Haber Galerisi

Dünya Lideri Deyince… Hiç Düşünme…

10 Kasım 2017 - 19:20 'de eklendi ve 1400 kez görüntülendi.
Dünya Lideri Deyince… Hiç Düşünme…

Dünya Lideri Deyince… Hiç Düşünme…

Bağımsız bir ülke olmanın bedeli/bedelleri nedir/nelerdir? Bağımsızlık ne demektir?

Bağımsızlık, sınırları uluslararası sözleşmelerle çizilmiş, bu sınırlar içinde yaşayan insanların aynı hukuka eşit olarak tabi oldukları, kardeşçe yaşadıkları, diğer bağımsız ülkelerle aynı haklara sahip, gerek ekonomik gerek siyasal anlamda dış ilişkileri karşılıklı yarar ilişkisine dayalı bir ülke demektir…

Bağımsızlık mücadelesi veren ülkelerden birkaç örnek seçtim. Ama önce şunu belirtmem gerek.

Bu seçimi yaparken Çin’i ve Rusya’yı aklıma bile getirmedim.

Çünkü Çin’de Mao’nun verdiği mücadele bir bağımsızlık mücadelesi değil bir iktidar mücadelesidir.

Rusya’da ise bağımsızlığına kavuşan onlarca ülke, bağımsızlıkları için hiçbir mücadele vermeden, dünya konjonktürünün bir sonucu olarak, yukarılardan gelen bir kararla birkaç günde bağımsız oluvermişlerdir…

Bu yazı için araştırma yaparken Nikaragua’yı da örneklerim arasına almak istedim ama karşıma devasa bir konu çıktı.

Gördüm ki işin içinde ABD, CIA, iş birlikçi ve dolara bir türlü doymak bilmeyen Somoza sülalesi var.

Nikaragua’daki bağımsızlık hareketi, birkaç yüz yıl öncesine kadar sömürgeci diye adlandırılan bugünün canavar emperyalistlerine karşı verilmiş bir bağımsızlık mücadelesidir.

Nikaragua temelinde batılı ülkelerin sömürgecilikten emperyalizme geçiş süreci ayrı bir yazıya konu olabilir.

Bu yüzden Nikaragua’yı da örneklerimin dışına aldım.

Benim seçtiğim ülkeler Endonezya, Hindistan ve Cezayir…

Canım ülkem Türkiye’yi en sona bıraktım. Nedenini de bu yazının sonuna sakladım…

*  *  *

Eski çağlarda ticaret gemilerinin baharat, reçine, kereste aldıkları Endonezya’da, Hindistan’ın etkisiyle putperestlik ve Budizm yaygınlaşmışsa da, 13. Yüzyıldan itibaren buraya ticaret için gelen Müslümanlarla birlikte İslamiyet hakim inanç haline gelmiştir.

18. yüzyılda Hollanda bu ülkeyi tamamen kontrol altına almıştır. 1900’lü yılların başında başlayan milliyetçilik akımı ile birlikte, 1927 yılında ‘Milliyetçi Parti’nin başkanı seçilen Ahmet Sukarno, emperyalistlerle işbirliği içindeki iktidar tarafından yakalanıp sürgüne gönderilmiştir. (İşbirlikçiler, her yerde ve her zaman…)

2.Dünya savaşı sırasında Japonlar tarafından işgal edilen Endonezya, Japonların teslim olmasından sonra Sukarno önderliğinde bağımsızlığını ilan etmiştir…

Ne var ki bu kez de bir yandan Sovyetler Birliği, diğer yandan Çin, kendi rejimlerini ihraç etmek için Endonezya’yı her alanda sıkıştırmışlardır.

Endonezya’nın bu iki süper güce karşı verdiği mücadelede, 1965 yılında, bir milyon insanın can verdiği söyleniyor…

Her ne kadar Endonezya’nın bağımsızlığa kavuştuğu yıl 1945 gibi anılsa da, gerçek anlamda bağımsızlığına kavuştuğu yıl 1965’dir…

*  *  *

Güvenlik başta olmak üzere değişik nedenlerle doğuya karadan ulaşmakta zorluklar yaşamaya başlayan Avrupa ülkeleri, çözümü deniz ulaşımında bulmuştur.

1498 yılında Vasco De Gama’nın Hindistan’a ulaşması ile Portekiz’liler baharat ticaretini ele geçirmiştir.

1580 yılında Portekiz’in İspanya’ya bağlanmasıyla durum değişmiş ve baharat pazarı diğer ülkelere de açılmıştır…

Şimdi sıkı durun…

1618’de Hindistan’da ilk kolonilerini kuran İngilizler, ülkeye daha sonra gelen Fransızlarla 1720 yılında Hindistan’da savaşa girmiştir…

Yani iki Avrupa ülkesi kendi toprakları dışında, Hindistan’da, resmen “sen mi sömüreceksin, ben mi” savaşı yapmıştır, iyi mi?

1760 yılından itibaren kontrolü ele geçiren İngilizler, 1850’li yıllarda artık İngiltere’ye hammadde sağlayan ve İngiliz mallarına Pazar oluşturan bir ekonomi oluşturmuştur…

Hatta o kadar ki, o yıllarda Hindistan’ın resmi dili İngilizce olmuştur…

1.Dünya Savaşı sonrasında Hindistan bağımsızlık hareketi yükselişe geçmiş ve yapılan direnişler, kendi içinden kendi liderini, Gandhi’yi yaratmıştır.

Gandhi, çeşitli etnik ve dini grupları bir araya getirmedeki ustalığı ve örgütlediği pasif ve aktif direnişlerle tarihe geçmiş büyük bir liderdir.

1930 yılında örgütlediği ve kendisi dahil 60 bin kişinin tutuklandığı 388 kilometrelik tarihi tuz yürüyüşünü anımsayalım…

2.Dünya savaşı sonrası Gandhi liderliğinde Hindistan ulusal ordusu kanalıyla ivme kazanan bağımsızlık hareketi, 1947 yılında kabul edilen “Bağımsızlık Yasası” ile sonuçlanmış ve Hindistan resmen bağımsızlığına kavuşmuştur.

*  *  *

20. Yüzyılın en önemli bağımsızlık hareketlerinden biri Cezayir halkının verdiği bağımsızlık mücadelesidir.

1830 yılında Fransızlar tarafından işgal edilen Cezayir’de ilk bağımsızlık hareketi işgalden 2 yıl sonra başlamış ama cılız bir hareket olarak kalmıştır.

1950 yılında Cezayir Halk Partisi’nin başlattığı eylemleri, 1954 yılında Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin başlattığı direniş eylemleri izlemiştir.

1956’da Fransa’dan 500 bin kişilik bir kuvvet getiren Fransız Vali Robert Lacoste, eylemlere katılanları ya öldürtmüş, ya da işkencelerle sakat bırakmıştır.

ABD ve İngiltere’nin ara buluculuk girişimi, 1958 yılında Fransa’da iktidara gelmiş olan De Gaulle’ü siyasi çözüm arayışına yöneltmiştir.

Oluşturulan geçici Cezayir hükümetinin Fransa ile yaptığı görüşmeler sonuç vermiş ve referandumda onaylanması koşuluyla 1962’de Cezayir’in bağımsızlığı tanınmıştır.

Yapılan referandumda 6 milyon kişi leyhte ve 16 bin kişi aleyhte oy kullanmış ve böylece Cezayir bağımsızlığına kavuşmuştur…

8 yıl süren Cezayir bağımsızlık mücadelesinde 2 milyon köylü toprağını terk etmek zorunda kalmış ve 250 bin kişi yaşamını yitirmiştir.

 

*  * *

Örneklerde de belirttiğim gibi, ülkeler özgürlükleri için başka ülkelerin kurallarına göre yaşamayı kabul etmemişler, uzun soluklu mücadeleler vermişlerdir.

Ülkelerine ve kaynaklarına sahip çıkmak için verdikleri mücadelelerde milyonlarca kişi yaşamını yitirmiştir…

Ama tüm bu bağımsızlık hareketlerinden önce verilen öyle bir bağımsızlık mücadelesi vardır ki, yukarda özetlemeye çalıştığım tüm bağımsızlık mücadelelerine örnek olmuştur.

O da Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği Ulusal Kurtuluş Savaşıdır.

Dünya tarihinde emperyalizme kafa tutan, bunun için halkı örgütleyen ve emperyalistleri dize getiren ilk liderdir Mustafa Kemal…

Şöyle bir anımsayalım.

Osmanlı’nın kurumsal yapısı, padişahın kişisel egemenliğine dayanmaktaydı.

1876 ve 1908 Meşrutiyet dönemlerinde bir parlamentoya sahip olsa bile, padişahın iradesi ulusun iradesinden üstün tutulmuştu.

Bunun yanında devlet olarak egemenlik oldukça zayıflamış ve yarı sömürge durumuna düşmüştü.

İttifak Devletlerinin yanında katıldığı 1.Dünya Savaşından yenik çıkmış ve 1918’de Mondros Mütarekesini imzalamak zorunda kalmıştı.

Osmanlı’nın düştüğü bu durum Namık Kemal’in dizelerinde şöyle yer bulmuştur:

“Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini

Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini…”

Vardı. Mustafa Kemal vardı. Samsun’a çıkış, Amasya, Erzurum ve Sivas kongreleri…

Sıfırdan bir ordu kurulması… Ve bir yıl geçmeden meclisin açılması… Ardından gelen büyük zafer…

Bu askeri zafer yeterli miydi? Elbette hayır.

Türk ordusunun İzmir’e girişinin 2.günü Mustafa Kemal, gazeteleri adına kendisini ziyaret eden Falih Rıfkı ve Yakup Kadri’ye büyük zaferin öyküsünü anlattıktan sonra “Asıl savaşımız şimdi başlıyor…” diyerek bir “Aydınlanma Savaşı”nın ilk sinyallerini vermiş ve bu savaştan da zaferle çıkmıştır.

*  *  *

Üç ayrı ülkede yaşanan bağımsızlık savaşlarının birçok ortak noktası olmakla birlikte iki tanesini gözden kaçırmamak gerek.

Bu ortak noktalardan ilki, her üç bağımsızlık savaşının da Atatürk önderliğinde kazanılan ulusal kurtuluş savaşımızdan sonra gerçekleşmesidir.

İkincisi ise, bağımsızlık savaşı veren ülkelerin liderlerinin birer Atatürk hayranı olmalarıdır.

Örneğin, bir makalesinde Osmanlı’nın çöküşünü Şeyhülislam’ın yetkilerinin gidererek artmasına bağlayan Sukarno, Atatürk’ün bağımsızlık ve laiklik anlayışından övgüyle söz ederken ne denli bir Atatürk hayranı olduğunu göstermiştir. ( Burada Sukarno’nun dini inançları yüksek bir lider olduğunu da belirtmem gerek.)

Gandhi gibi büyük bir liderin “Mustafa Kemal, İngilizleri yeninceye kadar Tanrıyı da İngiliz zannederdim” ifadesi her Türk için bir gurur kaynağı değil midir?

Bağımsızlık savaşında ölen Cezayir’li askerlerin cebinden Atatürk’ün fotoğrafının çıkması, Atatürk’ün o mazlumların içindeki milliyetçilik duygusunu nasıl ateşlediğini göstermez mi?

*  *  *

Hamurunda özgürlük yatan Türk ulusu o kadar şanslıdır ki, bağrından çıkardığı Atatürk, sadece Sevr ile yok edilmeye mahkûm edilmiş Türk ulusunu yeniden dirilterek şaha kaldırmamış, aynı zamanda dünyanın değişik kıtalarındaki mazlum halklara da örnek olmuş gerçek bir dünya lideridir.

Yazımızı Atatürk’ün 1921 yılında söylediği şu sözlerle bitirelim:

Tam bağımsızlık, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla (bağımsızlıktan) bütün mahrumiyeti demektir…”

Özgür ve tam bağımsız Atatürk Türkiye’sinin özlemini duyan herkese selam olsun…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER