Haber Galerisi

Tam Bağımsız Olmak

Gerçek demokrasiye ancak ülkenin tam bağımsız olduğunda ulaşılacağından kimse kuşku duymamalıdır… Bu da ancak Atatürk ilkelerine, bilime ve sanata bağlı olmakla mümkündür… Yaşasın tam bağımsız Türkiye… Yaşasın gerçek demokrasi…

05 Aralık 2017 - 1:38 'de eklendi ve 1302 kez görüntülendi.
Tam Bağımsız Olmak

Tam Bağımsız Olmak

Atatürk’ün tam bağımsız olarak gelecek nesillere teslim ettiği ülke bu özelliğini ne zamana kadar koruyabildi?

İsmet İnönü’nün çok partili demokrasiye geçerken inandığı demokrasi ne zaman ve neden yozlaşmaya başladı?

Tek partili dönemde bile hiçbir icraatını TBMM’ne dayanmadan yapmayan ülke nasıl oldu da demokrasi adı altında iktidar partilerinin diktatörlüğü haline dönüştü?

Neden batı demokrasilerinde darbe girişimleri olmuyor da ülkemiz darbeler, muhtıralar ülkesi olabiliyor?

*  *  *

Bu soruların yanıtı sadece eğitim eksikliği değildir. Başka bir neden var.

O da 1950 yılına dek tam bağımsız ülke reflekslerini sergileyen devlet yöneticilerinin, bu tarihten sonra, Atatürk’ün dize getirdiği emperyalist güçlerin ağına düşmesidir…

Bu durumda emperyalistlerin sizi bir kabile devleti gibi görüp, dilediğinde darbe yaptırması, muhtıra verdirmesi kaçınılmazdır…

Düşünün… Kore savaşı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ne ilgisi vardı?

Ülke gelirlerini har vurup harman savunan dönemin yetkilileri, sırf yardım almak için ABD’nin paralı askeri olmamışlar mıdır?

Tarım gelirlerinin toplam gelirler içindeki payı 1950 yılında %50 iken, 1955 yılında %46’ya düşerken; 1958 yılında 2 TL olan dolar 9 TL’ye fırlamamış mıdır?

Emperyalizm önce borçlandırır, sonra da kanınızı emer… Emmiştir…

Ve sonunda bir ülke için en utanç verici karar alınmış, Türkiye Cumhuriyeti tüm dünyaya borçlarını ödeyemeyeceğini ilan etmiştir. (1958 Moratoryumu)

*  *  *

Paçasını emperyalistlere kaptıran iktidarlar için demokrasi bir oyuncaktan, ya da bir baskı aracından başka bir şey değildir.

Bakınız,

29 Nisan 1959. İsmet İnönü temaslarda bulunmak üzere batı illerini kapsayan bir geziye çıkar…

İktidar baskısının giderek arttığı, basına sansürün olağan haline geldiği, birçok gazetecinin tutuklu olduğu bir dönem…

30 Nisan’da Uşak’ta trenden inip şehir merkezine ilerlerken İnönü’nün içinde bulunduğu araca bardak fırlatılır, kurtuluş savaşı sırasında ordumuzun karargâh olarak kullandığı evi ziyaret etmesi engellenir.

Ertesi gün kentten ayrılmak için geldiği istasyona Demokrat Parti’li taraftarların taşlı saldırısına uğrar, başından yaralanır…

Bir örnek daha:

2 Nisan 1960. Kayseri’nin Yeşilhisar ilçesinde CHP’lilerle DP’liler arasında çıkan kavgadan bir hafta sonrası…

İnönü’nün Kayseri il kongresine katılmak üzere bindiği tren, gelen emirle Himmetdede istasyonunda durdurulur…

3 saat bekleyen İnönü trenden iner, barikatları aşarak partililerin tezahüratı eşliğinde Kayseri’ye girer…

Bundan iki ay kadar sonra, 27 Mayıs 1960’da ordu yönetime el koyar.

İnönü’nün seyahat özgürlüğünü engellemek suçundan yargılanan ve mahkûm olanlar arasında Adnan Menderes ve Celal Bayar da vardır…

*  *  *

O dönemdeki iktidarın bu hareketlerine/hakaretlerine maruz kalan İnönü, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın Batı Cephesi Komutanıdır.

Akıllara sığmaz bir vatanseverdir… Lozan zaferinin mimarıdır…

Ülkeyi 2. Dünya Savaşından sakınmış bir kurt politikacıdır.

İktidarda iken seçimi DP’ye kaybettiğinde düşüncelerini soranlara “Ben kaybettim ama ülke kazandı” diyen bir demokrattır.

Rumların Kıbrıs’ta soydaşlarımıza kıyım yaptığı 1964 yılında, Kıbrıs semalarında jetlerimize yaptırdığı ihtar uçuşuna tepki olarak gelen ve “olası bir Rus işgali halinde, ABD’nin çekimser kalacağını belirten tehdit dolu “Johnson Mektubu”na  “restinizi görüyorum” anlamında verdiği yanıt tarihe geçmiştir:

“Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye de bu dünyada yerini alır…”

*  *  *

Bu arada Bülent Ecevit’in türlü ambargo tehditlerine rağmen Kıbrıs barış harekâtı yaptığını ve haşhaş ekimi konusunda ABD’ye “topraklarımızda ne ekeceğimize biz karar veririz” şeklindeki tarihi sözlerini de unutmamak gerek…

*  *  *

Sonuç olarak, ülkenin kurucu partisi, genlerinde bulunan ve Atatürk’ten devraldığı tam bağımsızlık politikalarından sapmamış, buna karşılık din maskesini kullanarak iktidara gelenler emperyalistlerin kuyruk balığı rolünü üstlenmiş; yurt dışında kuzu, yurt içinde kurt olmuşlardır…

O kadar ki, “Yaşasın tam bağımsız Türkiye” diyen, “6.Filo defol” diyen gençleri, vatan haini ilan edebilmişlerdir…

 

Gerçek demokrasiye ancak ülkenin tam bağımsız olduğunda ulaşılacağından kimse kuşku duymamalıdır…

Bu da ancak Atatürk ilkelerine, bilime ve sanata bağlı olmakla mümkündür…

Yaşasın tam bağımsız Türkiye… Yaşasın gerçek demokrasi…

 

Filizay

Twitter: @yaziIif_

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER