Haber Galerisi

Castro Ölmeden Önce Küba

26 Eylül 2017 - 18:30 'de eklendi ve 439 kez görüntülendi.
Castro Ölmeden Önce Küba

Castro Ölmeden Önce Küba

Küba’daki günlerimizi hızlıca tükettik, geriye son bir gece ve iki günümüz kaldı.

Artık film seti gibi duran sokaklara ve dip diri duran tarihe yavaş yavaş elveda deme vakti.

Güzel, renkli ve de canlı küçük kasabamız Vinales’e veda edeceğiz önce…

Sıcak kanlı güler yüzlü ev (Casa Particular ) sahiplerimizle kahvaltı sonrası vedalaşıyoruz.

Çantalarımızı sırtlanıp iki adım ötedeki viazul otobüs durağına yürüyoruz.

Küçük yerleri işte bu yüzden çok seviyorum.

Herşey ayağının altında, hele birde acelen varsa, banka, postane, garaj hepsi yanyana ve bir adım ötede.

Tam zamanında kalkıyor otobüsümüz bu sefer süpriz olmaz diye de umut ediyoruz…

Neyseki sorun yaşamadan varıyoruz Havana viazul otobüs terminaline.

Taksiye atlayıp eski Havana sokaklarına yeniden kavuşuyoruz…

Kalacak yer ayırttırmadık nasılsa buluruz bir yer düşüncesindeyiz.

Nitekim gerçekten çok güzel bir ‘’Casa Particular’’ buluyoruz hatta oldukça modern.

Aile kendi kaldıkları ev ile turistler için hazırladıkları evin birleşme noktasına minik ahşap bir köprü yapmış.

Minik köprüden geçip açık mutfağa geliyoruz.

Yüksek barın etrafında yüksek bar tabureleri, kahvaltı salonu burası diyor adam.

Merdivenlerle üst kata geçiyoruz üç odanın üçü de boş istediğinizi seçin diyor.

Pencereli oda hangisi ise onu diyorum. Ama maalesef perde asılı duvarların hiçbirinin ardında pencere yok.

Tek pencere var o da odanın koridoruna açılıyor. Küba’daki bu anlamsız olaya anlam veremiyorum.

Neyse oda otel odası şeklinde hazırlanmış ve gayet modern bir de banyosu var.

Vinales’te damlayarak akan banyo suyundan sonra bu güzel banyonun duşu bize ödül gibi geldi.

Çantaları bırakıp son günümüzü boşa harcamayalım diye daha önce gitmediğimiz hediyelik eşyaların satıldığı büyük hana gitmeye karar veriyoruz.

Yürüme mesafesinden bayağı uzakta olduğu için taksiye atlıyoruz eski tren garı yanı, limana varıyoruz.

Küba sokak resimleri ve evlerini konu alan ressamların standlarına uğruyoruz.

Tablolar oldukça pahalı ve ayrıca satın aldıktan sonra vergi de ödemek zorundasınız.

Hediyelik eşya konusunda oldukça zengin bir yer ve bir o kadarda büyük bir han.

Tam yarım gün buraya ayırmak şart gibi, her standı gezip pazarlık yapayım derken zaten gün tükeniyor…

Küba’ya ait takılar, ahşap el yapımı eski otomobiller, mutfak eşyaları gibi aklınıza ne gelirse var, kesenize ve tercihinize göre.

Alış –verişimizi bitirip tekrar Küba’nın sokaklarına dalıyoruz…

Ara sokaklardan geçerken o da ne ? Tayyip Erdoğan’nın gördüğü Küba’daki camiyi görüyoruz.

“Kristof Kolomb’un gördüğü bu olamaz zannımca.

Dağların arasında değil dar bir sokakta kendi halinde minik cemaati ile orta boy bir mescit burası.

Öyle bizdeki gibi tonoz çatılı falan değil zaten minareyi görmesek cami olduğunu da anlamayacaktık, düz ince uzun tek katlı bir bina.

Cemaati olmayan Küba’ya ikici cami yapılmasını teklif etmek nasıl bir aklın ürünüdür bilemedim.

Cıvıl Cıvıl sokakta oyun oynayan çocukların arasından Capitol meydanına doğru yürüyoruz.

Olduğu gibi yaşayan Küba halkının mutlu ve meraklı gözleri arasında ilerken aklıma büyük usta Nazım’ın yazdığı ‘’Saman Sarısı’’ şiirinden Küba ile ilgili bölümü geliyor.


Küba’dan döndüm bu sabah
Küba meydanında altı milyon kişi akı karası sarısı melezi ışıklı bir
çekirdek dikiyor çekirdeklerin çekirdeğini güle oynaya
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
1961 yazı ortalarında Küba’nın resmini yapabilir misin
çok şükür çok şükür bugünü de gördüm ölsem de gam yemem gayrının
resmini yapabilir misin üstat
yazık yazık Havana’da bu sabah doğmak varmışın resmini yapabilir misin
bir el gördüm Havana’nın 150 kilometre doğusunda deniz kıyısına yakın
bir duvarın üstünde bir el gördüm
ferah bir türküydü duvar

el okşuyordu duvarı

el altı aylıktı okşuyordu boynunu anasının
on yedi yaşındaydı el ve Maria’nın memelerini okşuyordu avucu nasır
nasırdı ve Karayip denizi kokuyordu
yirmi yaşındaydı el ve okşuyordu boynunu altı aylık oğlunun
yirmi beş yaşındaydı el ve okşamayı unutmuştu çoktan
otuz yaşındaydı el ve Havana’nın 150 kilometre doğusunda deniz
kıyısında bir duvarın üstünde gördüm onu
okşuyordu duvarı
sen el resimleri yaparsın Abidin bizim ırgatların demircilerin ellerini
Kübalı balıkçı Nikolas’ın da elini yap karakalem
kooperatiften aldığı pırıl pırıl evinin duvarında okşamaya kavuşan ve
okşamayı bir daha yitirmeyecek Kübalı balıkçı Nikolas’ın elini
kocaman bir el
deniz kaplumbağası bir el
ferah bir duvarı okşayabildiğine inanamayan bir el
artık bütün sevinçlere inanan bir el
güneşli denizli kutsal bir el
Fide’’in sözleri gibi bereketli topraklarda şekerkamışı hızıyla fışkırıp
yeşerip ballanan umutların eli
1961’de Küba’da çok renkli çok serin ağaçlar gibi evler ve çok rahat evler
gibi ağaçlar diken ellerden biri
çelik dökmeğe hazırlanan ellerden biri
mitralyözü türküleştiren türküleri mitralyözleştiren el
yalansız hürriyetin eli
Fidel’in sıktığı el
ömrünün ilk kurşunkalemiyle ömrünün ilk kâadına hürriyet sözcüğünü
yazan el
hürriyet sözcüğünü söylerken sulanıyor ağızları Kübalıların balkutusu bir
karpuzu kesiyorlarmış gibi
ve gözleri parlıyor erkeklerinin
ve kızlarının eziliyor içi dokununca dudakları hürriyet sözcüğüne
ve koca kişileri en tatlı anılarını çekip kuyudan yudum yudum içiyor
mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
hürriyet sözcüğünün resmini ama yalansızının

Bu iki dost anca karşılıklı şiirler yazarak gidermiş iç kırıklıklarını ve memleket hasretini.

Gerçek dost Abidin Dino sığdıramamıştı mutluluğun resmini bir tuvale …

1961 yazından 2016 yazına kadar geçen sürede Küba halkı, sokakları ve yaşam tarzı pek değişmemişti.

Dansa ve müziğe aşıktı Küba halkı.

Hepsi iş sahibi ve çalışabiliyordu, çocuklar gürbüz ve sağlıklı ve en önemlisi tıpkı bizim çocukluğumuzda olduğu gibi sokaklardaydı çocuklar,koşup oynuyordu mutlu yüzler.

Castro ölmeden önce görmüştük Küba’yı geçen ondokuz günde anlamaya çalıştık tarihine ve köklerine bağlı Küba’yı ve Küba’lıları.

Doğasını koruyan, tek bir ağaçı dahi kesmeyen, sayısız müzeleri ve sanat eserleriyle dolu doluydu Küba.

Fidel Castro artık yaşlanmıştı ve çok hasta o ölmeden zaten kardeşi Raul görevi teslim almıştı.

Belki ilk on yıl bir şey değişmezdi Küba’da ama kaçınılmaz bir gerçek Neoliberal politikalar ile parayı bulduğunu sanacaktı Küba’lılar sonra birden hiç olmadığı kadar fakirleşip artarak ölecekti yeni doğan bebekler.

Salgın hastalıklar kol gezecek belki de.

Her çocuğa eşit eğitim sunan bir devlet de kalmayacak belki…

Küba’dan döndükten tam bir ay sonra 25 Kasım saat 22:29 da Raoul Castro abisi ve Küba’nın ölümsüz lideri Fidel Castro’nun öldüğünü halkına üzülerek bildirdi.

Dünyadaki tüm ajanslar son dakika haberi olarak verdiler Castro’nun ölümünü

Küba’nın efsanevi lideri Fidel Castro artık yoktu ! 90 yaşında yummuştu hayata gözlerini.

Neredeyse bir asırlık bir ömür; Yaşasaydı Atam yaşasaydı büyük Atatürk ! 90 yıl gibi bir ömrü olsaydı ?

Bugün dünyanın süper gücü biz olmazmıydık ?

Eğitimde, sporda, sanatta, kültürde, edebiyatta, tarımda, endüstride, teknolojide kim itiraz edebilir bu gerçekliğe ?

Fidel Castro öldüğü için üzülmemiştim, Atamızın ömrünün bu kadar uzun olmadığı için üzülmüştüm aslında.

Yobaza terk edilen güzel ülkem ve güzel ülkemin naif insanları için üzülmüştüm.

Asıl soru hemen sorulmuştu ‘’ Castro öldükten sonra Küba ‘’ nasıl olacaktı, neler bekliyor Küba halkını ?

Onlar da bizim gibi AB-D oyunları ile tepe taklak mı olacaklar yoksa daha dirayetli olup teslim etmeyecekler mi ülkelerini ?

Herşeyi, tüm soruların cevaplarını yaşayarak öğreneceğiz.

Küba’daki son günümüze dönecek olursak, hızlıca tükettik saatleri ve dakikaları.

Acele ederken Mahmut’un sandaletinin kenarı kopuyor, hemen buluyoruz bir ayakkabı tamircisi.

Taş binanın tam orta yerinde mini minnacık bir atölye, belki iki metreden daha yüksek ahşap ve demir karışımı bir kapı.

Sandaleti verdik, oturduk taş kaldırıma.

Gülen yüzü ile selam veriyor biri, Jamaika’lımış ama çok uzun yıllardır Küba’da yaşadığı için artık Kübalı.

Bize nereli olduğumuzu soruyor? Tahmin et diyoruz!

O sırada ayakkabı tamircisi o deli konuşmayın diye işaret ediyor.

Bence Küba’da gördüğüm en aklı başında adamdı… tarih ve coğrafyaya girdi konuya haliyle, en sonunda buldu nereli olduğumuzu; Türk’sünüz dedi ve komşu ülkeleri saymaya başladı.

Şaşırdık tabiki hal böyle olunca ödülü kaptı.

Ayrıca cüzdanımda sakladığım minik Türk bayrağımızıda armağan ediyorum, Jamaika’lı dostumuza.

Mutlu ve memnun bir ifade beliriyor yüzünde.

Artık çantaları toplayıp yarın başlayacak olan uzun seyehatimize kendimizi hazırlamalıyız.

Son gecemizde bitiyor.

Belki gezemediğimiz, göremediğimiz çok yer var onun telaşı ile ertesi gün de erkenden arşınlıyoruz Havana sokaklarını, daha çok fotoğraf çekme telaşımızda var tabi.

Özümsediğimiz anları ölümsüzleştirmek kendimize anı olarak kalacak kareleri çoğaltmak istercesine basmaya başladık denklanşöre.

Saate baktığımızda artık ayrılık vakti gelmişti.

Tam vaktinde taksimizde kapının önünde koşarak çantaları alıp, çıkıyoruz yola…

Son kez bakıyoruz Havana sokaklarına, kim bilir belki günün birinde yeniden geliriz buralara.

‘’Castro Ölmeden Önce Küba ‘’ seyehati yapabildiğimiz için, tarihi günlere tanıklık ettiğimiz için kendimizi hem şanslı hem mutlu hissediyoruz.

Biz kendi adımıza çiziverdik mutluğun resmini Küba’da, Castro ölmeden önce Küba’da…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

 BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

( 3 Yorum )

  • Castro Ölmeden Önce Küba – @DavrosLady ;

    […] Kaynak: Castro Ölmeden Önce Küba […]

    26 Eylül 2017 18:42
  • Selim ;

    Costro ölmeden önce küba nasıldı ve kübada hayat nasıldı çok merak ediyordum bu yazıda her şeyi çok güzel anlatmışsınız kübada durum ne merak edenler okuyabilir

    30 Eylül 2017 22:54
    • Haber Galerisi ;

      Bu yazımız toplam 14 bölümden oluşmaktadır.

      1 Ekim 2017 20:47