullanılmaya başlamış.

Aslında bu desen ve semboller bize hiç yabancı değil,bizim halı ve kilimlere dokuduğunuz  desenlerin  benzerliği oldukça şaşırtıcı.

En belirgini hepimizin bildiği ‘’eli belinde‘’ adlı sitilize edilmiş desen çalışması, yada ‘’hayat ağacı’’ motifleri

Güney Amerika kıtasında Türk motiflerine ilk kez rastlamıyorum fakat her rastladığımda aradaki bağı daha çok merak ediyorum.

Kısaca tarih Türk’lerle başlar diyerek konuyu uzatmıyorum.

Panama hükümeti 20.yy başlarında Kuna Yala yerlilerinin batı tarzı giyimi seçmeleri için baskı yapmış fakat bu baskılar oldukça büyük tepki toplamış ve değişik direnişlerin sahnelenmesine sebep olmuş.

1925 yılında Kuna Yala yerlileri ve Panama hükümeti arasında sayısız direniş hareketleri gerçekleşmiş ve bu direnişten Kuna Yala yerlileri galip gelmiş.

Daha sonra  Panama hükümeti ile anlaşmaya varılır ve Kuna Yala yerlileri adalarda özerk statü ile yaşamlarını sürdürmeye devam eder.

Erkeklerin çoğu geleneksel kıyafetleri giymiyor, modern dünyanın kıyafetleri içinde pek de ilgi çekmiyorlar.

En tipik özellikleri ise kadın ve erkek hepsinin boyu oldukça kısa, ayak parmakları ise adeta palet gibi geniş.

Nede olsa ada insanları hayatları suyun içinde geçiyor.

Tenleri oldukça koyu ama zenci değiller, bildiğimiz Kızılderilileri andırıyorlar fakat yüzleri kemik yapıları daha çıkık ve belirgin.

Genelde gülümsemeyen donuk bir ifadeye sahipler.

Özellikle kadınların burnunda oldukça kaba görünümlü altın hızmalar var, bir an önce adaya varıp bu ilginç insanların fotoğraflarını çekmek istiyorum.

Teknelere biniyoruz, bekleme esnasında yoğun bir sivri sinek istilasına maruz kalıyoruz.

Neyseki artık denizin üstündeyiz ve bu küçük düşmanlar geride kalıyor.

Kuna Yala yerlilerinin yaşadığı  Sana Blas adaları Panama ve Kolombiya sularına dağılmış.

Karayip Denizi üstünde irili ufaklı 300 adet adadan oluşuyor.

Yaklaşık 50 adada bir fiil yaşam var,  bu adaların boyları bir ya da iki km kadar .

Kuna Yala yerlilerinin geçim kaynağı elbette büyük oranda balıkçılık, meyve ve hindistancevizi yetiştiriciliği bir de yeni yeni canlanan turizm.

Hemen hemen her ailenin kendi adası var.

Evet yanlış duymadınız her aile birkaç adaya sahip ve son yıllarda bu adaları turizme kazandırmak için ailelere adaları işletme hakkı tanınmış.

Tabiki aç gözlü 5 yıldızlı otel sahiplerinin gözleri bu adaların üstünde.

Mercan kayalıkları üzerine hakim kum tepecikleri üzerinde uzayıp giden hindistancevizi ağaçları  ile kaplı bu minik adacıklar, Kuna Yala yerlilerinin evleri.

Tüm hayatlarını bu adalar üstünde geçiren köklü bir aşiret  topluluğu.

Karibs torunları yani Karaib bölgesinin ilk sahiplerinin  devamı olduğuna inanılıyor.

Kuna Yala yerlileri atalarının gelenek ve göreneklerine sıkı sıkıya sahip çıkmışlar, olduğu gibi günümüzde bu yaşamı sürdürmeye devam ediyorlar.

Kabile kimliğini korumayı başaran Kuna Yala yerlileri manevi dengeli bir yaşam sürmeye devam ediyorlar, hiçbir yozlaşmaya maruz kalmadan.

Kuna Yala yerlilerinde soy anadan geçiyor o yüzden  ‘’Anaerkil ‘’bir topluluk.

Evlenen çift kadın tarafının ailesi ile birlikte yaşamaya başlıyor.

Aile içinde kadın ve erkek iş bölümü yaparak çalışıyor ve yaşıyor.

Kuna Yala yerlileri kendi dilleri olan Kuna dilini kullanıyorlar.

Fakat resmi dil İspanyolca o yüzden bir çoğu İspanyolca biliyor.

Panama kanalı inşaası sırasında ise az bir kesim İngilizce öğreniyor.

Son zamanlarda İngilizce öğrenmek için büyük çaba sarf ediyor yerli halk. Sebebi elbette kapitalist düzen… Neyse.

Sanırım 30 – 40 dakika tekne ile yol aldık San Blas takım adalarının bir çoğunu çıplak gözle görebiliyoruz.

Hava biraz yağmurlu olsada tropikal iklim olduğu için kısa bir süre sonra güneş açacağını biliyoruz.

Berrak, pırıl pırıl suların olduğu, mavi ile yeşilin birbirine geçtiği turkuaz mavisi suların üstündeki mini minnacık  adamıza sonunda varıyoruz.

Kendimizi bir kartpostalın içinde oturur gibi hissediyoruz .

Adada iki Türk, bir Amerika’lı ve iki Kanada’lı olmak üzere beş kişiyiz adanın sahiplerini saymazsak tabi.

Ada üzerindeki palmiya ağaçlarının gövde ve yaprakları ile Kuna Yala erkekleri tarafından inşa edilen küçük kulübelerde konaklayacağız.

Odaların içinde sadece yatak var, banyo ve tuvalet dışarda adanın bir ucunda.

San Blas Adaları ve Kuna Yala Yerlileri Mutfak ve ada sahiplerinin konaklama yeri ise bir diğer ucta.

Bir uçtan bir uca dediğime bakmayın çıplak ayakla kum üzerinde yürüyerek beş dakika bile sürmeyen bir mesafeden bahsediyorum.

İlginç olan şey ise adada güneş enerjisi ile elektrik üretiliyor. Akşam saat 22:00 ‘ye kadar elektrik var.

Ada sahiplerinin kullandığı büyük kulübe de televizyon bile var. Oturmuş dizi izliyorlar.

Bizler cennet adanın serin sularına bırakıyoruz kendimizi.

Adanın her yanı mercan kayalıkları ile çevrili en müsait ve kumsal ucu geç olmadan keşfediyoruz.

Etrafımızda yüzen balıkları ve deniz yıldızlarını dalmadan veya şnorkel bile kullanmadan görebiliyoruz.

Amerika’lı Carol yanında şnorkelde getirdiği için bizlere de veriyor ve denizin altındaki güzelliklere biraz daha yakından görebilme fırsatımız oluyor.

Bu arada boru çalıyor, sesin geldiği yöne doğru yöneliyoruz.

Kuna’lı genç adamın elinde kocaman bir deniz kabuğu üfleyerek ses çıkartıyor.

Sabah, öğlen ve Akşam yemekleri için bu sesle haber veriyorlarmış.

Denizde yüzerken bu sesi duydunuz mu taze balıklarınız pişmiş demektir.

Issız adada yüzmekten yorulunca ellerimize kitaplarımızı alıp bir köşeye çekiliyoruz.

Sessiz ve dingin manzaranın içinde kitaplarımızla başbaşa kalmanın keyfi ise bambaşka.

Akşama doğru muazzam bir güneş batışına şahit oluyoruz.

Güneş ışınlarının çarptığı her bir mercanın rengi ile kırılıyor ışık ve eşşiz renkler eşliğinde güneşi batırıyoruz.

Batan güneşin ardından parlament mavisi rengine dönüşüyor ada ve üzerindeki herşey.

Bu renge ilk kez bu kadar çok yakından şahit oluyorum.

Ahir zamandan arınıp dinginliğin içine süzülüyoruz…

Ertesi gün ise güneşli güzel bir güne uyanıp kahvaltı öncesi tekrar Karayip denizinin kucağına bırakıyoruz bedenlerimizi.

Kahvaltı borusu ile denizden çıkıp, kahvaltıya geçiyoruz.

Kanada’lı turistler bugün adadan ayrılacakmış.

Bizde sohbet esnasında tam karşımızdaki adanın ‘’İna’’ adası olduğunu öğreniyoruz.

Yani Kuna Yala yerlilerinin gerçek hayatlarını sürdürdüğü ada olduğunu anlayınca, o insanları, yaşam biçimlerini ve kültürlerini yakından görmek istediğimizi söylüyoruz.

Franklin’lerin genç ve çok iyi ingilizce konuşan oğlu bizi 15 ABD karşılığında adaya götürüp gezdirebileceğini ve fotoğraflar çekebileceğimizi söylüyor.

En başından beri aradığım fırsat böylece ayağımıza geliyor.

Carol, Mahmut ve ben  kahvaltıdan sonra, gezi yapacağımız  tekneye atlıyoruz.

San Blas Adalarının etrafında  dolaşarak İna adasına varıyoruz.

San Blas Adaları ve Kuna Yala Yerlileri

Tekneden iner inmez bizi adalı çocuklar yengeç yürüyüşü yaparak karşılıyorlar.

İnanılmaz bir şey küçük büyük bütün çocuklar ellerinin üzerinde tepe taklak yürüyüş yapabiliyor.

Muhtemelen kemik yapıları zaman içinde bu duruşa el verişli hale gelmiş.

İnanılmaz neşeli ve sevimli çocukların arasından, sokak aralarına giriyoruz rehber eşliğinde.

İnsanlar kapı aralarından bakarak bizlerin geçişini gizlice izlemeye çalışıyorlar.

Kapısı açık evin girişinde hamak içinde yatmış el işi yapan kadın ve annesini ile konuşmaya çalışıyoruz.

Bu el sanatından küçük de olsa bir parça kesinlikle almalıyım.

Pazarlık yapıyoruz ama karnı tok satıcılar valla kuruş aşağı inmiyorlar.

Bir kaç kare fotoğraf çekiyorum para istemeye başlıyorlar, rehber bizi hemen oradan uzaklaştırıyor, bizim akrabalardan alırsınız almak istediklerinizi diyor.

Adada oldukça fazla ‘’ Albino’’ ile karşılaşıyoruz.

Afrika’da albinoları hastalıklı yada şeytani diye öldürüyorlar fakat burada albinolar dışlanmıyor hatta halk kendi içinde onları koruyor ve kolluyormuş.

Ayrıca Albino erkekler güneşe daha az dayanıklı olduğu için evde daha çok kadınların işlerine yardımcı oluyorlarmış.

Adadaki evler bizlerin konakladığı kulübeler ile aynı sadece biraz daha büyük.

Bir kaç tane betondan inşası başlayan ev de görüyoruz.

Muhtemelen zengin fakir farkı kısa süre sonra buralara da ulaşacak.

Adanın okulu, hastanesi ve bir de kilise görünümlü kabile şeflerinin toplantı yaptığı büyük bir yapı var.

Ada halkı geleneksel düğün ve kurban ritüellerini burada meclis önünde gerçekleştiriyormuş.

Büyük yerleşim yeri olan adaların hepsinde okul ve sağlık hizmeti sunuluyor.

Çocukların hepsi okula gitmek zorundaymış.

Sağlık hizmetlerini Amerikan yardım kuruluşları organize etmeye başlamış.

Tehlike çanları çalıyor bence Kuna Yala yerlileri için.

Rehber bizi önce manava götürüyor, tropikal meyveleri görelim diye, oradan ananas satın alıp ayak üstü meyvelerimizi yiyerek devam ediyoruz.

Rehber akrabalarının evine doğru götürüyor bizi.

Akrabalarının ve komşularının  ürünleri önümüze seriliyor, satış konusunda fazla ısrarlı davranıyorlar, en sonunda birşeyler seçip beğeniyoruz.

Bu arada fotoğraf çekme şansımız da oluyor. Zaman bir hayli ilerlediği için artık geri dönmemiz gerekiyor.

Tekneyi bağladığımız yere gelirken, Yanaşan bir diğer balıkçı teknesini görüyoruz.

Kuna Yala’lı kadınlar tekneye hücum ediyor herbiri balıkları, büyük torbalara ve sepetlere dolduruyor.

Tekneye bağlı iki adet bayrak var biri Kuna Yala bayrağı diğeri ise meşhur Hitler ile özdeşleştirdiğimiz ‘’gamalı haç’’ aslında ‘’Svastika’’sembolü.

Bu sembolü bir çok medeniyette ve Ön Türk’lerde de görüyoruz, ‘’Oz tamgası’’ olarak anlamı ise; ozlaşarak tanrıya ulaşma manasında.

Ayrıca bu kirletilen sembol ateş, su, toprak ve hava gibi dört kozmik gücü de simgelemektedir.

Fotoğraf karelerine yenilerini ekleyip kendi minik ıssız adamıza geri dönüyoruz.

Keyifli ve dolu dolu geçen bir gün ve geceyi de geride bırakarak, başka bir kültür ve insanları tanımanın mutluluğu içinde ertesi günü Panama’ya geri dönüyoruz.

Dönüş yolunda yollar daha da mı virajlı anlamadım.

Panama’nın zenginliklerinden, emperyal ve kapitalist sistemden henüz etkilenmeyen Kuna Yala yerlilerini  ve San Blas adalarını kendimce tanıtmaya ve anlatmaya çalıştım.

Panama’ya yolu düşen herkese bu muazzam adaları ziyaret etmelerini ve Kuna Yala yerlilerini tanımalarını tavsiye ederim.

Meltem Karakoyun

07.12.2017

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER